Hâlâ

Var

10 Mart 2019

* Yazıyı yazarının sesinden dinlemek için alttaki ses dosyasını tıklayabilirsiniz.

Öykü: Var | Yazar: Didem Elif
Kırmızı balon, bir sürü rengârenk balonla birlikte yerde duruyordu. Biraz ilerlemek istese; diğer balonlardan birine çarpıyor, o çarpma onu geri fırlatıyor, ilerleyeceğine geriliyordu. Bir süre çabaladı böyle. Diğer balonların sıradanlığına şaşırdı. Kafasını kaldırıp yukarı baktı. Gökyüzüne doğru uçabilseydi ve şu balon sürüsünden kurtulabilseydi keşke.

Bu fikir onu birden heyecanlandırdı. Yukarı doğru zıplamaya çalıştı. Ihhh! Çok ağırdı. İçine bolca nefes çekip bir daha denedi. İşte bu! Az da olsa başarmıştı.

Çabasının sonuç getirmesi onu mutlu etti. Üstelik bir şeyi fark etmişti. Yükseldikten sonra düşerken yere çarpmış, canı biraz acımış ama sert zemin onu tekrar yükseltmişti. İkinci inişte yavaşlamıştı gerçi. Yine yerdeydi.

Var

Vurduğu yerin acısı geçince tekrar denedi. Bu sefer içine biraz fazla nefes çekecekti. Zıpladı. Evvet! Harika… Daha çok yükselmişti. Yaşasın! Ve daha sert çarpmıştı zemine. Off! Derken çarptığı zemin onu tekrar yükseltti. Vaovv, buna gerçekten değerdi. Biraz ileride kendisi gibi zıplamaya çalışan bir balon gördü. “Demek ki yalnız değilim, benim gibi biri daha var,” diye düşündü.

Tam o anda havada göz göze gelmişlerdi. İçi ürperdi. Yere düştüğünde bu sefer canının acısını hissetmedi. Merak kaplamıştı her yanını. Onun gibi uçmayı deneyen birinin varlığı ona inanılmaz gelmişti. Üstelik kendisini fark ettiğini biliyordu. Yanına gidebilmek istedi. Etrafına bakındı. Çevresindeki balonlardan bu neredeyse imkânsız gözüktü. Onu tekrar görmesinin tek yolu vardı. Yeniden zıplamak.

Artık zıplama isteğindeki amacı çok başkalaşmıştı. Aklında sadece diğer balonu görmek vardı. Zıplayıp da, baktığı yönde onu göremeyince hayal kırıklığına uğradı. Zamanlamayı mı doğru tutturamamıştı acaba? Tekrar denedi. Bir daha, bir daha denedi. Yok, Allahım nereye gitti bu?

İçini üzüntü kaplamıştı ki, o sırada tanımadığı mavi bir balonun ona yaklaştığını hissetti. “Üzülme, uçmak istemeni anlıyorum. Aslında bir fikrim var. Birlikte deneyebiliriz.”

Bağlanmak

“Nasıl yani?” dedi şaşırarak kırmızı balon.

Mavi balon oldukça heyecanlı ve emin bir şekilde; “Birlikte denersek, daha kolay başarabiliriz. İplerimizi birbirine bağlarız. Önce sen zıplarsın. Bu işte gerçekten iyisin. Sen yukarı çıktıkça beni çekersin, böylece ben de yükselmiş olurum. Daha sonra sen aşağı düştüğünde, ben de seni yukarı çekerim. Böyle böyle ilerleriz. Ne dersin?”

“Bilemedim ki.”

“Bence denemeye değer. Başaracağımıza eminim.”

“Olabilir aslında,” dedi kırmızı balon. Hiç fena fikir değildi sonuçta. Vakit kaybetmeden iplerini bağladılar birbirlerine ve hemen denemeye başladılar. Mavi balon haklı çıkmıştı. Başarmışlardı. Belli bir yere kadar yükseliyor, bir süre uçuyor sonra yere iniyorlardı. Oldukça eğleniyorlardı. Arada, diğer balonu görmek için etrafına bakınıyordu kırmızı balon ama nafile. Havada uçmaya çalışan onlardan başka kimse yoktu.

