İçimdeki Sesler

Yaşamak İstediğin Hayat Hangisi?

26 Mart 2019

Yazı: Yaşamak İstediğin Hayat Hangisi? | Yazar: Demet Uncu
Hayatın içerisinde bir sürü belirsizlik var iken; sizin geleceğe dair yaptığınız planlara, zamanı gelince gerçekleştirmeyi düşündüğünüz hayallere ne olur? Geçtiğimiz hafta bu sorun üzerine katıldığım bir seminerde “hayatı belirsizliklere rağmen yaşamak” üzerine konuştuk. Herkes mi mutsuzdu gerçekten? Bu mutsuzluğun kaynağı neydi?

Seminerdeki, konuşmacı bir psikoterapistti ve danışanlarının çoğunun mutsuz olduğunu söyledi. Mesela; çok iyi eğitim almış, iyi bir kariyere, güzel bir aileye sahip insanların, sürekli mutsuz olduklarını söyleyerek, bunun nedenini ona sorduklarında; “Demek ki, yaşamak istediğin hayat bu değil,” diyerek cevapladığından bahsetti.

Ermiş

“Bu hayatta neden çalışıyoruz? İşimizi nasıl yapmalıyız?” gibi soruların cevaplarını, okumayı yeni bitirdiğim ve büyük keyif aldığım Halil Cibran’ın “Ermiş” isimli kitabından ufak bir alıntı yaparak vermek istiyorum;

“Çalışmayı sürdürmekle, aslında hayatı sevmiş oluyorsunuz. İş olmadıkça tüm bilgiler boşunadır ve aşk olmadıkça tüm işler boştur. Aşk ile çalışınca kendinizi nefsinize, birbirinize ve Tanrı’ya bağlarsınız. Peki aşk ile çalışmak nedir? Giysinin kumaşını yüreğinizden çekilmiş ipliklerle dokumaktır, giysiyi sevgiliniz giyecekmişçesine. Evi muhabbetle inşa etmektir, içinde sevgiliniz oturacakmışçasına.”

Ne kadar güzel anlatmaya çalışmış Cibran. Yapmakta olduğun işe kendinden bir şeyler katabilmek, onu aşk ile yapmaya çalışmak…

Hoş, “aşk” kelimesinin de içinde yaşadığımız bu dünyada bir karşılığı kaldı mı, ondan da emin değilim 🙂 Bu yazımın içerisinde, sizlere bu kitaptan alıntılar yapmak istiyorum, çünkü yazıya dökülenlerin güzelliğinden ve yazarın şiirsel dilinden çok etkilendiğimi söyleyebilirim.

Bizler bize dayatılan hayatları mı yaşıyoruz, ya da gerçekten kendi özgür irademizle kararlarımızı kendimiz alıp, hayatlarımıza devam mı ediyoruz?

Özgür irademiz gerçekten mevcut mu? Bu “özgür irade” konusu çok çetrefilli bir konu, bu sebeple çok detayına giremeyeceğim; ama çoğu zaman çevremizin etkisinde kalıp, hayatımıza dair bazı kararları aldığımız doğru sanırım. Önemli olan bu seçimlerin sonunda mutlu olabiliyor muyuz?

Yanlış anlaşılmasın, her zaman mutlu olmak zorunda da değiliz. Bu da bize dayatılan konulardan biri. Bence bu konuya o kadar çok takılıyoruz ki mutlu olamıyoruz gerçekten. Mutsuzluk, çoğu zaman insanların kendilerini geliştirebilmeleri için bir etken durumunda olabiliyor aslında. Hissedilen bu olumsuz duygudan çıkabilmek için insanlar; daha farklı neler yapabilirim, neleri yaparken keyif alıyorum gibi konular üzerinde düşünmeye başlayıp, ardından kararlarını verip, eyleme geçtikten sonra çok farklı alanlarda kendilerini geliştirebiliyorlar.

