Yaşamak Yaratmaktır

Spordaki Güzellik

10 Nisan 2019

Yazı: Spordaki Güzel | Yazan: Atilla Erdemli
Tarih boyunca spor ilkin beden gücünün başarısı olarak görülmüştür. Öyle ki, bu güce alışılagelen çizginin üstünde sahip olanlar tanrılaştırılmışlardır.

Adı “spor” olarak koyulmasa da eski toplumlarda, örneğin Sümerler’de (İ.Ö.5000) beden gücünün başarısı ilkin avlanmak, savaşmak vb gibi yaşama amaçlıydı. Bir yandan bu güce sahip olanlara duyulan hayranlık, bir yandan eğlenme ve haz duyma gibi gereksinmeler, diğer yandan da ortak coşku ile toplumu bütünleştirme ve yönlendirme olanağının elde edilmesi önce din kurumu ve din adamları tarafından özel günlerde şenlikler düzenlenmesine neden olurken, yine aynı kurum tarafından başarı gösterenlerin gücü kutsandı. Başarılı beden gücünün kutsanması olayı Mezopotamya ile etkileşen o dönemin bütün toplumlarında, ardından da Antik Çağ Ege Uygarlıklarında görüldü.

Antik Çağ Ege Uygarlıklarına baktığımızda, az ya da çok, bütünüyle ya da bir bölümüyle dinin etkisi altında olmayan yani dinsel olmayan spor karşılaşması yoktu. Bu durum iki bakımdan işlevseldi: İlkin dinin düzenleyici, belirleyici, bütünleştirici gücünü gösterip artırmasını sağlamak; ikinci olarak da beden gücünün bir başarısı olarak görülen sporda hem insan yaşamına, hem de kamu ahlakına karşı girişimleri engellemek. Yine de istenen ölçüde başarılı olduğu söylenemez. Buna çarpıcı bir örnek olarak Kutsal Barış’ın kutsal alanı olan Olympia’daki Zanes’i örnek verebiliriz.

Zanes’i gerektiğince değerlendirebilmek için bir sporcunun Olimpiyat Oyunlarına nasıl geldiğini göz önünde bulundurmak gerekir.

Olimpiyat Oyunları Ölçütleri

Antik Çağ Ege Uygarlıklarında Olimpiyat Oyunlarına her kent devletinin kendi dalında en yüksek başarıyı elde etmiş, soylu, hiç suç işlememiş ve en iyi sporcuları aday olurlardı. Kendi dalında en yüksek başarıyı göstermek günümüzde Olimpiyatlara katılmak için yeterlidir, fakat o dönemde yalnızca aday sporcu olmak için koyulan ölçütlerden biriydi.

Oyunlara katılabilmek için Olimpiya’nın yaklaşık 50 km. uzağındaki Elis kampındaki elemeleri de geçmek gerekirdi. Bunun için oyunlardan önceki 1 aylık sürenin Elis kampında geçirilmesi zorunluydu. Elis kampındaki ise yaşam oldukça ağır ve disiplinliydi. Orada başarılı olanlar Tanrılar ve Yunan halkı önünde yarışmaya hak kazanırlardı.

Oyunlar başlamadan önce Elis’ten ayrılınır, yol boyunca bütün tapınaklarda kurbanlar kesilip, dualar edilerek Olimpiaya gelinirdi. Orada kayıtları yapıldıktan ve Altis’deki her mabette dualar edildikten sonra en büyük Tanrı Zeus önünde yarışmalarda şerefsiz hiçbir davranışta bulunmayacaklarına yemin ederlerdi. Bu son yeminden sonra yarışacakları Stadion’a doğru yürürken Zanes’ten geçerlerdi.

