Minerva'nın Baykuşu

Kadın Olmak

22 Mart 2019

Yazı: Kadın Olmak | Yazar: Gül Gültekin
Bir üçüncü dünya ülkesinde, ataerkil bir toplumda, üstelik boşanmış ve hatta boşanmayı kendisi istemiş bir kadın olarak var olmak. Hem de bir çocuk annesi iken. Hem de bu çocuk bir kız çocuğuyken.

8 Mart “Emekçi Kadınlar Günü” haftasına yetiştirmem gereken yazım türlü türlü engeller sayesinde bu haftaya sarktı. Bugüne yetiştiremesem de tüm samimiyetimle yazdığım bu yazıya da kıyamadım açıkçası.

Hayata kadın olarak başlarken toplumsal cinsiyetime ilişkin tüm zorluklar, diğer hemcinslerimden farklı olarak bana da torpil yapmamışlardı…

Boyu 1.40mt’yi bulan her insan dişisi gibi ben de toplu taşıma araçlarında fiziksel ve sözlü tacizlerden, eğitim hayatım boyunca sınıf arkadaşlarımın iğneleyici sözüm ona şakalarından, fiziksel açıdan yetersiz hissettiren yorumlardan kendime düşen payı almaya başladım. Yaşım yirmilere geldiğinde zamanın güzellik ölçülerine uygun bir bedene sahip olmam gerektiğini ama aynı zamanda bu bedeni çok da göz önünde sergilememem gerektiğini; ya da iyi bir kariyer için gerekli olan IQ seviyesi ve eğitime sahipken bunu da iş hayatında mümkünse kimselerin gözüne gözüne sokmamam gerektiğini; ya da nasıl oturup kalkacağımı, kimlerle arkadaşlık yapacağımı, eve en geç saat kaçta döneceğimi, ne zaman konuşup ne zaman susacağımı, kimlerin yanlışlarını düzeltmemem gerektiğini ve daha nicelerini öğrenmiştim bile.

Kadın olarak kariyer yapmak

İş hayatına başladığımda bu bilgi birikiminin bana yeteceğini zannediyordum ama cahillik işte. Hayat tecrübesi başka bir şey. Kariyerime başlamam ile beraber yaşam denen oyunda yeni bir “level”a geçmiştim ve doğal olarak oyun da zorlaşmıştı. Şimdi yeni gizli kapılar ve sinsi tuzaklarla tanışıyordum. Bu seviyede, gizli sinyaller nasıl anlaşılır, karşıdan gelen ve dostluk ambalajına sarılı sinsi ataklar yara almadan nasıl savuşturulur, erkek denen karşı cins kadına dair her konuda nasıl her şeyi kendine hak görür, kadın denen varlık iş hayatında nasıl erkek zihniyetine teslim olur gibi konular öğretiliyordu. Her yeni gün yeni bir şaşkınlık demekti benim için.

Sadece zamanında işe gidip çok çalışmamın yeterli olacağını sanıyordum. Sonuçta yeni mezun, ailesiyle yaşayan, kendi halinde bir insandım işte. Ama bunlar hep tek boyutlu düşünmeye alışmış zihinlerimizin oyunuydu bize.

Jungle

Öncelikle iş hayatına yeni başlamış bir genç kız olarak siz, yırtıcılarla dolu bir jungle’da beyaz tatlı bir tavşansınız artık. İkincisi bu yırtıcıların bir kısmı alenen saldırıya geçmekten sakınmayan, özgüveni tavan, içi boş, kendisini dünyanın en dayanılmaz erkeği sanan aslan yeleli burnu sümüklü kedicikler. Misal, bir gün toplantıya gittiğim bir müşteri odasına girdiğimde parmağındaki kafam kadar alyansına rağmen bana “Hoş geldin canım. Ben bir içeri gidip üzerime rahat bir şeyler alıyım. Sen de kendine bir drink koy istersen. Hahahaha” demiş; ben de kendisine, çok kötü bir espri anlayışınız var şeklinde cevap verince tüm toplantı boyunca beni ve çalıştığım şirketi aşağılamış, bunun üzerine “Ee o zaman çalışmayalım,” dediğimde de patronuma şikâyette bulunmuştu. İşte bu güzel insan evladı gibiler kendilerini yekten ortaya koyacak kadar şuursuz ve kadınların gerçekten erkekler için yaratıldığına inanacak kadar yüzeysel olanlar.

