Beyaz Mürekkep

Kampusilvanya – 2

29 Nisan 2019

Yazı: Kampusilvanya – 2 | Gecenin Karanlığında Bir Küçük Fındık Faresi Cafer | Yazan: Merve Çevik

Gecenin Karanlığında Bir Küçük Fındık Faresi Cafer

Sene bilmem kaç… Net olarak hatırlamıyorum. Ama hatırladığım tek şey o sene şubat ayı idi ve dışarıda deli gibi kar yağıyordu. Bütünleme sınavlarının “merhaba canım” dediği dönem.

Kaldığım yurtta hatta kampüs içinde neredeyse öğrenci namına pek kimse kalmamıştı. Herkes ya memleketine dönmüş ya da dışarıda arkadaşlarıyla takılmakta…

Ben de ev kuşu modunda Bursa’ya dönmek yerine hem bütünlemelere hazırlanmak hem de biraz kafa dinlemek adına yurtta kalmaya karar vermiştim.

Dışarıda yağan kar ise bonus!!

Sömestr tatilinin ilk gecesi etraf bembeyaz örtülerle kaplanmış, hatta yurt kapısının önü karla öyle kapanmıştı ki kapı açılamayacak duruma gelmişti. Özetle mahsur kalmıştım ama keyifliydi.

Midem açlık sinyalleri vermeye başladığında buzdolabını açtım, baktım pek bir şey yoktu. Sadece yarım peynir ve dilim ekmekler. Odaya önceden abur cuburlu nevalesini hazırlayan bendeniz tam hazırlığını yapmış halde yatağa kuruldum. Emektar bilgisayarımdan ise (Dile kolay! 13 yıl!) o dönemin meşhur Cnbc-e dizilerinden birini açmaya hazırlanıyordum.

Arada telefon, mesaj v.s. Tabi o zaman whatsApp nerede!! Çılgın Msn dönemleri.. Tuşlu telefonlar. (Dokunmatik telefonların belki de yeni doğduğu zamanlar.)

Neyse efendim kuruldum yatağa. Açtım dizimi. Bir yandan bir şeyler tıkınıyorum bir yandan izliyorum. Tam o esnada gözlerimin önünden hızlı şekilde bir karaltı geçti. Ne olduğunu anlayamadan ardından bir de sesi..

– ????

Yerimden doğruldum ve dikkatlice etrafa bakmaya başladım ama yatağın üstünden! (Yiyorsa adım at bakalım!) Gaipten sesler korosu olduğunu düşünerek kendi kendime; “Merve yine hayal görüyorsun,” diye söylendim.

Tekrar normal moduma dönmüştüm ki o karaltı yine ve yeniden Road Runner hızında geçti gözlerimin önünden.

– İyi saatte olsunlar!! Yok yok hiçbir şey yok!!! Hem iyi saatte olmasınlar, gelmesinler. Gelmediler Merve, odada sadece sen varsın!

Var mıydım? Road Runner kılıklı cismin üçüncü ve son kez kıpırdadığını fark ettiğim anda, evet, odada bulunan canlı olarak yalnız değildim.

Durdum, düşündüm ve derin bir nefes aldım.

Ve içeride benimle olan şeyin ne olduğu konusunda kendimle kafa kafaya verip fikir yürütmeye başlamıştım.

– Böcek mi acaba? Hangi tür?
– Yoksa kırk ayak mı? O kadar hızlı mı onlar ya?
– Kedi mi? Yok canım! Kedi olsa hemen kendisini gösterir.
– Sinek?! Saçmalama sen de!!!! Bu havada ne sineği?
– Yoksa?! Yılan mı!!!! Kış uykusu saatleri mi değişti bu hayvanın?

Son seçenek bana daha mantıklı gelmiş olmalıydı ki birden ayaklarımı kendime doğru çektim. Akşamın dokuzu, dışarısı zifiri karanlık ve her şeyden önemlisi dağ başında bir kampüsün içindeydim. Dışarıya çıkmam neredeyse olanaksızdı. (Ne yani!! Çığlık filmindeki bir sahnede avazı çıktığı kadar bağırarak bir yandan seksi şekilde kaçmaya çalışan kıza dönüşeceğimi sanmadınız herhalde?!)

Düşün Merve!! Düşün düşün düşün!!!

Derkeeeen?!

Aklıma arkadaşım Seda’yı aramak geldi.

– Merviş’im napıyorsun?

– Seda bir şey oldu. Korkuyorum!

– N’oldu Merve? İyi misin? (Benden daha telaşlıdır!)

– Yurttayım. Film açtım izliyordum ki odaya bir şey girdi.