Zanes

Zanes Stadion’a giden yolun sol tarafında küçük mabetler, sağ tarafında ise büyük heykellerin bulunurdu. Bu heykeller Olimpiyat Oyunlarının eski şampiyonlarına aitti ve heykellerin yapım ücreti Olimpiyat oyunlarında hile yapan, oyuncu ya da hakem satın alan vb pek çok işe girişen giren sporculardan kesilen para cezalarıyla yapılmıştı.

Zanes sporculara “Hile yapma! Dürüst ve yeminindeki gibi soylu yarış!” diyen son bir uyarıydı. Yine de hileler, hem de giderek artan çizgide yapıldı. Burada insan varlığının spor olgusunda daha belirgin ortaya çıkan önemli paradokslarından biri bulunmaktadır. Bu paradoks spordaki güzellik bakımından da işlevseldir.

Zanes örneği ile anlatmaya çalıştığım olaylar bir insan gerçeğini ortaya koymaktadır:

İnsan başarmak uğruna olumlu-olumsuz her şeyi yapabilen bir varlıktır. Bu gerçeğin algılandığı ve insanın “iyi” yaşaması istenen her ortamda “Spor Olgusu” bir ahlak olarak ele alınmaya, eğitimin bir aracı görülmeye başlandı.

Antik Çağ Ege Uygarlıklarında Paideia bağlamında görülen bu anlayışla 18.yy da karşılaşırız:

Özelikle İngiltere’de spor, yaşama disiplini bulunan, ilkeli, yüksek ahlaklı gençlerin yetiştirilme aracı olarak görülmüştü. Baron Pierre de Coubertin’i Modern Olimpiyat Oyunlarına götüren çalışmaların başlangıcı da Fransa’da böyle bir gençlik yetiştirmekti. Kısacası Spor Ahlak içindi.

Daha çok genç kızların eğitiminde kullanılan dans ve jimnastik spor içine sokulmaya başlandığında, ahlakın ardından spor ile güzellik de yan yana getirildiyse de “Spor” ve “Güzellik” üstünde fazlaca durulmadı. Sportif Başarı açısından sportif hareketteki güzellik pek önemli bir özellik değildi. Aynı tavır günümüzde de sürmektedir. Önemli olan sportif başarıdır. Fakat spor olgusunda yetesiye aydınlanmak istiyorsak sormak zorundayız:

Spor ne ölçüde bir estetik olgudur?
Sportif harekette güzellik var mıdır, varsa koşulları ve işlevi nedir?

Sportif Hareket

Sporun taşyıcısı sportif harekettir. Sportif Hareket insanın temel hareketlerine dayanır. Temel hareketlerden biri ya da bir kaçı, tek başına veya bir alet ve aletler topluluğu ya da hayvan-alet düzeni ile bütünleşip, onlara göre biçimlendiği zaman “Sportif Hareket” ortaya çıkar. Tek başına her hangi bir sportif hareket yoktur. Sportif Hareket ancak bir spor dalında kendisini gösterir. Spordaki “Güzellik”in Sportif Harekette ya da temel hareketlerin spor dalına özgü olarak biçimlenip, düzenlenişinde aranması gerekmektedir.

Genel olarak bakıldığında spor, amacı “Güzellik” olan bir insan etkinliği değildir. Her spor dalındaki temel amaç “Sportif Başarı”dır. ”Güzellik”in tek başına amaç olduğu alan spor değil, sanattır. Bu durum sporda “Güzellik”in bulunmadığı göstermez. Sporda da “Güzellik” vardır ve her spor dalının yapısına, işleyişine bağlı olarak ortaya çıkar. Ayrı deyişle “Güzellik” olanağı sportif harekette vardır ve onun bir özelliği olarak ortaya çıkar. Fakat “Güzellik” sportif hareketin ne tek amacıdır, ne de onu bütünüyle belirler. Buna karşın “Güzellik” sportif hareketi değişik hareket veya hareket bütünlüklerinden ayıran önemli özelliklerden biridir.

