İnce Mevzu

Barış Apartmanı

18 Nisan 2019

Yazı: Barış Apartmanı | Yazan: Seda Çağlayan
Barış Apartmanı’nın da içinde bulunduğu Bozkır Sokak Anadolu yakasının en sevdiğim semtlerinden biri olan Selamiçeşme’nin en güzel sokaklarından biridir. Bağdat Caddesiyle Sahil yolunu birbirine bağlayan, köşesinde minicik bir parkı olan, bol ağaçlarıya yazın yemyeşil, sonbaharda da turuncu renge bürünen bir sokaktır.

Sokağın başına doğru geldiğinizde Barış Apartmanı’nı görürsünüz.
Benim hayatıma girmiş olan en önemli bir kaç insanı tanıdığım evin bulunduğu binayı. Abartmak istemem ama belki de hayatımın en mutlu yıllarını yaşadığım, üniversite zamanlarımın dörtte üçünü geçirdiğim evin bulunduğu binayı yani.

Gerçek Barış apartmanına son ziyaret

Dün, akşamın geç saatlerinde uğradım Barış apartmanına. Her zamanki gibi çıktım merdivenlerden ve 1. kattaki dairenin kapısından girdim içeri. Alışkın olduğum görüntünün çok dışında bir manzara vardı bu sefer içeride. Sehpaların üzerinde, dolapların içinde ve duvarlarda görmeye alıştığım fotoğraflar kutulara kalkmıştı. Fotoğraflar bu evin en karakteristik dekorasyon malzemesiydi. Ama dekor olsun diye değil, özlemden ve sevgiden koyardı evin hanımı o fotoğrafları evin dört bir yanına.

Her yer koliler, sarılmış bardaklar, tabaklar, odalarda toplanmış hurçlar, atılacaklar, verilecekler…

Çok tuhaf, sanki geçmişimizi de kolilere kaldırmışlardı. Böyle bir his.

Duvarlar değişince o ev aynı ev olmaya devam eder mi?

Daha önce kendime ait olan evlerden de taşınmıştım ama sanırım sadece bir tanesinde bu kadar ağır bir hüzün oturmuştu içime. Zaten kendi evimden bir farkı da olmadı hiçbir zaman Barış apartmanındaki o dairenin. Çatı benim çatım, içindekiler de ailem oldular.

Üç kişilik çekirdek aile mensubu olan bendeniz o evin içinde kalabalık ailede nasıl yaşanırmış onu öğrendim. En güzel kutlamalar hep o evde oldu, en güzel doğum günleri, bayram yemekleri, yılbaşı geceleri o evin salonunda yaşandı. En zor zamanlar o evde omuz omuza vererek atlatıldı.

Büyüdük o evin içinde…

Ölümler yaşadık, doğumlar gördük, aşık olduk biz o evde. Sanıyorum bütün bu birikimler yüzünden bu evden çıkmak sadece bir evden çıkmak gibi olamadı. Yine de elbette biliyorum, duvarlar değil aslında mevzu. İçindekiler zaten o çatıları gitmeye değer kılan, özleten. Ama insan en güzel anılarını yaşadığı yeri bırakmak istemiyor işte, o dokuyu, evin kendine has kokusunu, pencerelerinden içeri süzülen ve yeniden yapılandırıldığında artık o şekilde süzülemeyecek olan ışığını bırakmak istemiyor. Tam bir “O duvarların dili olsa da konuşsa” kafası. Vedalaşmak zor geliyor. Zor geldi en güzel anılarımı duvarların altında bırakmak.

En değerli anılarıma son bir selam çakıp büyük bir hüzünle ama yüzümde kocaman gülümsemeyle ayrıldım o gece Barış apartmanından. Ev sahiplerine bir şey belli etmeden. 

Sevmiyorum ben bu kentsel dönüşüm meselesini.

Barış apartmanını bana yuva yapan o özel insanlara en derin sevgilerimle…

Seda Çağlayan

Bu yazılar da ilginizi çekebilir

13 Yorum

  • Cevapla Leyla Sabuncu 18 Nisan 2019 at 07:44

    Ah Sedoş yaaa!!! Bu sefer beni 12’den vurdun. Barış Apt.nın bir üyesi değilim ama o hissettiklerini geçen sene oldukça ağır hissetmiş bir kişi olarak kentsel dönüşümden ben de hiç ama hiç hoşlanmıyorum. Geçen sene çocukluğumu, gençliğimi, odamdaki duvarda o güne kadar asılı olan resimlerimi, anılarımı bırakarak, o eşyaları hıçkıra hıçkıra ağlayarak topladığımı hatırlattın bana. Ve Fevzibey’in bir daha aynı şekilde geri dönmeyeceğini… 😪
     
    Eline sağlık canikom..
    Kocaman kucaklarım.
    Sevgiyle… 😘

    • Cevapla Seda Çağlayan 18 Nisan 2019 at 13:15

      İyi ki o eşyaları toplarken yanında değilmişim 🙂
      Fevzi Bey Apt. en manyak zamanlarımıza şahit 🙂
       
      Çok çok öperim canikom…

  • Cevapla Didem Çelebi Özkan 18 Nisan 2019 at 08:05

    Seda muazzamdı 👌🏻 Tüm duygunun okura geçtiği, sıcacık bir yazı olmuş. Evet hüzünlü ama gene de sıcacık.
     
    Tebrik ederim canım 👏🏻😘😘

    • Cevapla Seda Çağlayan 18 Nisan 2019 at 13:20

      Sevgili editörüm, çok çok mersi.
       
