İnce Mevzu

Ortak Metinler

28 Mart 2019

Yazı: Ortak Metinler | Yazar: Seda Çağlayan
Hiç tanımadığın bir adam, hiç tanımadığın bir kadına satırlar dizer ardı ardına, uzar gider metinler. İtiraf gibi, özür gibi, kendine aynada çıplak bakar gibi. Bakarken kendi kendini infaz eder gibi. Her satırda, yavaş yavaş.

Gün gelir sen de tanışırsın bu satırlarla. Başka bir zamanda, başka bir kadına, bir romanın baş kahramanı olan kadına yazılan bu satırlarla. Yavaş yavaş gezinirken gözlerin cümlelerin üzerinde eş zamanlı olarak bir burulma hissedersin midende, ardından istemsizce gözlerin dolar. O zaman okuduğun metnin gerçek olduğunu fark etmeye başlarsın. Çünkü bu kadar pişmanlık ve acıyla yazılmış hiçbir metin kurmaca olamaz. Çünkü acı, şakacıktan anlatılamaz…

Hikayenden kaçamazsın

Herkes kendi hikayesini yazar. Farklı zamanlarda, farklı şekillerde. Ortak olan sadece metinlerdir. Ve bu duyguları bilen her kadın ve her erkek farklı hayatlara ait o ortak metinlerde gezinirken o ortak duyguları yaşarlar. Çünkü onca göz yaşı, onca sabır, onca hasret, onca kavga, onca aşk dolu satır, onca dize karışmış bir hikaye düzmece olamaz. Bazen inkara kalkanlar olabilir ama yazan için de okuyan için de bunun faydası olmaz. Yazılmış olan ortak metinler yazılmıştır bir kere. Uzamış, uzamış ve sonu belli olmayan bir hikayeye bağlanmıştır. Zamansız, plansız sadece kalp atışlarıyla gidilen kör bir yola düşürmüştür yıllarca yazılmış olan ortak metinler iki insanı.

Yeter ki başkasını sevme!

Elele yürünen o kör yol bitmesin diye hiç ara vermeden yazarlar. Yaşanan kaybetme korkusu, yazarken çekilen acının öyle önüne geçmiştir ki yazarken yaşanan ızdırabı hissetmezler bile. Ve o metinlerin satır aralarından çığlık çığlığa bir cümle atar kendini dışarı her seferinde: “Yeter ki başkasını sevme!”

İşte iki insan arasındaki bütün hikayenin özeti bu cümlede gizlidir.

“Yeter ki başkasını sevme!”

“Yeter ki başkasını sevme!” diye yazılır tüm satırlar. Aşkın itirafını en derin biçimde ifade edebilecek kelimeler yan yana getirilir defalarca. Ve yaşanan yoksunluğun tarifi farklı olsa da herkesin hikayesinde, ana fikir hep aynıdır ortak metinlerde; “Yeter ki başkasını sevme!”

Mektup

“Sevgili Bilge,
Bana bir mektup yazmış olsaydın, ben de sana cevap vermiş olsaydım. Ya da son buluşmamızda büyük bir fırtına kopmuş olsaydı aramızda ve birçok söz yarım kalsaydı, birçok mesele çözüme bağlanamadan büyük bir öfke ve şiddet içinde ayrılmış olsaydık da yazmak, anlatmak, birbirini seven iki insan olarak konuşmak kaçınılmaz olsaydı. Sana durup dururken yazmak zorunda kalmasaydım. Bütün meselelerden kaçtığım gibi uzaklaşmasaydım senden de.” – Oğuz Atay, Tehlikeli Oyunlar

En derin sevgilerimle

Yeter ki başkasını sevme!