Örneğin; çocukluğumdan beri piyano çalmaya hep özenmişimdir ama türlü sebeplere yapamamışımdır. Bunu fark ettikten sonra, kursları araştırdım ve birinde karar alıp, bir deneme dersi almak istediğimi söyledim. Piyano hocam çok genç ve güzel bir kadındı. Beyaz tahtanın önüne geçip, sol anahtarı ile başlayıp, notaları okumamı söyleyince; en son bunları lise yıllarında gördüğümü ve hiçbir şey hatırlamadığımı söyledim. 🙂 Herhalde benim birazcık da olsa nota bilgim olabileceğini düşünmüştü.

Aslına bakarsanız, sadece müziğe yatkın bir kulağım vardı. Onun dışında teknik bir bilgim yoktu. Neyse, çok güzel bir piyanonun başında önüme konulan notaları, bir önceki notalara bakıp, tahminler yürüterek çalabildim, ama bu işin uzun bir zaman ve emek gerektirdiğine karar verip, bu isteğimden vazgeçtim. Ama sonuçta denemiştim ve içimde kalmamıştı. Bundan sonra başka alanların arayışı içine girecektim.

Sözcüklerin Gücü

Tam da bu noktada; size bahsettiğim seminerdeki konuşmacının, aklın ve dilin insanoğlunun en büyük düşmanlarından biri olduğunu söylediğini hatırladım. Düşüncelerimizi dile döktüğümüz anda, aslında yaşayacağımız serüveni başlatıyorduk. Yani konuştuklarımız, hissettiklerimizi ve olup bitenleri şekillendiriyordu. Örneğin; “Panik atak geçireceğim şimdi” cümlesi ile “Panik atak geçireceğimi düşünüyorum” cümlesinin üzerimizdeki etkileri arasında dağlar kadar fark vardı. İlk cümlede yüksek ihtimalle panik atak geçirecektik, diğerinde ise bu olasılığın gerçekleşme ihtimali daha düşüktü.

Eskiden olsa sözcüklerin, yaşayacaklarımızın üzerinde etkisi olabileceğine inanmazdım. Ama şimdi, bu savın doğru olabilme ihtimali bile, bende merak ve heyecan uyandırıyor. Özellikle; aklıma olumsuz, negatif cümleler geldiğinde onları bırakıyorum, aklımdan uçup gitmelerine izin veriyorum ve dile dökmemeye çalışıyorum. Henüz hayatımda bir şey değişmedi ama kendimi daha huzurlu ve mutlu hissediyorum. 🙂

Ne de olsa seminerde şunu öğrendim; “Aklından geçen herhangi bir düşünce işine yaramıyorsa bırak gitsin. Yeter ki; gitmesine izin ver.” Bu konuda pragmatist olmamız istendi bizden. Ben de hayatımda bir kerecik bile olsa bu konuda faydacı olmaya çalıştım kendimce …

Drama Queen

Bazı düşünceler bizlere acı ve mutsuzluk verse bile onlara tutunmayı tercih ediyoruz. Neden yapıyoruz bunu sizce? Acı çekmekten hoşlanan bir yanımız olduğuna bağlamak istemiyorum bu konuyu ama sıkı sıkıya bağlandığımız bu acılarımız gerçekten ne işimize yarıyor? Köşe yazımın isminin “İçimdeki Sesler” olmasının sebebini, yazılarımdan tahmin edebileceğinizi düşünüyorum. İçimde sayısı, sonu belli olmayan o kadar çok soru var ki 🙂 Her sorunun karşısında da konuşan iç seslerim var.

Mesela bunlardan birinin adını “Drama Queen” koydum. Bu “Acıların Kraliçesi”; mutsuzluklarımın, acılarımın karşısında konuşmaya başlayan ve susmak bilmeyen iç sesim aslında. Yakın bir zaman önce de onu tatile göndermeyi başarabildim. Bunu böyle kolay yazabildiğime bakmayın, onu içimden gönderebilmek bile çok acı oldu benim için. 🙂 Uzun zamandır yüreğimde büyüttüğüm öfkeyi fark edip, bu öfkeyi kelimelere dökebildim ve “Hoşça kal” diyerek onunla vedalaştım.

