Yaşamak Yaratmaktır

Paralel Yaşama Bağlamlarında İnsan | 3

24 Nisan 2019

Yazı: Paralel Yaşama Bağlamlarında İnsan | 3 | Yazan: Atilla Erdemli

Dört bölümden oluşan Paralel Yaşama Bağlamlarında İnsan yazısının tüm bölümleri:

Paralel Yaşama Bağlamlarında İnsan | 1 – 2
Paralel Yaşama Bağlamlarında İnsan | 3
Paralel Yaşama Bağlamlarında İnsan | 4

3. Paralel Yaşama Bağlamları

Yaşama bir bütündür. Çok zaman orada, bütün eylemlerin birbiri içine geçmişcesine bulunduğu sanılır. Aralarında doğrudan dolaylı pek çok ilişki vardır, fakat ilişkili olmak ile birlikte olmak, giderek özdeş olmak aynı değildir.

Gerçekte insan yaşamını oluşturan eylem alanları birbirlerinden ayrıdırlar çünkü her birinin amacı ayrıdır ve her biri kendisine özgüdür. Fakat bu durum apayarı ve ilişkisiz olduklarını göstermez. Eylem alanları birbirlerine paralel olarak gelişirler ve etkileşimleri de bu paralellik bağlamında ortaya çıkar. Yine de bu eylem alanlarının kesiştikleri çok ender noktalar vardır fakat bu durum da paralelliği bozmaz.

Çok zaman yaşamanın akışına kapılıp-gidiveririz. İnsanın doğası gereği rahata, kolaya olan eğilimi de bu tekdüzeliği destekler. Böylece yaşamamızı “İş”e bağımlı kılarız. Ayrı deyişle İş Eylemleri ve İş Zamanı yaşamamızın en belirleyici yanı olurlar.

İlk bakışta bu durum pek sakıncalı görülmez. Çünkü orada yarar üretmekteyiz ve yarar sağlamaktayız. Bu da bize yaşamamızda pek çok olanağı sağlamaktadır. Öyleyse böyle bir yaşamanın zararı ne olabilir?

Böyle bir yaşama topluma katılmanın da önemli bir yoludur. Ben bir şeyler yapıp, üretmekteyimdir, başkaları da başka şeyleri. Herkes işini en iyi biçimde yaparsa sorunlar da kendiliğinden çözümlenir. Öyle ise işime dört elle sarılmalıyım. Daha çok çalışmalı, daha çok kazanmalı ve daha çok sahip olmalıyım. Buna engel yok, tersine bu istenen bir durum. Reklamlar nelere sahip olabileceğimi her an haykırıyorlar; benim yerime düşünen gazete yazarları var; din adamları benim vicdanım için gerekeni yapıyorlar; hukukçular benim yerime hakkı savunuyorlar; sağlığım konusunda doktorum gerekli kararları veriyor; benim adıma yönetenler var, benim adıma konuşanlar var, ben işime bakıyorum, çalışıyorum, kazanıyorum, yaşıyorum…

3.1. Yaşadığımız Ortaçağ

“Onlar”dan biri olmak, “herkes” gibi olmak, akışa uymak, yuvarlanıp giden, kendine düşkün, umursamaz bir yaşamanın taşıyıcısı olmak “iş”e kapılmış, İş Eylemlerine bağımlı insanın olağan özellikleridir. Orada “iş” salgın bir hastalık gibi her şeye bulaşır, her şeyi kendisine göre biçimlendirir. Sözgelimi her şey anlamını işe, sağladığı yarara göre bulur. Değerler, davranışlar, beklentiler, istemeler, eğitim, inanç, ülküler, bağlanmalar, kısacası insanı var kılan her şey iş ve sağlanan yarara göre kılık değiştirirler. İnsan orada dünyaya küçük bir delikten bakar gibidir.