Seda Çağlayan

Bu yazılar da ilginizi çekebilir

10 Yorum

  • Cevapla Didem Elif 28 Mart 2019 at 10:17

    Ahh o ortak metinler ahh…
    💛😍💕

    • Cevapla Seda Çağlayan 28 Mart 2019 at 14:37

      Yazmak güzel şey 🙂

      • Cevapla Didem Elif 28 Mart 2019 at 15:40

        Evet okumak da öyle ve seni her hafta burada okumak benim için büyük keyif oluyor… 💛💛💛

        • Cevapla Seda Çağlayan 28 Mart 2019 at 20:12

          Seni dinlemek de pek bir keyifli oluyor:) Yazdıklarını sahibinin sesinden dinleyince iyice havaya giriyorsun:) Canım benim…

          • Didem Elif 28 Mart 2019 at 20:49

            Sağol canım benim. 🙏 Bu hafta belki okuyamayabilirim. Boğazım kötü. Belki sonradan yüklerim. Deneyeceğim yine de bakalım. Öperim güzellik 💕💕💕

  • Cevapla Ahmet Yonca 28 Mart 2019 at 11:02

    “Sevda” ve “Aşk” gibi terimlerin acıya dönüştürülmüş halini son 5 yıldır sevmiyorum. Çünkü bizi güçlendirecek bir unsur olan bu abstrakt olaylar, zayıflatıyorsa, kesinlikle “Aşk” veya “Sevgi” değildir. Genel kuramda pozitif enerji olarak temkinlenen Adrenalin, Oksitosin, Serotonin gibi hormonlar “Aşk” ve “Sevgi” ile vücudun direncini yükseltir. Diğer şartlar oluşuyor ve insan güç kaybediyorsa, bu psikolojide aynı “canities subita” meselesine benzetilir. Bir gecede saçların beyazlaması gibi… O yüzden gerçek aşklara selam olsun 🙏

    • Cevapla Seda Çağlayan 28 Mart 2019 at 13:47

      Bu kadar duygudan uzak cümleleri keşke böyle bir metnin altına yazmamış olsaydın 🙂 Ama madem yazdın, ben de kendi yorumumu yapayım. Hayat böyle cümlelere pabuç bırakmayacak kadar kıvrak. O yüzden senin ne istediğinle, ne sevdiğinle ya da yaptığın tanımlarla pek de ilgilenmiyor. Hiçbirimizinkiyle ilgilenmediği gibi. Dikkatli ol. Bir gün bildiğin her şeyi unutup tekrardan öğrenmek zorunda kalabilirsin.
       
      Selamlar

      • Cevapla Ahmet Yonca 29 Mart 2019 at 01:57

        Sanırım yorumumu yanlış anladınız. Ben tam aksine, duygu gibi bir etmenin aşk ve sevgi ile sadece pozitif ilerleme kaydedeceğini söylemiştim…. Vel hasıl, bir daha olmaz.

  • Cevapla Didem Çelebi Özkan 28 Mart 2019 at 12:53

    Okuduklarının ardındaki gerçekliği merak edenlerdenim ben de. Hikaye bire bir gerçek olmasa da duygu kesinlikle gerçektir. Ve bu duygunun ağırlığı altında ezilmemek, yükü biraz olsun hafifletmek amacıyla ardı ardına sıralanmıştır o cümleler. Çünkü yazan herkes bilir ki olay yazmayı çok istemek değil, yazmamaya katlanamamaktır 😉
     
    Başkalarının satırları, tıpkı yazında anlattığın gibi, bize bazen çok yakın gelebiliyor çünkü yaşananlar olmasa da geride kalan hissiyat aynı.
     
    Yüreğine sağlık Sedacım 😘

    • Cevapla Seda Çağlayan 28 Mart 2019 at 13:52

      EVET YA! Gerçekten yazmamaya katlanamamak gibi bir şey var değil mi 🙂 Böyle insanın içini kemirip duran, yazmadıkça durulmayan kımıl kımıl bir his! Başımızın tatlı belası bir his. Çok seviyorum o hissi, iyi ki içime düşmüş:)
       
      Teşekkür ederim Didemcim, hep hissettiğim o şeyi ucundan çekip dışarı çıkardın.
       
      Sevgiler çok çok çok:)

    Cevap Yaz