Sporun günümüze uzanan gelişmesinde ortaya çıkan bir çok spor dalında “Güzellik” başarı ölçütlerinden biri olmuştur. Bu durum sportif hareketin o spor dallarındaki biçimlenişinin olağan sonucudur.

Sözgelimi Senkronize Yüzme’yi ele alalım: O yalnızca bir yüzme olayı değil, aynı zamanda yapısında ister istemez “Güzel” de bulunan özel bir yüzme biçimidir. Aynı durum Jimnastik, Buz Dansı, Yapay Duvarda Tırmanma Yarışı ve benzer tüm spor dallarında da söz konusudur. Dolayısiyle ister istemez “Güzellik” bu spor dallarında başarıyı belirleyen özelliklerden biri olarak ortaya çıkar. Bazı spor dallarında başarıyı belirleyen özelliklerden biri olarak ”Güzellik”in bulunması, diğer spor dallarında da “Güzellik”in bulunmadığını göstermez. Her spor dalının kendisine özgü estetiği vardır fakat onlarda bu sportif başarının ölçütlerinden biri değldir. Burada iki kavrama açıklık getirmek gerekmektedir:

‣ Sprtif Başarının Ölçütlerinden Biri Olmak
‣ Sportif Başarıyı Etkilemek

Sportif Başarının Ölçütlerinden Biri Olmak

Bu özellik sportif başarı için kaçınılmazdır, onun bir yanıdır, parçasıdır, öğesidir; dolayısiyle sporcu veya sporcular tarafından yaratılması gerekir ve hakemler o özelliği de değerlendirirler. Diyelim ki bu özellik “Güzelliktir” öyleyse sporcu ya da sporcular tarafından zorunlu olarak yaratılacaktır ve hakemler onu da değerlendireceklerdir. Bu durum sanatsal sporlar (H.Lenk, 1972) da denilen buz pateni, tramplenden atlama, jimnastik vd etkinliklerin oluşturduğu bir alanda geçerlidir.

Sportif Başarıyı Etkilemek

Bu özellik başarıyı belirleyen ölçütlerden biri değildir fakat sportif başarıya ulaşabilmek için bu özelliğin bulunması gerekir, yani başarıyı etkiler. Böyle bir özellik olarak ilk olarak güzellik gösterilir. Her spor dalı yapısına, işleyişine göre, özgün bir güzellik içerir. Ayrı deyişle her spor dalının kendine özgü bir estetiği vardır ve bu da sportif başarıyı etkiler.

Bu nasıl olur? Örnek olarak Sırıkla Yüksek Atlama’yı alalım. Başlama markajı’nda yerini almış olan atlet sırıkla yüksek atlamak için sırasıyla şu aşamaları gerkeçleştirecektir:

Yaklaşma koşusunu yapacak
Sırığı saplama kazanına sokacak
Sallanıp, derinlik alacak
Geriye yuvarlanacak
Yukarı uzanıp çekiş hareketini yapacak
Dönecek
Çıtayı geçecek
Düşecektir.

Böylece başlama markajı ile düşme arasındaki sekiz hareketi bir sıra içinde, birbirine bağlı olarak yapacaktır. Atlayışın başarılı olabilmesi için ilkin bu sekiz hareketin uyumu gerekmektedir; birinde aksama olursa atlayış düzenini yitirir ve başarı sağlanamaz. Dolayısiyle bu sekiz hareketin her birinin diğerleriyle uyumlu bir bütünlük oluşturması gerekir.

İkinci olarak bu uyumlu bütünlüğün çıtanın yüksekliğiyle uyumlu olması gerekir. Çıtanın geçilebilmesi ya da atlayışın başarılı olabilmesi için bu iki uyumun gerçekleşmesi kaçınılmazdır. Çıtanın yükselmesi göz önünde bulundurulduğunda, her atlet ancak kendi en yüksek uyumuna göre çıtayı geçebilecektir. Atlet başarı hırsı veya başka nedenle kendi en yüksek atlama uyumunu bozma pahasına denemeye girerse, atlama düzeni bozulacağından başarısız olacaktır. Öte yandan sırıkla düzgün bir yüksek atlama olayına bütün olarak baktığımızda, başlıbaşına uyumlu, dengeli bir bütünlük olduğu görülür.