Eğer J.Bruckhard’ın betimlediği “Ortaçağ İnsanı“nın özelliklerinde küçük bir değişiklik yapıp, yani kilisenin yerine sanayiyi yerleştirecek olursak genel çizgileriyle bir Ortaçağ’da yaşadığımız görülecektir. İşte Hümanizm burada önem kazanır.

Yaşadığımız, yaşamamızla var edip, sürdürdüğümüz Ortaçağ temelde, birbirine paralel eylem alanları arasındaki karıştırmadan güç almaktadır. Her alanın yalnızca iş olarak görülmesi, her alanın iş bakımından, yarattığı, ürettiği yarar bakımından görülmesi bu gücü daha da artırmaktadır.

Yinelemekte yarar görüyorum:

İş Eylemleri asla gereksiz, olumsuz, zararlı değildir, tersine yaşamanın yükünü taşırlar, temeldirler, yadsınamazlar. Olumsuz olan İş Eylemlerinin ve “yarar” anlayışının biricikleştirilmesi ve çok yönlü olan insan yaşamının oraya indirgenmesidir. Bu da bir yandan çağın koşullandırması, bir yandan insanın buna yatkın olması, bir yandan işin her geçen gün biraz daha güç kazanması, bir yandan da yaşamanın değişik bağlamlarının ayırdına varamama buna neden olmaktadır.

3.2. Paralel Alanlar

Birbirine paralel eylem alanları ya da paralel yaşama bağlamları derken bir tabakalar sistemini göz önünde bulundurmuyorum. Burada insanın değişik yaşama bağlamlarını ve oralara ilişkin değerlerini, etkinliklerini, gereksinmelerini, duygulanımlarını göz önünde buluduruyorum. Bireyin “iş-sonrası” zamanında beğendiği bir kitabı okuması, bir filmi izlemesi, merak ettiği bir yeri gidip-tanıması, ibadet etmesi ya da spor yapması artık yarar üretmek amacıyla yapılmaz. Eğer yapılırsa bozulur, işlevini yitirir, değerini yitirir. Çünkü bireyin kendisi için de olsa, dışındaki bir amaca yönelmiştir. Karıştırmanın olmaması için, bireyin yaşama bağlamını değiştirmesi, daha değişik bir yaşama tutumuna girmesi gerekmektedir.

Bu iki bağlamın birbiriyle ilişkisiz olmadığına değinmiştim. Her yaşama bağlamında bireyin oraya göre yaşaması, bir diğeri için de güçlenmesini getirir. “İş-Dışı” yaşamada birey iş yaşamının tortularından arınır, iş etkinlikleri içinde ortaya çıkmayan fakat kendisinde var olan, kendisine içkin bulunan bir başka kendisinin ayırdına varır; kendisini bir başka kendisi olarak yaşar, yaşaması açılır, gelişir, ufuk kazanır, İş Eyleminin zorlayıcılığı içinde gerçekleştiremediği aydınlanmaya ulaşır, özgür olur.

Bütün bunlar insanın yapıcı-yaratıcı gücünü belirginleştirir, besler, geliştirir. Neler yaptığımız, neleri başardığımız önemlidir fakat daha önemlisi, neler yapabileceğimize ilişkin bilinçtir. İnsan orada yaşamanın sıkıştıran kalıpları içinden sonsuzluğa uzanma olanağını görür. Yaşama onu daha değişik bilinçlerle kucakladığımız ölçüde gelişen bir atılımdır. Günübirlik yaşama sağladığı tüm yararlara bedel olarak insandan bu yaratıcı süreci alır.

İnsan yapıcı-yaratıcı bir varlık olarak donatılmıştır. Bireyin değişik nedenlerle de olsa tek düze bir yaşamaya girmesi, kendi varlık yapısına, kendi doğasına aykırıdır. Kendine aykırı yaşamak söz konusu olduğunda Hümanizma burada önemli bir gereksinme olur.