Geç olmuştu. “İpleri çözelim,” dedi kırmızı balon. Mavi balon kararlı bir şekilde, “Ne gerek var, yarın yine yaparız, bence çözmeyelim,” diye önerdi. Kırmızı balon bu fikre karşı gelmek istediyse de gelmedi. Çok yorgundu, uyuyup dinlenmek istiyordu.

Bağlı

Değişik bir sürtünme sesiyle uyandı. Sesin geldiği yöne doğru baktı. O eşsiz balonla yeniden göz göze gelmişti. İnanamıyordu. “Beni bulmaya geldi,” diye düşündü. Heyecanla doğrulup ona doğru gitmeye çalıştı. Mavi balona bağlı olduğu için, attığı adımlar onu gerisin geri fırlattı. Diğer balon anında bu bağlılığı fark etmişti. Kırmızı balon panik içinde ipini çözmeye çalıştı. Kahretsin, ipler öyle sıkı birbirine bağlanmıştı ki. Endişe içinde kafasını kaldırdı. Esrarengiz balon çoktan kayıplara karışmıştı.

Sabah oldu. Mavi balon iyice dinlenmişti. “Hadi,” dedi, “devam edelim.” Kırmızı balon çok yorgun olduğunu söyleyerek reddetti. Bu şekilde günler geçti. Mavi balon ipi çözmeyi bir türlü kabul etmiyor, ısrarla yeniden uçmaları gerektiğini söylüyordu. Kırmızı balon buna daha fazla direnmenin saçma olduğunu düşündü. Doğru olan bir şey vardı ki birlikte güzel uçuyorlardı ve çok eğleniyorlardı. Yeniden yapacaktı.

Havaya ilk olarak yine o yükseldi. Mavi balon da onun sayesinde havalanıyordu. Birlikte uçmaya başladıklarında, daha önce gördüğü diğer balonun da gökyüzünde yükselmek için eskisi gibi çabaladığını fark etti. İçini bir mutluluk kapladı. Nihayet onu tekrar görebilmişti.

Kırmızı balon artık bu işte bayağı ustalaşmaya başlamıştı. İstediği kadar yükselebiliyordu. Daha yükseğe çıkmak istedi. Mavi balonsa daha fazla yükselmelerinin doğru olmadığını söyleyip onu aşağıya doğru yönlendiriyordu. İkisi de o kadar ayrı yönlere yönelmişti ki, sonunda bağlı oldukları ip gerile gerile koptu.

Bağ

Mavi balon yere doğru inmiş, kırmızı balonsa gökyüzünde kalmıştı. İlginçti düşmüyordu. Bu onu bir an için korkutsa da, istediğini başardığını fark etti. Uçabiliyordu işte! İşin mucize yanı, yalnız değildi. Merakla ulaşmak istediği balon, tam karşısında kendisi gibi bir başına uçuyordu.

Uzaktan bakıldığında gökyüzünde uçan iki balon vardı. Birbirlerini gören ama ulaşamayan iki balon. İlginçti. Bağlı değillerdi ama sanki aralarında gözle görülmeyen garip bir bağ vardı.

“Hiçbir zaman kavuşamayacaklardı ama mavi gökyüzünde birbirlerini seyrederek bir ömür boyu süzüleceklerdi,” diye bitireceğim öyküyü sandınız belki. Hayır, hiç de öyle olmadı. Onları kavuşturmak benim için sadece bir rüzgâra bakardı.

Vee o rüzgâr elbette ki çıktı. Kendisini akışa bırakan bu iki balon, karşılarına çıkan rüzgârı öyle güzel değerlendirdi ki, nihayet ben de hikâyemi; “onlar erdi muradına,” diyerek bitirebildim. Develerin tellallık ettiği hikâye bu ya; onları şaşkınlık ve hayranlıkla izleyen diğer balonlar, bu duruma ancak şapka çıkartabildiler.