Bir de size arkadaş, akıl hocası, ciddi iş insanı ve hata kabul etmeyen üstünüz gibi yaklaşan ve içinde tuttuğu zehrini akıtmak için uygun fırsatı bekleyen korkak çakallar vardır. Bunları fark etmek çok daha zordur. Ne zaman ki sizden beklediği olumlu geri dönüşün hiçbir zaman gelmeyeceğini anlar işte o zaman yüzünüze gülerken arkanızdan demediğini bırakmamaya başlar. Yaptığı karalama kampanyasını bir halkla ilişkilerci görse bu yeteneğini sektörel boyuta taşıması gerektiğini söyleyecektir mutlaka ama nafile insanın dibi kararmaya görsün bir kez, ne Amway ne limon tozu fayda etmeyecektir. İş hayatımın ilk yıllarında hayretlerden hayretlere düşerek hatta üzüntüden mide hastası olacak derecede kendini yıpratarak bu nadide yaratıkların her cinsiyle tanışma şerefine nail oldum. Ama beşinci senem ile beraber kendime yeni bir silah edinmeyi başardım: Anlamamazlıktan gel ve umursama silahı. Ondan sonrası biraz daha kolaylaşmıştı ama unutmayın sizi knock out edecek esas darbe hep maçın sonunda gelir.

Evlilik

Nitekim ben de yine toplumsal koşullandırmalar sonucu (ne zaman evleneceksin sen evladım?) 27 yaşıma bastığım yıl evlenmeye karar verdim. Konu bağlamında evliliğim sürecinde yaşananları aynı zamanda çocuğumun da özel hayatı olması sebebiyle es geçiyorum ama biz bizi biliriz di mi? 😉 Velhasıl kaçınılmaz son gerçekleşti ve ben bana dayatılan her türlü kalıbı, yazılı olmayan kuralları ve çoook eskilerden gelen teamülleri reddederek toplumsal sözleşmeden çıkma kararını verdim. Yalnız kararı vermek ne kadar zor ve zaman alan bir süreç ise, bunu uygulamaya koymak iki katı zorluktaydı.

Her şeyden önce evlilik kurumu içerisinde erkek için kadın, iyelik ilişkisindeki bir nesne haline geliyor. Yani bilinçaltı düzeyinde adam için, sizin evde sahip olduğu hobi malzemelerinden bir farkınız kalmıyor. Onlara nasıl davrandığı önemli değil. Önemli olan o malzemelerin onun aidiyetinde olması. Bir de üzerine çocuk var ise bu aidiyet aleniyet de kazanmış oluyor ve sizin gitmeniz fikri onun için çok ilkel seviyede bir korkuyu tetikliyor. Dolayısıyla olaylar aşırı hızlı bir biçimde kontrolden çıkıyor.

Vazgeç Baskıları

Önce sizi kendi aileniz üzerinden vazgeçirmeye, sindirmeye ve ya ikna etmeye çalışıyor. Benim durumumda, senelerce verdiğim emekler artık meyvesini verdiği ve ailem bana destek olmak konusunda nihayet karar aldığı için bu çabalar sonuç vermemişti.

Bu durumda ikinci aşamaya geliniyor: Arkadaşlardan yürümek. İşte burası işlerin ilginç hale gelmeye başladığı nokta oluyor. Çocukluktan beri beraber olduğun, senelerdir seni tanıyan karşı cinsten arkadaşların, ne yazık ki, olayla demin bahsettiğim ilkel düzeyde bağlantı kuruyorlar. Senelerdir göstermedikleri empati yetenekleri bir anda patlama yapıyor. Daha üç gün önce senin vasıtanla tanıdığı bu adam onlar için bir anda kardeş kıvamına geliyor ve inanılmaz bir baskı süreci başlıyor. Yok efendim, çocuklu boşanmış kadın olmak ne demekmiş biliyor muymuşum? Herkes için hedef olacakmışım. İnsanlar beni kullanacakmış. Olan çocuğa olacakmış. Sorumlusu ben olurmuşum. Bak sen?!?!

Ben hayatıma devam etmek istediğimde, kendi ayaklarım üzerinde durmayı, her türlü zorluğu göze aldığımda ataerkil düzen hemen dişlerini çıkartıyor. Siz o çarktan çıkmaya karar verdiğinizde bütün alarmlar çalıyor. Ben sadece psikolojik şiddetle kurtulmayı başardım ama binlerce kadın fiziksel şiddet görüyor, yüzlercesi öldürülüyor. Milyonlarca kadın sistem onları yıldırdığı için ayrılmak istediğini söylemeye cesaret bile edemiyor. Ayrılsa bile ekonomik olarak ayakta nasıl duracağını, çocuğuna nasıl bakacağını bilemiyor. Çünkü bu devirde kadın metalaştırılmış durumda.

Kadın

Siz bakmayın onların “Kadın annedir o yüzden kutsaldır” falan dediklerine. Kendi annelerini bile “namus” adına öldüren evlatlar yetişiyor bu topraklarda. Kadın, bu coğrafyada kutsallığı geçtim, insan olarak bile görülmüyor. Bildiğin tüketim malzemesi yapmışlar bizi, kendileri bile farkında değiller. Öyle bir düzen ki bu, öncelikle erkeklerin zihnini şekillendiriyor ve ne acı ki bunu da yine kadınları kullanarak yapıyor. Erkek çocuklarını da kadınlar yetiştiriyor. Kadınlar iş hayatında ayakta kalmak için erkekler gibi davranmak zorunda hissediyorlar kendilerini. Onların kurallarıyla oynuyorlar. Kimse kendi oyununu kurmaya cesaret edemiyor.