3.2.1. Günlük Yaşamaya Paralel Alanlar ve Bir Örnek

İnsanın günlük yaşamanın üstüne çıktığı, günlük yaşamanın tortularından arındığı değişik Eylem Alanları bulunmaktadır.

Bunların belli başlılarını şöyle sıralamak olası:

▻ İbadet eylemi
▻ Sanata ilişkin yapıcı-yaratıcı eylemler
▻ Bilime ilişkin araştırma eylemleri
▻ Bireyin tüm özgün zaman eylemleri
▻ Spor

Burada hem en yaygın yapılması yanında en az bilinmesi nedeniyle, hem de insan yaşamındaki vazgeçilmez yeri bakımından bunlardan yalnızca Spor’u bir örnek olarak vermek istiyorum.

3.2.1.1. Spor

Paralelliğin en yoğun ve güçlü yaşandığı bağlamlardan biri spordur. İlk bakışta spor herkesi ilgilendirmeyen, insanın belli bir yaş diliminde uğraşmış olabileceği veya bir spor dalında üstün kabiliyetli olanlarla, sporu meslek edinmiş olanların yapacağı fazlaca kuşatımı olmayan, dar bir eylem alanı olarak görülebilir. Dahası sporun hümanizma ile ilişkisi sorulabilir.

Bu sorulardan önce bir başkasına yönelmenin yararlı olacağı kanısındayım:

İnsan neden spor yapar?

İnsanın varlık yapısına baktığımızda, daha iskelet ve kas yapısı gereği onun harekete göre programlanmış olduğunu görürüz. Diğer canlı varlıklar, sahip oldukları hareketleri nerede ve nasıl kullanacaklarını bilerek dünyaya gelirler. İnsan ise sahip olduğu değişik hareket olanaklarını “insanlaştırmak” yani eyleme dönüştürmek zorunda olan bir varlıktır.

Sahip olduğumuz her olanak bizden, onu ortaya çıkartıp, somutlaştırmamızı bekler. Bu yaşama sorumluluğumuzun vazgeçilmez bir yanıdır. Oysa diğerleri gibi sahibolduğumuz değişik hareket olanaklarından da günlük yaşama içinde sınırlı olarak yararlanırız. Böylece onların yetesiye ortaya çıktıklarını, somutlaştıklarını, geliştiklerini, yaşamamıza katıldıklarını söylemek son derece zordur.

Kullanılmayan, gelişmeyen körelir.

Özellikle hareket bağlamında her körelme insan için bir kayıp olmaktan öte, zaman içinde olumsuz sonuçlar verir.

Burada insanın bir başka özelliğine, “Oyun”a değinmem gerekiyor.

Oyun

İnsan oyun oynayan bir varlıktır. Yüksek organizmalı hayvanlarda da oyun olayıyla karşılaşmaktayız. İnsan ve hayvan oyunları arasındaki en önemli ayrımlardan biri, hayvan yavruluk döneminde
oyun oynarken, insan tüm yaşamı boyunca oyun içindedir. Hayvan yavrusunun oyunu, onun davranışlarını yöneten içgüdülerinin vücut yapısında ortaya çıkartılması içindir. Hayvan yavrusu, oyun ile türüne özgü belli davranışları kazanır. Ona o kadarı yettiği için de oyunu bırakır.

İnsan ise içgüdülerle sınırlanmamış bir varlıktır. Gelişmesi yaşama sürecine içkin bir varlık için oyunun sınırlı bir zamana ilişkin olmasından söz edilemez. Öte yandan oyun insandaki haz ögesi ile bütünleşir. Oyunu insan için anlamlı kılan bir çok insanca özellik (mücadele, deneme, yaratıcılık, vd) yanında bu haz ögesidir. İnsan
oyundan haz duyarak yaşama oyununa katılabildiği sürece yaşamadan tat alır. Her birimizin yaşamı kendi yaşama oyunumuzdan başka bir şey değildir.

