Aşk ve Farkındalık

Karavan Günlükleri – 1

25 Nisan 2019
Öykü: Karavan Günlükleri | Yazar: Ateş Karadeniz

1-5 Temmuz

Yolculuğum başlayalı otuz iki gün oldu. İstanbul’dan hareketle çıktığım bu seyahatte sırasıyla Yalova, Bursa, Balıkesir oradan Ayvalık ve Bergama sonra da Foça’da konakladım. Yirmi gündür de Bodrum’dayım, uzun bir süre daha burada kalacağım gibi gözüküyor.

Bunca zaman neden hiç not tutmadığımı sorguladım. Onca yer gezip görmeme rağmen hiç fotoğraf çekmedim, bir kelime bile yazmadım.

Yazıyla pek aram olmadığından okumayı yeğlemiş bir adamdım. Sadece bir ara aşık olduğumu düşündüğüm için bir kaç şiir yazmış, bir şeye benzemediğine karar verince de yırtıp atmıştım. Yine de iki hafta önce gelen bir grup genç olmasa; uzun bir zaman daha yazamazdım.

Geldiklerinde denize karşı çayımı demlemiş, zeytin ağacının gölgesinde rüzgarla güneşleniyordum.

Onlar da benim gibi yirmilerinin sonunda, sırtlarında çantalarıyla macerayı seven tiplerdi. İki kız, iki erkekten oluşan grup, çadır kurup kafa dağıtmak için arabalarıyla Türkiye’yi geziyorlardı. Yolları da benim karavanı çektiğim tepeliğe düştüğünde, çayımı paylaşmak istemişlerdi.

Teker teker kendilerini tanıttıktan sonra Metin’in Nur’la, Sezer’in de Masal’la birlikte olduğunu öğrendim. Sezer dışındakiler güzel sanatlardan mezun olan ve aynı firmada çalışan fotoğrafçılardı. Sezer ise iyi iş yapan bir lojistik firmasının sahibiydi. Parasıyla övünmeyi seven ve sürekli şartlardan şikayet eden bir tipti. İkimiz de birbirimizden hoşlanmamıştık ama grubun sohbetiyle; bu durumu tolere etmeyi başarmıştık. Zaman geçip sohbet ilerledikçe yaptığım ikramların karşılığında onlar da mangal yakmayı teklif etmişlerdi ki zaten her şey asıl o zaman başladı.

7 Temmuz

Karavan camının kenarındaki köşe minderine kurulmuş gün batımını izlerken yazmaya başladığım bu günlük, kapının çalınmasıyla kesilmişti. Ben de sonrasında kendimi toparlayamadığım için yazmadım ama yazmama vesile olan o gruptan bahsetmek içimi biraz olsun rahatlattığı için kalemle kağıdı tekrar elime aldım. Şimdi yine minderde aynı yeriminde; “İyi ki de almışım,” diyorum. İnsanın bazen kendi kendine konuşması iyi oluyor, gerçekleri görmesini sağlıyor.

O güne geri dönecek olursak;

Nur seyyar mangalda sucuk ekmek yaparken, Metin’le Masal da o gece konaklamak için otuz-kırk metre ilerimdeki portakal ağaçlarının oraya çadırları kurdular. Ben de karavanda salata hazırlayıp, bir yandan da plastik bardaklara aldıkları rakıdan paylaştırdım. Sezer de şikayetlerine tekrar başlayıp kafa ütülerken, denize karşı birasını içti. Sofra kurulup sohbete devam ettiğimiz zamandan neden sonra Masal’la Metinin üç tane çadır kurduklarını fark ettim.

Hangi çiftin tek tek yatacağını merak etsem de sormadan muhabbete devam ettim. Vakit geçip sarhoş olmaya başlayan Sezer ortamın gereksizliğinden, yenen yiyeceklerin ucuzluğundan bahsetmeye başladığında Masal’la aralarında ufak çaplı bir gerginlik yaşandı. Masal’ı umursamazlık, düşüncesizlik ve kalitesizlikle suçladı. Sonrasında ayrılalım diyen Masal’ın sözünü kesip yalpalayarak çadırlardan birine girdi.