Didem Elif

Not: Klibin hikayesinin oldukça uyduğunu düşündüğümden, Güler Özince‘nin Öyle Olsa adlı şarkısını bu öykünün ardından sizinle paylaşmak istedim. Keyifli dinlemeler…

Bu yazılar da ilginizi çekebilir

12 Yorum

  • Cevapla Didem Çelebi Özkan 10 Mart 2019 at 10:46

    Öyküyü okur okumaz, kitabındaki kayan bir yıldızla ilgili olan hikayen aklıma geldi. Aynı alegorik anlatımı burada da görünce direkt o öykü de canlandı gözümde yeniden. Hatta sana bunu yazdığımda “Doğru yakalamışsın. O öykünün adı Yok’tu bununki Var,” diye düşündüklerimi teyit ettin.
     
    İsimlerin neden bu şekilde olduğunu da açıkladın ama burada belirtmek ister misin emin olamadığımdan, açıklamayı sana bırakıyorum 😉
     
    Kitapta yayımlanmış olsa da bence “Yok”u da muhakkak sitede yayımlayalım bebek.

    • Cevapla Didem Elif 10 Mart 2019 at 11:34

      Evet bu tip anlatımları seviyorum. Yok adlı öyküyü burada paylaşabiliriz neden olmasın. İlk kitabımın adı Aşk Bir Kadın Hastalığıdır idi. Aslında içinde aşk hikayeleri yoktu pek. Aşkı çok farklı işlemiştim o kitapta. Mesela bir erkeğin başka bir erkeğe duyduğu beklenmedik hislerini anlattığım Kendi Kendine adlı hikayede aşkın bizim farkında olmadığımız başka biri olduğumuzu gösterdiğini anlatmaya çalışmıştım. Aşk kendi kendimize verdiğimiz bir mücadeleye dönüşüyor günün sonunda çünkü.
       
      Yok adlı hikayede ise üç ayrı anlatım vardı. Birbirinin ışığını gökyüzünde fark eden iki yıldızın ayrı ayrı hisleri, ulaşamamaları, hatta birinin kayıp düşmesi. Aslına bakarsan Mars ve Venüs hikayelerimin geçmişi bu öyküye bağlanıyor. Yani ilham aldığım kaynağım diyebilirim. Üçüncü anlatımda ise gökyüzünden kayan yıldızı bir işaret sayıp evlenmeye karar veren bir kadın vardı. Bir taraftan aşk diye bir şey yoktu. Hikayenin ismini bu yüzden Yok koymuştum. Diğer taraftan herşey tamamen bakış açısıyla alakalıydı. Biri düşerken hatta yaşamını kaybederken başka biri ona öyle büyük anlamlar yüklüyordu ki büyük bir karar alıyordu.
       
      Var, bu anlamda benim de bakış açımı değiştirdiğim bir öykü olsun istedim. Aslında aylar önce başlamıştım yazmaya. Ama bu haftaya bitirmek kısmet oldu. Yıldızlı olan hikayenin adı Yok olduğu için bunun adı Var. Bir kadının hayallerini gerçekleştirmesinin hikayesi var öncelikle. Bu sefer kayıp düşmek yerine, uçmak yani yükselmek var. Ve bir adam var. Yaa aşk var. 🤸‍♀️ Kavuşma var. Var oğlu var… 😍
       
      Dikkat çektiğin konu için teşekkür ederim canım.
       
      Sevgilerimle…

  • Cevapla Pınar Sude Genç 10 Mart 2019 at 11:05

    Çok beğendim. 👏👏👏

  • Cevapla Ahmet Yonca 10 Mart 2019 at 12:30

    Şöyle bir pencere açıldı bende:
     
    Bir kadın (Kırmızı Balon) kendisini ikna etmiş sevmediği biriyle yolunda ilerlerken, aşık olduğu adamı gözlemliyor. Fakat onunla bir türlü beraber olamadıkları için mavi balonun ısrarlı teklifini değerlendiriyor. Evet, mavi balonla da yasanabiliyordu ama o eşsiz balonun yerini hiç bir zaman alamıyordu. Nihayet sevmediği adamla yükseleceğine, yalnız yükselmeyi göze almış, düşme pahasına bağları koparmıştı. Fakat mavi balonsuz da uçabildiğini fark etmişti. Hatta o eşsiz balonla kavuşabilecek kadar güçlü olduğunu da görmüştü. Sonunda hayallerini süsleyen o eşsiz balonla beraber yükselmiş, mutluluğa ulaşmıştı…
     
    Bak yine ben paranoya düşündüm Elif ya 😁😁
     
    Seviyorum bu tarz anlatımları.
     
