İnce Mevzu

Davul Bile Dengi Dengine (mi?)

4 Nisan 2019

Burgaz Ada | Yazı: Davul Bile Dengi Dengine (mi?) | Yazan: Seda Çağlayan
Hafta sonu uyandım, giyindim ve kendimi dışarı attım. Hedefim de belliydi. İlla ki adaya gitmek istedim. Burgaz adaya. En çok Burgaz’ı seviyorum. Mini mini ve henüz bozulmamış. Daha sıcak geliyor bana.

Duymayı unutmuşum.

Atladım motora. Yarım saat sonra Burgaz’daydım. Sevdiğim cafe-pastane arası minik bir dükkan var iskelenin hemen karşısında. Oradan güzel bir masa seçtim kendime. Kahvaltı sipariş ettim. Önden de bir çay istedim. Yaktım sigaramı, açtım kitabımı. Oooh! Telefonumu da şarja koymasını rica ettim garson beyden. Yol boyunca 15000 tane deniz-dalga fotografı çektiğim ve sosyal medyada gezdiğim için dayanamamıştı şarjım.Yani kulağımda kulaklık ve müzik yoktu. Çok uzun zamandır yolda, takside, cafede her nerede tek başımaysam o kulaklıklar hep kulağımda. Dışarıdan gelen sesleri unutmuşum. Bir müddet hem okudum hem de dinledim. Köpek sesi, kuş sesi, çocuk sesi, fayton sesi, insan sesi. Daha bir iyi geldi bu sefer müzikten.

Kim kimin dengi?

Bir süre sonra yan masama bir çift gelip oturdu.
Daha doğrusu çift olamayacak kadar kopuk iki tip ama belli ki birlikteler, sevgililer yani.

Kadın

Kadın 55-58 civarlarında. Sarı, kısa saçları var. Lady Di gibi.
Üzerinde güzel dantelli bej rengi bir bluz, bir trençkot ve kulağında inci küpeleri var. Elleri güzel, manikürlü ve kıymetli olduğunu tahmin ettiğim bir de yüzük var güzel parmağında. Böyle zarif bir hanımefendi.

Adam

Karşısında bir adam. Saçlar beyaz-sarı ve uzun. Sakal bıyık aynı şekilde beyaz-sarı. Belli ki çok uzun zamandır hiç kesilmemiş ve düzeltilmemiş. Elleri çirkin, çünkü simsiyah, tırnakları uzun.
Üzerinde çok uzun zamandır giyildiği belli olan eski püskü bir kot pantolon ve mavi, bilmem kaç cins lekeyle bezeli bir kazak var. Adamda bildiğin sokaklarda yatıp kalkan insan havası var. O da 55 yaş civarında. Ama özgüven tavan, paçalarından akıyor.

Davul bile dengi dengine (mi?)

Kulaklığım olmadığı ve çok yakın oturduğumuz için bu iki insan arasında geçen bütün konuşmayı dinlemek durumunda kaldım. Adam yüksek sesle konuşuyordu, kadın daha alçak sesle ve yavaş yavaş. Onlar konuştukça şaşkınlığım giderek arttı. Adam öyle bir konuşuyordu ki zannedersin kendisi İngiltere kralı. Kadını da inandırmış böyle olduğuna. Kadın da inanmış! Hayretler içinde dinledim gerçekten. Kadına dönüp, “Hanımefendiciğim, Allah aşkına kendinize gelin!!!” dememek için mücadele ettim kendimle. Bir sürü gurur kırıcı şey söyledi adam. “Sen söyle alıngansın, hiç laf söylenmiyor sana, sen söylesin, sen böylesin…” Kadın zengin. Adam ara ara kadının zenginliğine de sallıyor. Dalga geçiyor. “Tabi senin seviyene ulaşmak ne mümkün, biz böyle mütevazi takılıyoruz” falanlar…