      Duygusal bir süreç, o yüzden böyle oldu, birazcık hüzünlü 🙂

  • Cevapla Ahu Kınay Zabun 18 Nisan 2019 at 10:44

    Yaaa cok üzülüyorum böyle durumları gördükçe.Kentsel dönüşümden çok öteye duygularımız yitip gidiyor… Canımız acıyor… Hatıralarımız kayboluyor… Yaa çok içlendim ben şimdi.

    • Cevapla Seda Çağlayan 18 Nisan 2019 at 13:26

      Ev sahipleri benden daha olgun karşıladı durumu, ya da öyle gibi davrandılar 🙂

  • Cevapla Yeliz Tengiz 18 Nisan 2019 at 10:50

    Ayy çok güzel yazmışsın Sedoş. Gözlerim doldu inan ki. Dışı değişse de ruhunu kaybetmeyecektir eminim çünkü içindeki insanlar aslolan.
     
    Öpüyorum

    • Cevapla Seda Çağlayan 18 Nisan 2019 at 13:36

      Ben sizin bu dolan gözlerinizle ne yapacağım? 🙂
      Sen her zaman gül 🙂
       
      Ben daha çok öpüyorum güzelim…

  • Cevapla Esat Öğütveren 18 Nisan 2019 at 13:29

    Seda Hanım iç sesimize edebi anlam katmış bu yazısında, evet maalesef kurbanıyız o kentsel dönüşüm rant projesinin, 2 sene önce baba evimizde o anlattığınız görüntüler yaşandı ve daha sonrası daha da hazin aslında. Babamla çocuk-gençlik yıllarımda ameleliğini kendimiz üstlenerek 50 kg çimento paketlerini, kumunu çakılını, kirecini tuğlasını emekle sırtımızda çıkardığımız içinde bir aile olduğumuz, yaşadığımız ev, içinde bulunduğu adaların 3de2 çoğunluğu evet dedi diye o kanunsuzluk timsali değiştirilen kanunlara dayandırılarak rızamız bile olmadan gözlerimizin önünde bir harabeye dönüştü ve yıkıldı. Dedim ya sonrası daha vahim, ondan sonrası daha da vahim, yandaş müteahhit “Söz verdigim yeni yapıyı yapamıyorum. Param yok,” dedi, iyi mi? Neyse yorum diye başlayıp kendi hikayemiz yaptık, affola ama kentsel dönüşümü sevmeyenler cemiyeti kursak epey bi’ çoğunluk teşkil ederiz sanırım.
     
    Sevgi ve saygı ile.

    • Cevapla Seda Çağlayan 19 Nisan 2019 at 12:22

      Yaşadığınız kötü deneyim için gerçekten üzüldüm. Geçmiş olsun.
      Cemiyet, dernek vs. kurma fikrine sıcak bakabilirim 🙂

  • Cevapla Füsun Buğra 25 Nisan 2019 at 00:35

    Güzel Seda, aldın şimdi beni nerelere götürdün…
     
    Kentler dönüşmeye başlamadan evvel dönüşmüştü bizim ev, sene 2000 falan. Benim doğup büyüdüğüm, babamı büyüten, annemi gelinlikle karşılayan ev. En sevdiğim ölülerimi yolculadığım, en tatlı ve en havai anlarımı yaşadığım yoldaşım ev. Evler aslında herbirimizin yoldaşı değil miydi? Sırdaşı? Her bir köşesine senin sindiğin, seni en iyi tanıyan değil miydi? O zamanlar çok direndim beni en iyi tanıyanı kaybetmemek için. Büyük kavgalar çıkarttım, boyumdan büyük konuşmalar yaptım, masalar terkettim, çok ağladım. Sonraları yenisi gelince de geçmedi kırgınlığım, sırf evin yıkılmasına karar verdikleri için cezalandırdım kendimce herkesi, sırf eziyet olsun diye evin dubleksine sanayi mutfağı yaptırttım, Varsındı şımarıklık sansınlardı ana tema “İsyan” ve “Kırgınlıktı”.
     
    16 yıl sonra 2. evim de kente dönüştü, ben de dönüştüm; artık o evin asla eskisi olmayacağının bilincinde, eski kapıya vurdum kilidi yenisini açtım, zira “Duvarlar değişince o ev asla aynı ev olmaya devam etmezdi bilirdim.”

    • Cevapla Seda Çağlayan 25 Nisan 2019 at 14:36

      Canım Füsunum,
       
      “Biz biraz eski kafalı mıyız acaba?” diye düşünsem de arada, sonunda eski kafalı değil de “eski duygulu” olduğumuza kanaat getiriyorum. Yaşadığımız o güzel evlerin içinde hissetmeye alıştığımız o duygular 🙂 Yine de şuna inanıyorum, içlerinde biz yaşamaya devam ettikçe bir süre sonra o yeni evler de ister istemez bizden etkilenecek. Bizim duygularımız, elektriğimiz, alışkanlıklarımız, kahkahalarımız bir süre sonra o duvarlarla bütünleşecek. Belki aynı ev olmayacak ama yine bizim güzel, tatlı, duygulu yuvalarımız olmaya doğru yol alacaklar.
       
      Hasretle kucaklıyorum 🙂

      • Cevapla Füsun Buğra 26 Nisan 2019 at 02:54

        Canımsın ve umarım haklısın 🎈

    Cevap Yaz