Aşk ve Farkındalık

Çıkmaz Sokak

18 Nisan 2019

Öykü: Çıkmaz Sokak | Yazar: Ateş Karadeniz
“Ruhsuz sevişmelerde harcadım onca yılımı.
Kendini bulamayan tenlere dokunarak
Doldurmaya çalıştım,
Herkesten gizlediğim kırgınlıklarımı.
Sonra; dokundukça azaldığımı fark ettim
Ve azaldıkça kalmadığımı…”

Sisli mahallenin esas karakteri Fikret elindeki şarapla her zamanki köşesine kurulurken, söylediği sözler sokakta yankılanıyordu. Hep aynı yerde demlenen biracı gençler, deli Fikret’i gördüklerinde topuklamışlar, ellerindeki şişeleri de kenara atmışlardı. Vakit geceydi, sokak ıslaktı ve hava çürük meyve kokuyordu. Artık sokakta hiç kimse kalmamıştı, her gün olduğu gibi sadece tek bir evin ışığı yanıyordu. O da yerde uzanıp şiirler okuyan bu adama “Geliyorum” mesajı veriyordu.

Her gece saat 00:00’a geldiğinde, mahallenin emekli doktoru ışıklarını yakarak, bir ufakla balkona kurulur ve sokakta yaşayan bu adamla koyu bir sohbete başlardı. Görünürde kimse kalmasa da, herkes bu konuşmayı perdeler arkasından izler veya çilingir sofrası kurarak dinlerlerdi. Zaten bu mahalleyi fakirleştiren de dozunda tüketilmeyen içki ve sigaraydı. Öyle bir mahalleydi ki buradan elini eteğini çekemeyenler, çıkmaz sokakların karanlığında eriyip giderlerdi.

“Nerdesin be doktor?” diye bağırdı sisli mahallenin esas karakteri.

“Geliyorum Fikret, sabret. Kızımı uğurluyorum.”

Apartmanın kapısı açılıp doktorun kızı dışarı çıktığında Fikret ilk defa bu karanlık sokakta, çiçek açtığını gördü. İçinden; “Bu nasıl bir güzellik,” diye düşündü. Ne kadar kokulu çiçek varsa dört bir yanını kaplamış gibiydi. Hayatından eksik olmayan o egzoz kokusu sanki yerini nergisle, sümbüle bırakmıştı.

Yirmi altılarında olan bu kız, bir an Fikret’le göz göze gelse de sonrasında hemen kafasını çevirmiş, etrafına bakmadan ana caddeye doğru yürümeye başlamıştı. Tam o sırada doktor, sepetle aşağıya ekmek arası kaşar indiriyordu. Fikret kız gözden kaybolana kadar ekmeği almaya gitmedi sonra saçlarını yana doğru düzeltti. Bakışlarını hala oradalar mı diye yırtık postallarında gezdirdi ve tülermiş eski ceketini tersinden ilikledi.

“Teşekkür ederim doktor.”

“Sefan olsun.”

Fikret yalpalayarak yerine giderken, elini kafasının etrafında döndürüyordu. Bu onun için “Düşünüyorum” anlamına geliyordu. Adalet karşısında cesur, ihanet karşısında asabi bir kişiliği vardı. Oturmasını, kalkmasını bilir ama sinirlenince de kimseyi gözü görmezdi. Herkes sokaklarda yaşayan bu adamı sever ama bir o kadar korkardı. Sözleri ve bağıra bağıra okuduğu şiirlerle, etrafındakilere “deliliğin” ne demek olduğunu sorgulatırdı.

Yerine yerleşip elini kafasından çektiğinde, o an düşündüğü şiirini bağırarak okumaya başladı.

“Her yudumu aşktı kadının
Okyanusları gizlerdi dudaklarında
Hele bir öpse tenimi
Gezinirdim rengarenk mercanların arasında
Sonra bir an kendime geldiğimde
Zaman değişirdi ve yıldızlar dökülürdü
Gece yarısı saçlarından
Uzansam yıldızlara dokunabilirim zannederdim
Zaten bir çok insan için deliydim.
Ulan daha nasıl anlatabilirim ki size?
Ayın ısıtabildiğini bile onunla öğrendim.”

Ekmekten iştahla bir ısırık aldı ama karnına saplanan ağrılar yüzünden devamını getiremedi. Şarabı kafasında dikti. Aldığı yudumun yarısı, tıraş olmuş çenesinden akınca kolunun kenarıyla yüzünü sildi.