– Nee? Bi dk dur sakin ol önce! Odaya bir şey mi girdi?

– Evet. Bir karaltı. Ama ne olduğunu çözemedim. Ne yapacağım bilmiyorum. Öyle kalakaldım.

Seda’nın telaşlı ses tonu birden renk değiştirip hiç beklemediğim cevabı şak diye yapıştırmıştı bile:

– Haaaa! Kuzum faredir o. Birkaç gün önce Zeliş’lerin odasına girmiş. Herhalde dışarıdaki soğuktan kaçtı.

– Neeeeeeeeeeee!!!!!! Fare miiiiiiii? 😱

Benim çığlığım, odayı inletmekle kalmamış belki de o an benimle aynı havayı soluyan küçük arkadaşı da yerinden zıplatmıştı.

– Seda sen ne diyorsun ya?? Ne faresi? Ne yapacağım bununla ben şimdi?

– Yok kuzum. Bir şey yapmaz küçücükmüş zaten. Zeliş’ler söyledi.

– Tamam o zaman. Biraz rahatladım.

– Gece sen uyurken kulağını yiyebilir sadece. Dikkat et!!! (Bu cümleyi son derece ciddi şekilde söylemişti!)

– Neeeeeeeee!!! Kulak mı???

– Kuzu, fareler insan kulağı da yer duymadın mı hiç?

– Sedaa!!! 😖😫

– Kulağın kıkırdak dokusu var. Bir de burun! Şimdi tabi ondan dolayı olunca…

Canım arkadaşım felaket habercisi gibi yavaş yavaş beni bu duruma alıştırmaya çalışıyordu ki bu “Bak sen bu fareyle bu gece baş başa kalabilirsin ona göre tedbirini al,” demek oluyordu.

– Ya ben şimdi ne yapacağım? Yurtta kim var şu an bilmiyorum. Benim kaldığım dairede kimse yok zaten.

– Dur dur sakin ol. Benanlar yurttadır belki, bence ara onları. Hatta onların yanına git bence!

Çare bu ya telefonu kapattığım gibi hemen Benan’ı aradım.

– Efendim canım?

– Benan nasılsın? Yurtta mısın?

– Dışardayım canım. Ama yurda döneceğim. Ne oldu? İyi misin?

– Benan odaya fare girdi. Kaldım öyle. Ne yapacağım?

Benan da gayet sakin. Sanki başıma gelecekleri önceden biliyormuşçasına herkes de bir soğukkanlılık hakim.

– Aaa! Öyle mi? Dur dur bir dakika. Şöyle yapalım. Bizim yurt 10’un sorumlusu olan Burçin Hanım var ya. O, dairesindeydi bugün gördüm. Ona söyle, bence yardımcı olur sana. Ben geldiğimde ise yastığını battaniyeni kaptığın gibi doğru bizim kata! Bizde yat, hatta laflarız süper olur.

Derin bir nefes almıştım.

Tabii ki önce Burçin Hanım’a ulaşmam gerekiyordu. Odadan fırlamamla kapıyı kapatmam bir oldu. Hemen üst kata çıktım. Kapıyı çalmaya başladım. Neyse ki Burçin Hoca odasındaydı. Eşi de Amerikalı çok şeker bir beyefendi. Aslında karı-koca her ikisi de öyleydiler. Burçin Hoca uzun yıllar Amerika’da yaşamış; orada evlenmiş ve sonra Türkiye’ye dönmüştü. Fakültelerden birinde öğretim görevlisi olduğunu biliyordum. Onun dışında bir de kibar ve güleryüzlü oluşunu.

– Hocam iyi geceler. Rahatsız ettiğim için özür dilerim. Ama bir problemim var.

– Evet canım. Seni dinliyorum.

– Sanırım odamda bir fare var. Nasıl çıkartabiliriz bilmiyorum. Şu an odaya giremiyorum.

Burçin Hanım gülümsedi. Ona göre gülümsemek kolaydı, bir de ben gülümseyebilsem…

– Fındık faresidir o canım. Amerika’da biz evde beslerdik onları. Çok sevimli ve zararsız oluyorlar. Muhtemelen soğuktan kaçmıştır. Sen odana geç ben birazdan ilacı alıp geliyorum.

Fındık faresi? Evde beslemek? Hiç alışkın olmadığım şeylerdi.

Seninkilerin haberi var mı diye soracak olursanız???

– Bir faren eksikti kızım. Hahahahaaa!!!

– Gülmeyin.

– Annen de gülüyor. Elimizde değil. Hahahaha!!!