    Emeğine sağlık

    • Cevapla Didem Elif 10 Mart 2019 at 14:46

      Hahaha sesli güldüm okurken Ahmet. Sen çok yaşa emi. Ama paranoya yok anlattığım hikayede tam da bunu anlatıyorum. Seni okurken, niye böyle adam gibi anlatmamışım ki dedim, kafa patlattım o kadar balonlarla… 😂
       
      Teşekkür ederim. Varlığınla renk katıyorsun.

  • Cevapla Mehmet Gökcük 10 Mart 2019 at 12:54

    Bu öyküde bir aşk hikayesinden çok şunu algıladı seçici yanım…
     
    Mesela ben hep derim ki; üşümüş bir sokak köpeğini sarıp sarmalayan, onu sıcağa, rahata kavuşturan insan ile, dünyanın diğer ucunda kurumaya yüz tutmuş bir çiçeğe su veren, onun bakımını yapan insan yoldaştır… Çünkü ikisi de daha iyi, daha yaşanılır, daha sevgi dolu bir dünya için umudu ayakta tutmak adına gayretkeştir…
     
    Bireysel olarak hayata tutunma inadımız, arzumuz ve bu yolda gösterdiğimiz çaba dilediğimiz sonuçları verdikçe, aşk da mümkün, güzel bir toplum ve nihayetinde güzel bir dünya da…
     
    Masal tadında, hisse dem katan güzellikteki öykünüz, yine renk katmış siteye…
     
    Kaleminiz, yüreğiniz çekilmez dert görmesin…

    • Cevapla Didem Elif 10 Mart 2019 at 14:54

      Çok teşekkür ederim bu incecikten bir kar yağar yorumu için. “Bireysel olarak hayata tutunma inadımız, arzumuz ve bu yolda gösterdiğimiz çaba dilediğimiz sonuçları verdikçe, aşk da mümkün, güzel bir toplum ve nihayetinde güzel bir dünya da” çok güzel bir çıkarım olmuş. Özünde VARmak istediğim yer kesinlikle bu.
       
      Sevgiler Mehmet sağolasın.

  • Cevapla Seda Çağlayan 10 Mart 2019 at 17:04

    Hikayeyi bitirdikten sonra bir müddet yüzümde şapşal ama mutlu bir ifadeyle kalakaldım:)
     
    Dinleyen veya okuyan herkesin ihtiyacı olan mesajı içinden alabileceği bir hikaye yazmışsın Elifçim. Rengarenk balonlar için kırmızıyı beklemeye değeceğini, kırmızılar için de umudun ve ikinci bir şansın her zaman var olduğunu hissettiriyorsun. Ve kavuşmak, bir rüzgara bakıyor gerçekten değil mi aslında, alacaksın o rüzgarı arkana ve gözü gözüne kitlendiğinde kalbinin 1500 çarptığı balona doğru süzüleceksin. Daha fazla yukarı çıkmaya cesareti olmayan mavi balonlar da belki günün birinde ancak kendileri kadar yükselebilen başka bir balonla ahengi yakalarlar.
     
    Çok sevdim, eline sağlık arkadaşım.

    • Cevapla Didem Elif 10 Mart 2019 at 17:20

      Ne güzel yorumlamışsın. Ben de yorumuna bayıldım. O kadar hoşuma gitti ki defalarca okuyabilirim, ki şimdiden üç kere okudum. Beklemeye değmesi, ikinci şans, rüzgar ve ahenk adına söylediklerin o kadar anlamlı ki. Senin de yüreğine sağlık canım.
       
      Kalp kalp kalp

  • Cevapla Atakan Balcı 14 Mart 2019 at 15:34

    Aşk ile, ne güzel bir duyumsayış!… Duyuşu “zincirlenmek” olarak gören bakış açısı nasıl da zarar veriyor gerçek duyumsayışa. Var olan bağa da zarar veriyor üstelik!…
     
    Teşekkürler!…

    • Cevapla Didem Elif 15 Mart 2019 at 12:25

      Çok zarif bir yorum. Çok teşekkür ederim dikkat çektiğin detay için.
       
      Sevgilerimle

    Cevap Yaz