Antrenman kavramı da burada amacını bulur: Antrenman sporcunun sportif uyum düzeyini yükseltme çalışmasıdır. Antrenör ise sporcuyu uluşabileceği en yüksek sportif uyuma ulaştırmak üzere uzmanlaşmış kişidir. Eğer bir spor olayında sportif uyum bozulursa sportif hareketin işleyişi de bozulur ve bu da başarıyı olumsuz etkiler.

Sırıkla düzgün bir atlayışı izleyelim. Orada kaba adale gücünün en yüksek düzeye ulaştığı sırada nasıl inceldiğine zarafet kazandığına tanık oluruz. Orada yalnızca sırıkla atlama olayı yoktur, orada atletin tüm varlığıyla yoğunlaştığı, güzellik kazanmış bir sportif başarı, yaratıcılık vardır.

Sportif Yaratıcılık

Sportif yaratıcılığın gerçekleştiği yerde artık yalnızca beden yoktur: Orada bedenin tüm beceri ve gücü insan ruhunun kendisini aşan güçleriyle bütünleşir; akıl, sezgi, derinden duyuş, özünden kavrayış, kısacası insan bir bütün olarak ve o bütünden taşarak tek bir davranış bütünlüğünde yeniden ortaya çıkar. O davranış ya da yaratıcılığın gerçekleşmesi çok kısa bir sürede olup-biter. O yaratıcı davranış tektir, o yaratma zamanı, zamanın sonsuzluğunda biriciktir, orada ortaya çıkan güzellik yalnızca oraya özgüdür ve hiçbiri asla yinelenemez. O anı, o güzelliği yaratmaktan duyulan haz spordaki estetik hazdır fakat buna artık yalnızca haz demek de yeterli değildir çünkü onda haz, sevinç, esrime, mutluluk hepsi bir aradadır. Bu ancak bir yüksek yaşamanın doruğuna ulaşıldığında duyulacak türden bir kendinden geçmedir. (A.Erdemli,2002)

Salt sportif yaratıcılıkla yalnızca “Spordaki Güzel” kendisini göstermez; orada aynı zamanda sporcunun benliğindeki “Sportmenlik” in yetkince biçimlendiğini görürüz. Bu kendisini alçakgönüllülük olarak gösteren Yücelik Duygusudur; üstün olanın aynı zamanda iyi olduğunu göstermesidir; büyük olanın kendisini insanlara sunuşudur; bu sporun özündeki iyi ve güzelin (kalo kagathia) birlikte somutlaşmasıdır; bu sporun özündeki hümanizmanın ortaya çıkışıdır; bu tam anlamıyla Fair Play’dir.

Bu özellikler, yaratılan güzellik atletin başarısına puan olarak katılmaz fakat bu güzellikler olmazsa başarı sağlanamaz. Sağlansa bile tam anlamıyla Sportif Başarı olmaz.

Spor-Uyum-Güzelik bağlamına yeniden bakalım.

Spor & Uyum & Güzelik

Sırıkla yüksek atlayan atletimiz, kendi en yüksek uyumuna ulaşmış olsun. Bu sırada atletin duyduğu haz ve sevinç de yalnızca başarının değil başarıya götüren hareketler dizisindeki uyum bütünlüğünün, o bütünlüğü koruma pahasına verilen uğraşın, gerilimin de payı bulunmaktadır. Bu durum hemen her spor dalının yapısı uyarınca ortaya çıkar.