Lucy Irigaray özetle der ki, ataerkil düzenden çıkmak için önce kullandığımız dili değiştirmemiz lazım. Geçenlerde beni takdir etmek isteyen bir arkadaşımız “çok delikanlı kızsın” dedi. Bunu diyenin bir karşı cinsim olduğunu söylememe gerek yok sanırım. Güldüm sadece.

“Ben delikanlı değilim, delikanlılık da çok matah bir halt değil zaten. Erkek aslanların birbirlerine yelelerini sallamalarından bir farkı yok bence. Sen beni delikanlı olarak görüyorsun çünkü etrafındaki bir sürü erkekten farklı bir tavır sergiledim. Sadece bu tavrı tanımlayamadın. Ben tam da bir kadın gibi davrandım. Dirayetli, dayanaklı, korksa bile korkusunun üstüne gitme cesaretine sahip, bir iş yapılacaksa kaçmanın fayda etmeyeceğini bilen bir kadın gibi. Tüm kadınların yaptığı gibi. Bu ülkede erkeklerin batırdığı her şeyi arkasından toparlayan, erkek başaramadığında onun yanında durmaya çalışan, bunu yaparken de egosunu incitmemeye özen göstermek zorunda olan, gerektiğinde eve tek başına ekmek de getiren, akşam adam gelip ayaklarını uzattığında, çocuklarla ev mesaisine başlayan ve bu sebeple iki saat daha geç yatıp bir saat daha erken uyanan ama yine de bu toplum için hiçbir zaman yeteri kadar iyi olmayan her kadın gibi, bu ülkedeki kadınların %90’ı gibi” diyemedim kendisine. Çünkü beni anlayamayacağını biliyordum.

Peki, bizim bu düzende hiç mi suçluluk payımız yok? Var tabii ama o da bir dahaki yazıya…

Gül Gültekin

Bu yazılar da ilginizi çekebilir

3 Yorum

  • Cevapla Ahmet Yonca 24 Mart 2019 at 06:20

    Okurken bir kadından ziyade, kendimi de okudum. İnanın sadece siz değil, erkek olarak ben de benzer sıkıntıları yaşadım. Tabi ki dirayet noktasında erkek; bir kadın gibi ele alınmıyor ama kendi kızım, iş hayatım, eski karım yaşamımın bir parçası olunca, o toplum dayatmasının üstüne bir de vicdanı mesele yerleşiyor. Hayat; anlamsız yaşayanların, hayatta anlam arayanlara engel olmaya çalıştığı bir kulvardan ibaret. Fakat başta bahsettiğiniz haklılık meselesine konu sonunda “bir suçumuz yok mu” diye kıyas işletilmemeli. Biz insanlar her zaman hata yapacağız. Umarım herkes aşk ve saygı dolu bir müessesede yaşar…
     
    Kaleminize sağlık

  • Cevapla Didem Çelebi Özkan 27 Mart 2019 at 09:40

    Muazzam bir yazıydı. Okuduğum andan itibaren her gördüğüm arkadaşımı yakalayıp bir de onlara okutuyorum.
     
    Tüm bunları yaşarken hâlâ gerçekten nasıl olur da feminizme burun kıvrılır benim aklım almıyor. “Sorun var,” diyen ve çözüm arayan bir hareket ancak bu kadar yanlış anlaşılabilir. Aslında yanlış anlaşıldığı da yok belki de. Gücü ve gerçekleştirebileceği değişim farkında olunduğundan kasıtlı olarak da yıpratılmaya çalışılıyor olabilir.
     
    Senin gücünü, hayattaki duruşunu ve o sivri dilini seviyorum. Birilerinin “Kral çıplak,” diyecek cesaretinin olması çok güzel. İyi ki varsın bebek 🤗😘

    • Cevapla Gül Gültekin 1 Nisan 2019 at 15:26

      Feminizmin özellikle çarpıtıldığı konusunda seninle hem fikirim kuzum. Kadınlar arasında bile feminizmin ne olduğu ile ilgili bolca fikri ama sıfır bilgisi olan o kadar çok ki…
       
      Yüzyıllardır süren bir sömürü düzeni var ve değişim için atılan adımlar çok yetersiz. Ama olsun ben küçük küçük filizlenen düşüncelerin sonunda koca bir paradigmayı değiştirebileceğine inanıyorum. Bizim çocuklarımızdan umutluyum en azından 🙂 Yazılarımı çoğu arkadaşım sert buluyor ama sen seviyorsan bana yeter kuzu…
       
      Sen de iyi ki varsın…

    Cevap Yaz