Kadın hala sakin ve sukunet içinde. Adam için endişeli. Adamın yaşadığı evden, parasızlığından, kötü şartlarından, yardımcı olmak istediğinden  bahsedip duruyor. Ama bunu inanılmaz naif biçimde yapıyor, adamı kırmaktan korkarak. Gözümün önünde adam kadının canına okuyor ama kadın hala derdini anlatmanın bir yolunu arıyor. Gözlerine perde inmiş. Hiç aklım ermedi. Yani adam kadına doğru düzgün muamele etse hiç umurumda olmayacak kadının inci küpesi veya adamın lekeli kazağı ama arkadaş hem ortada böyle bir durum var hem de böyle dengesiz bir ilişki. Bu tatsız sohbet sonrası bir süre sessiz kalıp öylece oturdular. Ve kadın sonunda “Seni seviyorum ben, her şeye rağmen” dedi ve konuşmanın en başında yapması gereken hareketi yaparak kalkıp gitti. Adam kadının arkasından şöyle bir baktı. Bir sigara daha yaktı. Rahatladı. Daha bir gevşek oturdu. Sonra cep telefonunu çıkardı ve biriyle konuşmaya başladı. Neşeli, morali yüksek. Sanki biraz önce yaşanan uzun konuşmadaki adam o değilmiş gibi. Adamda hiç iz kalmamış… Akşama rakı-balık yapacaklarmış.

Hey Allahım dedim, bir ya sabır çektim, hesabı ödedim ve kalktım.
Kafa dinlemeye geldiğim Burgaz’dan benden yaşça çok büyük, statü olarak da üstün olduğu belli olan bir başka kadının bambaşka hikayesini kendiminkinin yanına koyarak atlayıp motora İstanbul’a döndüm.

Sevgilerimle

Seda Çağlayan

Bu yazılar da ilginizi çekebilir

7 Yorum

  • Cevapla Didem Elif 4 Nisan 2019 at 08:38

    Kalp kalbe karşıdır. Aslında bu cümleyi seni ve beni düşünerek kurdum. Ama sanırım kalp kalbe karşı olmayınca işte denklik olmuyor. Karşımızda olmayan kalplere de el sallamak lazım içimizden… Çok güzel ifade etmişsin. Özellikle sonunu bağlayışını beğendim. Her ne kadar hüzünlendirse de güzel bir yazıya vesile olmuş…

    • Cevapla Seda Çağlayan 7 Nisan 2019 at 00:46

      Seninle benim için miss gibi söyleyebiliriz evet, kalp kalbe karşı, doğrudur. Temiz, saf, sadece sevgiyle kurulan bağ. Ama işte bazen de kalp kalbe karşı sanıyorsun. Olmadığını anlayana kadar da bir ara bu hanımefendi gibi kendini zora koşuyorsun. Ne gerek varsa:)

      • Cevapla Didem Elif 7 Nisan 2019 at 11:26

        Valla hiç sorma 😉 ne gerek varsa… 💕

  • Cevapla Pınar Taşkın 4 Nisan 2019 at 12:27

    Harika bir yazı.
    Çok tesekkürler.
    İçim ısındı.

    • Cevapla Seda Çağlayan 7 Nisan 2019 at 00:47

      Ben teşekkür ederim, bu şekilde ifade ettiğiniz için…

  • Cevapla Didem Çelebi Özkan 5 Nisan 2019 at 09:26

    O kadar üzüldüm ki kadına yazıyı okurken…Kompleksleri altında şahlanan egoların, karşılarındakileri aşağılayarak onları da kendi seviyelerine çekmeye uğraşmalarından nefret ediyorum. Diyeceksiniz ki “Kadın da izin vermesin bu sefilin kendisine bu şekilde davranmasına.” Haklısınız elbette. Anlıyorum ki biz kadınların ergenlikte de olgunlukta da “kötü çocuk” tutkusu demek ki bitmiyor. Bu kötü çocukların bizde uslanacakları, değişecekleri yanılgısından demek ki hiçbir yaşta kurtulamıyoruz 😉

  • Cevapla Seda Çağlayan 7 Nisan 2019 at 00:53

    Keşke “haklısın” demek zorunda kalmamış olsaydım.

  • Cevap Yaz