“Ne o aşık mı oldun Fikret?” dedi doktor gülerek.

“Zannetmiyorum ama olmak istemem.”

“Neden?”

“Düşünmek; yaşadığım dünyaya yetmeyince, aklımı kullanmayı bıraktım doktor. Elimde kalan tek şey kalbim, onu da kaybedemem.”

“Aşk ne demek Fikret?”

Ellini kafasında defalarca çevirdi. Henüz otuzlarının ortasında olan bu adam; bu soru karşısında tüm saflığını utanarak gözler önüne sermişti.

“Bilmiyorum… Belki de bir yaz günü, gözünü hiç kırpmadan güneşe bakmaktır.”

“Neden böyle söyledin Mecnunum?”

“İsmim Fikret doktor, ben mecnun değilim. Öyle söyledim çünkü aşk da uyuşturur, kör eder ve ağlatır. Uzun zaman önce güneşe bakmıştım. Ordan biliyorum.”

“Niye bu hale geldin sen be oğlum?”

“Sen neden her şeyini satıp bu mahalleye geldiysen işte o yüzden”

Zamanında doktor kendini işine adamış ünlü bir cerrahtı. Karısına hiç zaman ayırmayan ve neden sonra hastalığını öğrense de çare bulmak için fazlasıyla geç kalan bir adamdı. Kızı şehir dışında yaşadığı için koskoca villa da tek başına kalmış ve kendini cezalandırmak için her şeyini satıp, doğduğu bu karanlık sokağa taşınmıştı. Uyuşturucu ticareti, genelevler, kaçakçılıklar hep bu mahalledeydi. Gençliğinde buradan zor kurtulmuştu.

Fikretin bu söylediğiyle kendini sorgulayan doktor, eğdiği başını neden sonra yukarı kaldırdı. Kalkmaya hazırlanan Fikret iki kez yalpalayıp düştükten sonra sonunda doğrulmayı başardı.

“Nereye?”

“Vücudumda gezinen bir şey var doktor. Kontrol edemiyorum, denedim ama olmuyor. Akışına bırakılacak kadar da basit görünmüyor.”

“Dur oğlum hemen gitme, daha konuşamadık,” diyen doktor güldü ve rakısından bir yudum aldı.

“Sanırım durum ciddi doktor. Aşık oldum.”

“Bu kadar kısa süre de aşık olunmaz Fikret, sakin ol.”

“Neden doktor? Aşkı sen mi yarattın? Tanımlanabilecek kadar basit bir şey midir aşk?”

Fikret yine elini kafasının etrafında gezdirmeye başlamıştı. Bu sefer kendi etrafında da dönüyor ve bir şeylerden kurtulmak için resmen kendinle dövüşüyordu. Yine de tavırları yumuşak ve bir amaca hizmet ediyor gibi duruyorlardı. Sonra bir anda kafasını yukarı kaldırdı ve bağırarak;

“Bak ne diyeceğim doktor

Paylaşmayı öğrenmediği için
Zamanla, hayata küsmüş bir kadındı
Bunu dudaklarını büzüşünden anladım
Yol boyu hiç konuşmadı benimle
Yürürken kaşı hep havadaydı
Bir kere göz göze geldik kendisiyle
Kör olsaydım ela derdim
Ama bakışlarında sadece, saf kibir vardı.”

Derin bir iç çekip devam etti;

“Susarak yorulduğum için
Konuşarak delirmiş bir adamım
Ve inanmazsın, zamanımın çoğunu
Bu sisli hayatın görünmezlikleriyle harcadım
O giderken hiç konuşmadım onunla
Daha çok gururumla savaştım
Baktığında yok olmuş bir adam gördü karşısında
Ve hızla uzaklaştı
Çünkü aramızda geçen o kısa an,
Aynaya bakmaktan farksızdı.”

Bu sözlerden sonra Fikret kafasını önüne eğip hızla oradan uzaklaştı. Ertesi günün gecesi biracı çocuklar, Fikret’in o hep yattığı yerde, ceketiyle üzerinde bir not buldular. Bu sefer dağılmayan mahalleli hemen doktora seslendi. Doktor; ceketin etrafındaki kalabalığı geçti, katlanmış sayfayı açtı. İçinde; “Aşk ne demek doktor?” yazıyordu.

Bir bakışmayla başlayıp yok olan aşkı, yaşadığı sokakta bırakan Fikret’i bir daha da gören olmadı.

Ateş Karadeniz

Bu yazılar da ilginizi çekebilir

Yorum Bulunamadı

Cevap Yaz