Biraz zaman geçtikten sonra Nur’la Metin de nezaketle izin isteyip, çadırlarına çekildiler. Masal kaldı ve o gece sabaha kadar sohbet ettik. O, Sezer’in babasıyla babasının istedikleri anlaşmalı bir evlilik yüzünden yaşadığı mutsuzluğu ve zorunluluğu anlattı. Ben de zamanla aşka duyduğum inançsızlığın, aslında beni ne kadar yalnızlaştırdığını ve artık kendime yetemediğim için içimde dolmayan bir boşluk olduğunu anlattım.

Detaylara indikçe, iki yıldır Sezer’in elini tutmasına bile izin vermediğini ve yalnızlık içinde kaybolduğu için arkadaşlarının bu turu ayarladığını, son anda da zorla Sezer’in de peşlerine takıldığını söyledi. Ben de yaklaşık beş senedir yaşadığım yalnızlıktan bahsettim.

Kimin, neden, nasıl beni bu hale getirdiğini sorduğundaysa, tek kelime etmedim. Göğüsümün üzerinde dövmeyle ismi yazan o kadınla aramda ne geçtiğinden bahsedemedim. Dahası zamanında aşka olan inancımı söndüren o kadının hâlâ cüzdanımda resminin durduğunu, hâlâ karavanın anahtarında onun aldığı anahtarlığın takılı olduğunu söylemedim. Anahtarın üzerinde yazan; “Sonsuza kadar elini tutacağım” yazısını her gördüğümde inancımı daha da kaybettiğimi anlatamadım. Tüm bunlar yerine sessiz kaldım, gökyüzünde parıldayan aya baktım ve rakı üzerine içtiğim birayı kafama diktim.

8 Temmuz

Bugün tüple dalış yapmaya gittim. Ardından dalış kıyafetlerimi ve tüpümü çantama koyup, oltalarımı hazırlayıp yaklaşık üç saat balık tuttum. İki güne yetecek akşam yemeği çıktığında, genelde karavanın arkasına sabitlediğim scooter’a atlayıp karavanımın olduğu yere döndüm.

Karavana yaklaştığımda Masal’ın beni yine ziyarete geldiğini gördüm. O ilk oturduğumuz günden bu yana rutin olarak, her gün akşam yemeğine uğruyor, saat diğer güne geçtiğinde tekrar evine dönüyordu. İlk zamanlar bocaladığım bu durum, rutine döndükçe beni itiraf edemediğim bir normalliğin içine sürükledi. İki haftayı aşkın süredir sevişmiyor, öpüşmüyor hatta birbirimize dokunmuyoruz ama paylaştıklarımızla bunların çok ötesine geçiyoruz.

Geldikleri ikinci günün sonunda Masal, gruptan ve Sezer’den ayrıldı.

Babasıyla büyük kavgalar yaşamasına rağmen annesinin de yardımıyla zorunlu olduğu evlilikten kurtuldu. Babası evden kovunca İstanbul’daki işinden ayrıldı ve Bodrum’da yaşayan en az babası kadar zengin annesinin yanına taşındı.

Adını koyamadığımız bu gel gitlerin nereye varacağını merak ediyorum. Hem içimde yıllardır biriken o tarifsiz boşluğun geçmesini istiyorum hem de takılı kaldığım anılarımı geçmişte bırakmaktan korkuyorum. Belki de sadece “Aşkın gerçekten hiçbir sorunu çözemeyeceğine” tekrardan tanıklık etmek istemiyorumdur. Zamanla göreceğim. Bu arada, iyi ki Masal yazmam için beni teşvik etmiş. Bakalım yeni günler ne getirecek.

“Ne güzel aşklardı onlar
Yeni filizlenen dallarda
Umursamazca boş bıraktıklarımız
Seyriyle gözümüzü doyurduktan sonra
Çürüyüp gitmesine izin verip
Ömür boyu aç kaldıklarımız.”

Devamı…

Ateş Karadeniz

Bu yazılar da ilginizi çekebilir

Yorum Bulunamadı

Cevap Yaz