– Ya kulak yiyormuş bunlar.

– Ne güzel işte! Fazlalıklarını atarsın. Hahahahah!!!

– Baba yaaaa!!!

– Bak bakayım dolapta peynir varsa ver misafirine.

– Yaaaaaaa!!!

– Biz de seni öpüyoruz!! Fare girmiş odasına gece bizimkini yerse şaşırma, ahahahah (Babamın telefonu kapatırken anneme söylediği son acımasız cümle!)

Burçin Hoca sonunda gelmişti. Gelmişti ama elindeki ilaca baktım sonra ona bir daha baktım. Ne ilacı mı?

Elbette fare ilacı değildi. SİNEK İLACI!

Bildiğimiz sinek ilacını kapıp gelmişti. Merhamet duyguları fazla kabarmış olmalıydı ki arkadaşı, sinek ilacıyla sersemletip dışarıya kaçmasını sağlayacaktı. Elbette öldürmesini ben de istemezdim ama sonuçta fare miydi?

Evet bir fare!!!

Odaya bir güzel sıktı. Etraf kokulara bulandı. Benim keyifler de ilaçlandı haliyle. Çaresizce mutfak masasına doğru yöneldim ve orada oturup beklemeye başladım. Kapının alt tarafında açıklık olduğundan oradan girmiş ve büyük ihtimalle oradan kaçacaktı. Burçin Hanım ise süpergirl edasıyla “İşte bu kadar! That’s all!” dedikten sonra odasına doğru yollandı. Ben de arkasından hepten gıcık olmuş bir yüz ifadesiyle:

– Ohh yeaaah! Thaaaanks teacher!! dedim. (Gıcıklık bu ya!)

Tabi beklemeye başlamıştım.
Ya fare çıkacak ya da ben..
Bu daireden ya sen ya ben!!
Ya ölü ya diri!! Karar ver fare!!

Bekledim. Bekledim. Bir yandan annemler arıyor, bir yandan da Benan’ın aramasını bekliyordum.

– Mervecim! Bak ne düşündük. Sen bu fareye bir isim koy.

– Hala dalga geçiyorsunuz ama !!

– Yok ciddiyim. Bir isim koy bir de dolaptaki yarım peynirini paylaş.

Eh, pekâlâ olabilir. Bu da bir anı olacaktı sonuçta. Fare kahramanımızın adı olmalıydı. Hemen arkadaşım Pelin’e sordum. (Pelin bu konularda değişik şeyler üretirdi. Aynı kafadayız sonuçta!) Bir de hamster beslediğinden fare ve türevlerine ayrı sevgisi vardı.

– Mervo ya! Buldum. Cafer olsun!!!
– ?!
– Fındık faresi Cafer! Baksana çok şirin değil mi?

(Pelo’ya buradan ayrıca kucak dolusu selam olsun.)

Annemle sonra yeniden konuştuğumuzda isim konusunda yorumu şu oldu:

– Cafer ne Allah aşkına?! Başka isim bulamadınız mı?
– Ne koysaydık başka? Sen bul madem !
– Minnoş!
– @&:₺);&$$~%%*}$£|£[!>.€}${£

Allahım ne enteresan aileydik. Bizimkilere fare evlat edineceğim desem hemen atlayacak moda girmişlerdi.

Fındık Faresi Cafer

Ben bu ismi bulana kadar Cafer kapı eşiğinin altından uçup gitmişti bile. Belki de gecenin karanlığına doğru kanatlanıp kaybolmuştu.
Benan gelince de o gece onlarda misafir oldum. Geriye ise sinek ilacının kokusunun buram buram yayıldığı bir oda ve Cafer’in minnoş izleri kaldı.

Ah Cafer ah!! Geceme fındıklığını bulaştırıp altıma ettirdin ya inan unutamayacağım! 100 hayvan kategorisinden top 5’in içinde çoktan yerini aldın. Gerçi şimdi kalsa kalsa geriye fosilin kalmıştır.

Nerede bir Cafer adı görsem aklıma ilk olarak fındık faresi Cafer gelir. Zira Kampusilvanya sınırları içinde kediden sonra bir de fare gecemi kabusa çevirmeyi başarmıştı.

Ama annemin yıllar sonra bu konudaki bir başka yorumu ise şu oldu:

– Dua et, Cafer isminde bir müvekkil ya da eşin olmasın. Yoksa fındık faresinin silueti gözlerinin önünde her daim olacak!!

– Anneeeeeeee!!!!!

Merve Çevik

Bu yazılar da ilginizi çekebilir

Yorum Bulunamadı

Cevap Yaz