Oyun oynayan insanın en önemli özelliklerinden biri de denemedir. Deneme, bildiklerimizden, sahip olduklarımızdan hareketle daha bilinmeyen, yeni, henüz ortaya çıkmamış olana yönelmektir. Dolayısiyle deneme rastgele bir yoklayıştan ayrılır. Oyunu heyecanlı, meraklı, çekici kılan onun bir deneme olmasıdır. Deneme nedeniyle “oyun” yinelenen bir hareket bütünlüğü olmaktan çıkar.

İnsan yaşamı değişik oyunların bir örgüsüdür.

Orada bireyin her oyunu oynaması olanaksızdır. Hangi oyunlara gireceğiz, hangi denemeleri yapacağız? Burada bireyin içkin özellikleri önem kazanır. Sahip olmadığımız bir olanağa ilişkin oyuna giremeyiz, girersek haz duyamayız çünkü denemelerimiz bizi ileriye götürmeyecektir. Burada insanın kendisini tanıması yönlendiricidir.

Kendimizi bilmemiz, sahip olduğumuz olanakları bilmemizdir. İnsan hareket etme olanaklarıyla donatılmıştır fakat bu hareketlerden bazıları bireye yetecek düzeyde bulunmasına karşın, bazıları daha çok gelişmeye elverişlidir. İşte her insanın spor denilen oyuna girmesi bu kapıdan olacaktır. Yani her insan spor yapma olanağına sahiptir. Bu olanağı açmak, değerlendirmek bireyin kendisi olarak bulunacağı, haz duyacağı “spor” adı verilen özel bir oyuna girmesinden başka bir şey değildir. Her insanın spor yapması, her insanın “şampiyon” olacağı anlamına gelmez. Spor şampiyon olmak için yapılmaz. Spor İnsanın kendi doğasına kendi bedenine duyduğu veya duyması gereken saygının bir ortaya çıkma biçimidir.

Artık bir soruya, Spor Felsefesinin zorlu bir sorusuna değinmenin zamanı geldi.

3.2.1.1.1. Spor Nedir?

Soruyu burada geniş kuşatımlı olarak ele almak, bizi asıl konumuzun dışına götürebilir. O nedenle yalınkat bir belirlemeyle yetineceğim:

▻ Spor, sahip olduğumuz temel hareketlerin, bir başlarına, bir kaçı beraber, bir hayvan veya bir ya da bir kaç aletle bütünleştirilerek oluşturulmuş bir oyunlar topluluğudur.

▻ Doğada hareket vardır fakat spor yoktur. Spor yapay ya da insanlaştırılmış bir eylem bütünlüğüdür ve bu bütünlük kapalı değildir, yenileriyle artar, gelişir.

▻ Her Spor bir oyun sistemidir. Bu sistemlerden bazıları kapalı, bazıları da açık sistemlerdir.

▻ Spor özü gereği, günlük yaşamaya ilişkin, yarar üretme amacında olan bir eylem değildir. Spor amacı kendisinde olan ve yalnızca kendisi için yani spor yapmak için yapıldığı zaman insanı artıran bir olaydır.

Ayrı deyişle;

Spor sağlıklı olmak için yapılmaz, spor güzel bir bedene sahip olmak için yapılmaz, spor para kazanmak için yapılmaz, spor başarılı bir insan olmak için yapılmaz, spor birinci olmak, şampiyon olmak için yapılmaz, spor rekor kırmak için yapılmaz, spor madalya kazanmak için yapılmaz, spor ün ve ünvan kazanmak için yapılmaz, spor birilerini memnun etmek için yapılmaz, spor politik amaçla yapılmaz, spor bir topluluk veya toplumun bir başka topluluk veya topluma üstünlüğünü kanıtlamak için yapılmaz, spor barışı sağlamak için yapılmaz, spor ulusunun bayrağını göndere çektirmek için yapılmaz, spor mükemmellik duygusunu geliştirmek için yapılmaz, spor hoşgörü gücümüzü artırmak için yapılmaz, spor mücadeleci yanımızı geliştirmek için yapılmaz, spor mutlaka kazanmak için yapılmaz, spor girişimci, sevilen bir insan olmak için yapılmaz.