Bu hazzı, sevinci ve güzelliği yalnızca atlet yaşamaz. O sporu tanıyan, bilerek izleyen seyirci de yaşar. Bir spor olayı ile herhangi bir olay arasındaki önemli ayrımlardan biri de buradadır. Burada fazlaca gündeme getirilmeyen şu soru ”Bir spor olayı nasıl izlenir?” sorusu da yanıtını bulur. Bu yanıta birazdan değineceğim. Şimdi bir başka sorunu ele almak gerekiyor.

Bütün bu özelliklere bakarak spor olayındaki “Güzel”in uyum olduğu, uyumla ortaya çıktığı söylenebilir mi?

Soru bir başka bakımdan şöyle ele alınabilir: Spordaki güzellik uyum mudur, yoksa spordaki güzellik sportif uyumun katılmasıyla mı ortaya çıkar?

Güzel ve Uyum İlişkisi

Antik Çağ Ege Uygarlıklarında “Güzel” ile “Uyum” arasındaki ilişkiyi özdeşlik boyutunda ele alan Pythagorascılar oldu. Uyum ancak zıtlar, karşıtlar arasında ortaya çıkar. Pythagorascılara göre, evrenin uyumlu bütünlüğünün kurulabilmesi için evrendeki tüm karşıtların uyumu gerekmektedir. Herşey aritmetiğin sayıları gibidir; tek ve çift. Her şey sayılarla dile getirilebildiğine göre, her şeyin özü sayıdır. Böyle sayısal özlü evrendeki devinim karşıtların sürekli uyuma girip, ayrılmasından doğan dialektik süreç nedeniyledir. Evrende nerede uyum varsa, orada güzellik vardır. Bunun en iyi örneği “Müzik”tir. “Güzel Uyum” olarak Pythagorascıların tartışmadıkları bir kabulüydü.

Batı düşünce tarihinde ilk kez “Güzel nedir?” sorusunu sorup, araştıran ve bu sırada “Güzel” ile “Uyum” ve “Uygunluk” arasındaki ilişkiyi araştıran düşünür Platon olmuştur. “Güzel Nedir?” sorusunu gençlik dialoglarından Büyük Hippias’da sorar. Böylece o aynı zamanda Güzelik Felsefesi’ni de başlatmış olur. (İsmail TUNALI,1963)

Platon’un “Güzel”i açıklamak için başvurduğu kavramlardan biri de Uygunluktur. Fakat sonunda anlaşılır ki ”Güzel” ile “Uygunluk” birebir örtüşmemektedirler ancak ilişkilidirler. Uygunluk bir şeyde bulunduğu zaman o şey güzellik özelliği kazanmakta ve güzel görünmektedir fakat yalnızca bir özellik olarak. Bu bakımdan yukardaki sorularımızdan ikincisi yanıt bulmaktadır: Yani, spordaki güzellik uyum değildir, yalnızca uyumun katılmasıyla ortaya çıkan bir özelliktir.

Yukardaki ilk soruya gelince, güzel yalnızca “Uyum” ya da “Uyumlu” olamaz. Sözgelimi tüm parçaları uyumlu çalışan bir motora güzel diyemeyiz. Bir ağacın dalları uyumsuz, hatta karmakarışık büyüyüp gelişmiş olmasına karşın, onun değişik zamanlarda ve durumlardaki görünüşünü “Güzel” bulabiliriz. Bu örnekleri çoğaltabiliriz. Öyleyse, uyum her zaman güzeli yaratmaz; Güzel-Uyum ilişkisi belirli ve sınırlıdır.

Platon’un Büyük Hippias Dialoğunda söylediklerini spora yansıtırsak, spor olayındaki güzelin belli ölçüde uyuma dayandığını, uyumsuz olamayacağını, fakat tek belirleyicisinin uyum olmadığını söyleyebiliriz. Spordaki “güzel”in spora özgü oyun, gerilim, coşku, başarı, yarar, iyi, yaratıcılık, özgünlük, özgürlük, yetkinlik gibi daha bir çok kavramla da ilişkisi vardır ve bunların hem tek tek hem de birlikte irdelenmesi gerekmektedir.