“Keder varlığınızda ne kadar derin bir oyuk açarsa, taşıyabileceğiniz sevinç o kadar fazla olur. Kederli olduğunuz zaman yüreğinize bakın göreceksiniz, aslında bir zamanlar neşe kaynağınız olan için ağlamaktasınız. Gerçekte kederiniz ve sevinciniz arasında askıdasınız terazi gibi.”

Ne güzel ifade etmiş şu Cibran. Herşey gibi duygularımız da bu kadar karışık olmak zorunda mı? Keder ve sevinç terazisinde hangisine doğru ağır çekiyorum acaba? Terazi dediğine göre, “denge”de olmak önemli sanırım. Bu kitabı okudukça içimden bir kez daha okumak geliyor gerçekten. “İlişkiler ve evlilik” üzerine de şahane cümleler var, onları da belki sizlerle sonra paylaşırım.

Sevgiyle kalın…

Demet Uncu

Bu yazılar da ilginizi çekebilir

8 Yorum

  • Cevapla Ece Ecemiş 26 Mart 2019 at 13:47

    Demet Hanımcığım harika bir paylaşım olmuş. Düşüncelerimiz bizi kontrol eder mi etmez mi bilemiyorum lakin psikolojimizi ve çevremizdeki insanların psikolojisini etkilediği kesin. Kaleminize sağlık 🙂

    • Cevapla Demet Uncu 26 Mart 2019 at 15:49

      Ece Hanım, çok teşekkür ederim güzel yorumlarınız için. Söylediklerinize aynen katılıyorum, bu aralar söylediklerimizin eylemlerimizi şekillendirdiklerini düşünüyorum sık sık.:) Sevgiler

  • Cevapla Ahmet Yonca 26 Mart 2019 at 16:29

    Bu kadar güzel yazılır 🙏🙏 Bayıldım. Sadece piyano için tavsiye vereceğim. Ben de nota okuyamam ve hiç öğrenmeye de çalışmadım. Fakat zar zor diretip kendim piyano çalmayı öğrendim. Hala hangisi ne notası bilmem. O eşsiz melodileri yaşamak ruha iyi geliyor. Kaleminizdeki notaları ama çok güzel çözmüşsünüz. Pozitif yaşam adına, nice yazılara 🙏

    • Cevapla Demet Uncu 26 Mart 2019 at 16:59

      Ahmet Bey çok teşekkür ederim güzel yorumlarınız için. Beğenmenize sevindim. 🙂 Piyano konusunda azminize hayran kaldım, kendi başınıza öğrenmiş olmanız çok güzel, ama yazdığınız kadar kolay değil biliyorum. Önerinizi dikkate alacağım… Tekrar teşekkürler 🙂

  • Cevapla Verda Ovadya 27 Mart 2019 at 00:26

    Çok güzel ve dolu bir yazı olmus canım ❤

    • Cevapla Demet Uncu 27 Mart 2019 at 16:26

      Verdacığım çok teşekkürler. Beğenmene sevindim . Sevgiler

  • Cevapla Didem Çelebi Özkan 27 Mart 2019 at 10:05

    “Yaşamak İstediğin Hayat Hangisi?”
     
    Cevabını her sene değiştirdiğim soru 😉
     
    Kuzum ya bize nasıl bir zehir enjekte ettiler de ömür boyu sorgulamanın esiri olduk? 😉
     
    Bu arada köşenin adını ilk duyduğumdan beri çok seviyorum. Şu hepimizin içindeki, her türlü karşıt düşünceyi aynı anda bize fırlatan şizofrenik kakofoniyi hatırlatıyor bana 😜
     
    Her seferinde olduğu gibi gene harika bir yazıydı 👌🏻 Tebrikler kuzum.

    • Cevapla Demet Uncu 28 Mart 2019 at 10:47

      Didemciğim çok haklısın, hem cevabında hem de sürekli sorularla boğuştuğumuz bir ruha sahip olmanın zorlukları konusunda. Acaba hangi hocalarımız sebep olmuştur bu duruma? 🙂 Dediğin gibi içimdeki sesler çok sesli bir koro oluyor bazen 🙂 Güzel yorumların için ayrıca teşekkür ederim canım arkadaşım.
       
      Sevgiler

    Cevap Yaz