Başucumda Kitap

Düşerken

11 Nisan 2019

Düşerken | Tarık Tufan


Düşerken | Tarık Tufan

Düşerken | Konu

Sıhhi tesisatçı ve iki çocuk babası bir adam olan İshak, bir gün üst kat komşuları olan ressam Jülide’nin banyosunun akması üzerine komşusunun evine gider. İki gün boyunca tamirat için Jülide’nin evine giden İshak, sonra ki günler bir sebebi olmasa da Jülide’nin evine gitmeye devam eder.

İshak oldukça içine kapanık, kimseyi kırmayan ve etrafında sevilen bir kişidir. Jülide de dışarıdan marjinal görünen ama içi sakin, kimseyle pek konuşmayan bir kadındır. İshak evden gitmeyi kafasına koymuştur ve bunu plansız bir şekilde Jülide’ye söylediğinde, Jülide de beraber gitmeyi teklif eder. İshak Jülide’nin bunu neden yaptığını bilmese de Jülide için asıl sebep bir resmi için İshak’ın yaptığı yorumdur. Kimsenin kendisini anlamadığını düşündüğü bir sırada İshak’ın resmini tamamen onun diliyle anlatması Jülide’yi çok etkiler.

Ertesi gün küçük birer valiz alarak sabah çok erken saatte evden ayrılırlar. İshak eşine bir mektup ile bir miktar para bırakır ve nereye gideceklerini bilmemelerine rağmen yola çıkarlar. Yolda Jülide’nin bir arkadaşına gitmeye karar verirler.

Bu arada İshak fazla görüşmediği babasının ölüm haberini alır ve Jülide onu memleketine babasının cenazesine gitmeye ikna eder. İshak küçük yaşta kaybettiğini sandığı ve pek bir şey bilmediği annesi hakkında da yeni şeyler öğrenir bu yolculukta.

Jülide’nin herkesten sakladığı hastalığını da öğrenmiştir İshak. Jülide yavaş yavaş kör olmaktadır ve tedavi olmak istememektedir.
Yolculuğun sonunda Jülide İshak’ı eve dönmesi konusunda ikna eder ve yolları ayrılır. Görüşmezler bir daha ta ki bir gün Jülide’nin İshak’ı arayıp ona bir hediyesi olduğunu söyleyip çağırana kadar.

Düşerken | Yorum

İçinizde kopan fırtınaları anlatamamak ve anlaşılamamak… Aslında Tarık Tufan bunu Düşerken’de çok güzel resmetmiş.

Hayatın karmaşasında kaybolmuş yaşamlar, kendi sesine sağırlaşmış ve anlaşılmayı beklerken yitip giden insanlar. İshak ve Jülide tam olarak da bu insanların fotoğrafı.

Tutunamadıkları için düşen ve düşerken birbirinin yaralarını gören iki kişi. Hiç tanımadığın birine içini nasıl gösterirsin diye düşündüm İshak anlatırken kendini. Sonra da belki en çok hiç tanımadıklarımıza yaralarımızı çekinmeden gösterebiliriz dedim. Tarafsız olabilirler diye…

Ne zaman vazgeçeceğiz başkalarını kendimizden daha önemli saymaktan. Anne, baba, çocuk, eş… Bu liste böyle uzar gider. Ama sen hep en son sıradasın bu listede. Fedakarlık mutlaka yapılmalı ama kendinden vazgeçercesine verilen tavizler kendimize yaptığımız haksızlık değil de nedir?

Her ne kadar İshak’ı anlamaya çalışsam da sonuçta evini habersizce terk eden ve aldatan bir adam var. Bu kitabın sevmediğim tarafıydı. Kendini bulma yolculuğuna çıkarken arkanda bıraktıklarına da saygıyı ihmal etmemeli diye düşünüyorum. Her ne kadar karşı tarafın hataları olsa da. Yaşanmışlıklara saygı, geriye dönüp baktığınızda kendinizle olan savaşınıza da yön verecektir.

Kullanılan dil ve akıcılık bakımından okunması kolay bir kitap Düşerken. Ama ruh hali oldukça karışık ve zorlayıcı. İshak’ın durağan ruh hali kitabın tamamına hakim. Jülide aslında biraz sıra dışı bir kadın görünüşü itibariyle, ama onun da ruh hali İshak’a göre daha az olmakla birlikte karanlık. O yüzden okurken biraz sıkılabiliyorsunuz. Sanırım bu da yazarın kitabın duygusunu okuyucuya iyi geçirmiş olmasından kaynaklanıyor. Çünkü tüm ruh hallerini onlarla hissediyorsunuz.

Bu hafta da yazımı kitaptan birkaç alıntı ile bitirmek istiyorum.

Düşerken | Alıntılar

• Bizim de bir izzetinefsimiz var.

• Kılık kıyafeti, işi gücü, cinsi meşrebi, dini diyaneti ne olursa olsun önce insan diye bakmazsan, surette kıyafette takılırsan, yarın öbür gün aynısına maruz kalırsın.

• İnsanın en ölümcül yarası, içinde anbean büyüyen gitme hevesidir. Ölmekle gitmek aynı şey; ne ölenlerin ne de kalbindeki ıstırap verici ağrı dinmek bilmediği için uzaklara gidenlerin geri döndüğünü bu dünyada gören oldu.

• Bir süre sonra arkadaşlarımın arkamdan dalga geçtiğini öğrendim ve o andan itibaren kelimeleri kendime sakladım.

• Herkes ara sıra kaybolur, ben belki biraz daha fazla. Herkes bir zaman yolunu şaşırır, belki ben daha çok. Herkes bir gün nereye döneceğini unutur, benim hafızam belki biraz daha zayıf.

• Sabah yalnız başıma uyandım. Dünyanın en hüzünlü şiir dizesiydi, sabah yalnız uyanmak. Gece yalnız başına uyumaktan daha hüzünlü.

• Biri beni anlayarak özgürleştirsin!

• Biri beni anladığını söylesin ve bir çift kanat taksın yorgun omuzlarıma…

Yazar Hakkında

1973 yılında İstanbul’da doğdu. İstanbul Üniveɾsitesi Felsefe Bölümünü bitiɾdi. Çeşitli gazete ve deɾgileɾde yazılaɾı yayınlanmaktadır.

Eserleri:

• Ve Sen Kuş Olur Gidersin 2004
• Şanzelize Düğün Salonu 2015
• Kekeme Çocuklar Korosu 2016
• Bir Adam Girdi Şehre Koşarak 2016
• Beni Onlara Verme 2017
• Hayal Meyal 2017
• Kraliçenin Pireleri 2017
• Düşerken 2018

Keyifli okumalar,
Kübra Mısırlı Keskin

Bu yazılar da ilginizi çekebilir

2 Yorum

  • Cevapla Didem Çelebi Özkan 14 Nisan 2019 at 14:27

    “Biri beni anlayarak özgürleştirsin!” Ne doğru bir söz. Tüm çabamız da bu değil mi, anlaşılmak. Hem başkaları tarafından ama en çok da kendi kendimizi anlayabilmek, tanıyabilmek belki de 😉

  • Cevapla Kübra Mısırlı Keskin 15 Nisan 2019 at 22:59

    Didemcim insanın en büyük ihtiyacı bence de anlaşılabilmek. Sevmek, sevilmek, güven hep bu ihtiyacın sonucu değil mi zaten 😉
     
    Sevgiler canım 😘

  • Cevap Yaz