Spordaki Güzel

Böylece “Spordaki Güzel”i belirleyen etmenler nelerdir?” sorusu önem kazanmaktadır. Bir başkası “Spordaki güzel nedir?” sorusudur. Bu Spor Felsefesinin bir çalışma alanı olan spor estetiğinin ilk ve temel sorusudur. Spor estetiği “Spordaki Güzel” yanında “Spor-Sanat” ilişkisi ve sorunsalında da (Hans Lenk, 1985; Elk Franke, 1978) yoğunlaşmış olabilir.

“Spordaki Güzel” üstüne yetesiye aydınlanabilmek için “Spor-Güzel” ilişkisinin görüldüğü diğer alanlara da bakmak gerekir.

Burada ilkin biraz önceki bir soruyu ele almak istiyorum:

Spor Olayı nasıl izlenir?

İzleme biçimini ilkin ve önemle amaç belirler. Burada iki amaç bulunmaktadır: Spor olayının amacı ve spor olayını izleyenin amacı.

Spor olayının amacı “salt sportif başarı”dır. İzleyenin amacı her zaman bu salt ya da asıl sportif başarı olmayabilir. Çok zaman hatta genellikle izleyen tutuğu takımın ya da sporcunun sportif başarısını istemektedir; tutuğu takım ya da sporcu yoksa, hoşlandığı takım ya da sporcunun başarmasını isteyebilir; izleyen çok sayı yapacak veya rekor kıracak takım ya da sporcunun başarısını isteyebilir; izleyen hoşlanmadığı, tutmadığı bir takım ya da sporcunun yenilmesi için başkalarının başarılı olmasını isteyebilir ve bu istekler doğrultusunda izleme biçimi değişir. Bunların hepsi bireysel amaçlardır ve önemlidirler fakat “asıl sportif başarı” ile örtüşmezler.

Sportif Başarı her zaman sonuç tabelasında yazan değildir.

Büyük çoğunluğun sonuç tabelasına bakıyor olması, başarıyı orada yazan olarak görmesi de belirleyici değildir. O sonuca, o başarıya bir biçimde ulaşılmış olabilir. Yukarda Zanes örneğini vermiştim. O dönemde hileye başvuran her sporcunun yakalandığını söyleyemeyiz. Belki yakalananlar, yakalanmayanlar yanında çok az sayıdaydılar. Günümüzde de doping yapmasına karşın dünya şampiyonlarının, rekortmenlerin sayısını kim söyleyebilir? Bunlara asıl, salt sportif başarı diyemeyiz.

İzleyenin amacı asıl spor başarısı olduğu zaman; ayrı deyişle, spor olayının amacı ile izleyicinin amacı aynı olduğu zaman, ikisinin uyumu gerçekleştiği zaman izleme en olgun biçimine ve düzeyine ulaşmış demektir. Böyle bir spor başarısı o spor dalının yepyeni bir yorumudur. Orada bir gerçek-üstü alanda, sporcu ile sporun bütünleştiği bir kültür olayı canlandırılır. Güzellik o bütünlüğün vazgeçilmez bir özelliği olarak sportif başarıyı taçlandırır.

Spor & Tiyatro

Spor olayını izlemek ile sahne sanatlarından birini izlemek arasında küçük ayrılıklar bulunmaktadır. Bu nedenle tiyatro kültürü gelişmemiş toplumlarda spor olayını izleme daha aşağı düzeylerde gerçekleşir: Asıl Sportif Başarı ve orada ortaya çıkan güzellik değildir önemli olan; takımın sayı yapması, karşı takımı yenmesi, hatta ezmesidir. Bu durumda ne spor sembolik bir mücadeledir, ne de rakip bir dostdur; spor bir kavga, rakip de ezilecek, yok edilecek bir gladyatördür. Spor olayı böyle izlendiği zaman hırslar ve hınçlar bilenir, izleme olayında uyum yitirilir. Oysa spor olayının özü gereği izlenmesi insanı coşturur ve bir tür arınma (katharsis) sağlar. İnsan hırs ve hınçla değil, arınmadan kaynaklanan iyi isteği, iyiyi gerçekleştirmek, güçlülük ve yücelik duygusuna ulaşır. O artık iyi ve güzel olanı arayan insandır.