Spor kendisi için, insanın dayanağını ve gücünü kendi doğasında bulduğu bir oyunu oynaması, kendi öz deneyimlerinden birine girip, haz duyması, kendisiyle bütünleşmesi için yapılır. Bu nedenle bireyin kendisini bir başka kendisi olarak yaşamasıdır, insanın kendisini yeniden bulduğu bir alandır, bir özgün yaşamadır, bir tür aydınlanmadır, bir tür arınmadır, bir tür özgürlüktür, bir tür gelişmedir, bir yaşama biçimidir Spor. Bu nedenle spor günlük
yaşamanın, iş eylemlerinin üzerindedir.

Ne var ki sporun iş eylemlerinden, günlük yaşamamızdan bütünüyle kopuk, apayrı bir eylem alanı olduğu söylenemez. Biraz önce “… yapılmaz” dediğim konuların hepsinde sporun etkisi vardır fakat dolaylıdır. Örneğin, sağlık için spor yapmak, her gün acı bir ilacı içmek gibidir. Sağlığa kavuşulunca veya belli bir sağlık durumuna gelince, ilaç gibi spor da bırakılabilir, başarı için yapıldığında, başarıdan sonra spor bırakılır. Oysa, haz duyduğumuz bir oyun olarak spor yaptığımızda “… yapılmaz” dediğim alanlardaki olumlu sonuçların pek çoğu, dolayısıyla ve kendiliğinden ortaya çıkacaktır.

Olağan, günlük yaşamamızdaki hemen her alanı sporda bulmak olasıdır. Spor bir yanıyla bilimdir, bir yanıyla tekniktir, bir yanıyla inanıştır, bir yanıyla estetik bir olaydır, bir yanıyla bir dünya görüşüdür, bir yanıyla bir yaşama biçimidir, bütünüyle bir ahlâktır, spor bir çevre olayıdır, bir düşünme, karar ve giderek sezgi olayıdır, bir sevgi olayıdır spor ve insanın gereksinim eylemleri içinde en kaçınılmaz olanlarından biridir. Spor bunların en temel olanlarından biridir.

Küçük yaşlarda ve doğru olarak başlanması gereken bir yaşama etkinliğidir.

İnsanın karakter yapısının %60’ının 0-6 yaş diliminde oluştuğu; insanın ritm duyarlığını 0-15 diliminde kazandığını; doğru-dürüst öğrenilen ve yapılan sporun bu dönemdeki büyük işlevini göz önünde bulundurursak, “Yaşama Sorunu” bakımından önemi de anlaşılabilir. Bu nedenle biraz önce paralelliğin en yoğun ve güçlü yaşandığı alanlardan biridir, dedim. Ne var ki, paralelliğin en çok bozulduğu alanlardan da biridir spor. Çünkü kendisinden başka pek çok amaca yönlendirilir ve bunun sonunda hem o amaçlara ulaşılamaz, hem spor yozlaşır, bozulur ve büyük zarar görür, hem de insan sporda kendisine aykırı bir yaşamaya girer.

“Gereksinim Eylemleri” insanın doğası gereği bir üst yaşamadır. Spor örneğiyle değindiğim özellikleri gereksinim eylemlerinin her alanında, sözgelimi, kitap okurken, sanat etkinliklerine doğrudan-dolaylı katılırken, ibadet ederken, gezip-görüp-tanırken vb. tüm etkinliklerinde geçerlidir. Dahası insan burada sahip olduğu ve daha yüksek etkinlikler göstereceği kendisine içkin özgün güçlerin ayırdına varabilir.