Spor & Çevre

Bir başka açıdan baktığımızda sporun bir “Çevre Olayı” olduğunu ve çevreden bağımsız düşünülemeyeceğini görürüz. Spor insanın hareket kabiliyetine dayanan bir kültür olgusudur. Bir kültür olması bakımından spor yapaydır. Her yapay olan gibi doğal olana aykırıdır. Çevre sorunlarının kaynağı da burasıdır.

Spor-Çevre bağlamında bir paradoks ortaya çıkar:

Spor insanın doğal gereksinmelerinden biridir, dolayısiyle spor insanın temel haklarından biridir. Bu nedenle her insanın spor yapma hakkı vardır. Bu hakkın kullanılması yaygınlaştıkça pek çok sorunla birlikte çevre sorunları da gündeme gelmektedir. Çevre sorunları ise insana zarar vermektedir.

Bu nasıl oluyor?

Spor yapanlar arttıkça spor tesislerine gerek duyulmaktadır. Yapılan tesisler çevreyi bozmaktadır. Bozulma kirlilik ve gürültüyle artmaktadır. Böylece çevreye karşı bir spor ortamı, spora karşı bir çevreyi yaratmaktadır. (E.Meinberg,1990) Spor Tesislerinin mimari bozukluğu, çirkinliği ise çevre bozulmasını şahikasına ulaştırmaktadır.

Spor Mimarisi

Spor Mimarisi, spor estetiğinin önemli bir alanı olarak karşımıza çıkar. Spor ortamının işlevsel ve sağlam olması göz önünde bulundurulur; bu ikisi kullanım bakımından önemlidir fakat yeterli değildir. Mimari olmak güzel olma kaygısını da taşır. Spor tesisinin güzel olması gerekir. Mimari bir yapıt olarak spor tesisinin kullanış, yapısal sağlamlık, çevreyle bütünleşmiş ve güzel olması gerekmektedir. Bu güzelliğin çevreyle uyumlu olması da önemlidir. Güzel, kullanışlı, sağlam fakat çevreye aykırı bir spor tesisi yanlıştır.

Spordaki Güzel

Spor Olayındaki “Güzel”i sorun etmek, araştırmak, değişik bakımlardan irdelemek sporu daha derinden kavramak isteyen tavra özgüdür. Bir spor ortamında böyle bir tavrın görülmesi, spor anlayışında gelinen düzeyin yüksekliğini gösterir. Bu düzey toplumdaki spora yansıdığı ölçüde, toplumu etkileyecektir. Spor öğrenilir. Spor eğitimi yalnızca kaba sportif başarıyı gözettiği ölçüde “Spordaki Güzel”den uzaklaşır. Spor varlık yapısındaki güzellik ortaya çıkap, yaşandığı zaman Hümanizmadır.

Prof. Dr. Atilla Erdemli

Bu yazılar da ilginizi çekebilir

1 Yorum

  • Cevapla Didem Çelebi Özkan 14 Nisan 2019 at 01:47

    Bugüne kadar acaba kaç düşünür bu konuyu bu derece yoğun irdeledi acaba diye düşündüm tüm metin boyunca. Size; “Hocam, harika bir iş çıkartmışsınız,” demek bile benim haddimi aşar.
     
    Keyifle okudum. “Spordaki güzel”in bedenden, ruha, Fair Play’e, başarıya, mimariye, çevreye, tiyatroya kadar olan yolculuğu hiçbir nokta dışarıda bırakılmadan incelenmiş. Muazzamdı 👌🏻

  • Cevap Yaz