İnsanın ister uygar bir dünya devleti gibi doğanın büyük amacı uğrunda, ister Tanrı tarafından özel donatılmış bir varlık olarak, ister evrensel bir idenin, deviniminde kendisine kavuşacağı son aşama olarak, ister maddeye giren yaşama atılımının oluşturduğu evrimin son aşamasında ve yeni bir evrimin taşıyıcısı olarak yaratıldığı düşünülsün, insan bu dünyada biricik olarak bulunan bir varlıktır. O bir kereliktir ve yinelenmez. Onun biricikliğini sağlayan şey, sahip olduğu ve diğer canlı varlıklardan ayrılmasına yarayan temel özellikler değildir.

İnsanın biricikliği, onun özgün varlığındadır.

Özgünlüğü, her bireyin sahip olduğu yüksek derecedeki yapıcı-yaratıcı gücü belirler. İnsanın en yüksek düzeyde kendisini bilme sürecine girmesi, (çünkü kendini bilmek yaşamın sonuna dek giden bir süreçtir) sahip olduğu bu büyük yapıcı-yaratıcı gücün ayırdına varmasıyla olasıdır. İnsanın “Özgün Eylemleri” bu bağlamda ortaya çıkarlar. İnsan burada en büyük sıkıntıları, bazen de en büyük sancıları yaşar. İnsan kendisini burada aşar. İnsan kendi doruklarına burada ulaşır. İnsan burada kendi sonsuzluğuyla karşılaşır. Sevgi ve Akıl burada bütünleşirler. İnsan burada kendi özgürlüğünü dopdolu yaşar, kendisini en yüksek düzeyde keşfeder. İnsan yaşadığını burada anlar ve yaşamaya burada sımsıkı bağlanır.

Özgün Eylemler ne iş ya da günlük yaşama, ne de gereksinim etkinlikleriyle aynı bağlamda değil fakat onlara koşut (paralel) dirler. Çünkü, hiçbir özgün eylem, yaşamadan kopuk değildir, yaşamanın dokusu içinde bulunur. Birinin özgün eylemi, diğerinin iş eylemi olabilir. Hatta kendimize özgü ve yepyeni bir özgün eylem alanı bulsak, bir süre sonra o da yaşamada yer alır, dahası bir zaman sonra moda bile olabilir. Hiç bir eylem yaşamadan kaçırılamaz. Fakat bu hepsinin birbirinin içine geçmiş olduğunu göstermez. Ayrılan zaman, amaç, bireyle bütünleşmesi, bireyin kendine içkin yaşaması bakımından birbirine paralel olarak fakat bazen doğrudan, bazen dolaylı ama hep etkileşim içinde gelişirler.

Burada örnek olarak yine Sporu vereceğim.

İş etkinliklerimizin dışında kendisine “spor” için zaman ayıran; iskelet ve kas yapısına uygunluğu yanında hoşlandığı için de uzun
mesafe koşan birini düşünelim. Bunu bir gereksinim etkinliği olarak gerçekleştirmektedir. Fakat gerek çalışmalarda ve gerekse de zaman zaman yapılan yarışlarda onun hep başarılı olmaktan öte, mukavemet koşularına karşı daha ayrı bir yapısı olduğu ortaya çıktığında kendi sınırına ulaşmak isteyecek ya da ilgililer, uzmanlar tarafından bu yolda uyarılacaktır. Böylece mukavemet koşularına biraz daha fazla zaman ayırır, antrenmanlar uzmanlar tarafından yönlendirilir, kendisi de o konuda okuyup, araştırmalara başlar. İnsan bazen değişik kabiliyetleri arasında en önemli olanı bulamayabilir ve sınırlı bir kabiliyete sarılabilir. Eğer böyleyse, kendi sınırına ulaşacak ve kalacaktır. Eğer bulunan bireyin sahip olduğu en yüksek yapıcı-yaratıcı güçse, özgün eylemler orada başlayacaktır. Bu durum her insan için, her konuda olasıdır.

Prof. Dr. Atilla Erdemli

Bu yazılar da ilginizi çekebilir

Yorum Bulunamadı

Cevap Yaz