Mor Anka

Uyanış – 3

15 Nisan 2019

Öykü: Uyanış | Yazar: Merve Çevik
Annem bu defa cevap vermedi.

Güzel annem…

Yanı başında ilaç kutuları. Gözleri kapalı.

Babam çıldırmış halde sağa sola amaçsızca koştu, sonra bir an kendine gelerek ambulansı aradı hemen. Ambulans tam on beş dakika sonra geldi ve annemi hastaneye götürmek için sedyeye koydukları an çocuk Selim de koşarak geldi.

Ağzından sadece tek bir kelime döküldü:

“Anne!“

Şimdi bir kez daha hatırlıyorum.

Annemi götürdükleri o anı. Zihnim yavaşça aydınlanmaya başladı. Gözümün önünde akmaya başladı yeniden film.

Acı haber.

Kurtaramamışlardı.

Bu durumu atlatmam için herkes seferber oldu elbet.

Doktorlar, babam, arkası kesilmeyen terapiler…

Annem öldükten sonra onun öldüğü gerçeğini kabullenememiş, kendime duvarlar örmüştüm çünkü. Ama bir umut hep vardı. Bir gün kapı çalar ve annem geri gelirse umudu…

– Baba, annem eve ne zaman gelecek?
– O uzaklara gitti Selim. Uzun süre dönmeyecek. Ama zamanı gelince biz onun yanına gideceğiz.
– Neden gelmeyecek? Beni artık sevmiyor mu?
– Seviyor. Merak etme o iyi.
– Baba, annem eve dönsün. Lütfen!

Cevap yok. Uzun süren sessizlik.

– Baba?!
– Efendim?
– Sen de gitmeyeceksin değil mi?

Babamın bu soru karşısında bile mesafesini ve soğukluğunu koruması, film izler gibi geçmişi seyreden şimdiki beni çıldırtıyordu. Bir çocuğun gözlerindeki çaresizliğe baktım, bir de donuk bakışların sahibi babama. Elbette bu bakışlarda annemin yokluğunun yarattığı etki de mevcuttu.

– Hayır. Gitmeyeceğim.

Ve yıllar yılları kovaladı.

Babamın acısı çabuk geçmiş olmalıydı ki kısa süre sonra yeniden evlendi. Benim annesiz büyümemem için bu evliliği yaptığını söylüyordu soranlara. Kimileri eleştirmiş, çevremizde aile dostu diyeceğimiz birkaç insan ise babama hak vermişti bu kararından dolayı. Üvey annem, kendi annemin yerini hiçbir zaman dolduramamış olsa bile yine de tek bir kötü söz etmemişti bana.

Babamı üç yıl önce kanserden kaybettim. Geriye ben ve üvey annem kaldık sadece. Babamın ölümünden bir hafta önce bana söylediği cümle şimdi kulaklarımda yeniden yankılanıyor:

– Aile önemlidir Selim. Aile, bu hayattaki en büyük servettir.

Bir an hayretler içerisinde kalmıştım. Babamdan bu zamana kadar böyle bir cümle duymadığımdan o an çok dikkate almamış, üzerini örterek uyumasına yardım etmiştim.

– Daha fazla yorma kendini baba! Dinlenmen lazım. Uyandığında yeniden devam ederiz.

Sonra o son cümleyi hastane odasında bırakarak hayatın kaosuna tekrar dönmüştüm. İş, toplantılar ve seyahatler..

Ölümünde yanında olamamıştım babamın. Her ne kadar yalnız ölmeyi hak ettiğini düşünsem de vicdan terazim arada yoklamaya devam etmişti.

Annemin ölümünden sonra babamla aramdaki mesafe giderek büyümüştü. Ölümünde babamın payı büyüktü bana göre. Kızgındım ve affedemiyordum. Bu zamana kadar en ufak bir saygısızlık etmemiş ve karşı çıkmamıştım babama ama ölümün ona ufak dokunuşu ve adeta adım adım yaklaştığı duygusu onu her nedense yumuşatmıştı. Zira o son cümleyi söylerken sesinden yankılanan pişmanlık hissedilecek kadar yoğundu.

“Aile önemlidir Selim. Aile, bu hayattaki en büyük servettir.”

Bana göre hayat kuru bir sevgiden ibaret olamaz. Ayakta kalmak için çalışmak hatta daha çok çalışmak gerekli. Çünkü kazanırsan daha çok sevilirsin. Bu fikre öyle tutunmuştum ki; başka bir düşüncenin bunu değiştirebileceğini zannetmezdim. Gördüğüm o rüyaya dek…

Şimdi daha net kavrayabiliyorum.

Çocukluğumun keskin anıları şimdi daha da batıyor ruhuma. Hep derler ya çocukluk en saf dönemdir diye, işte benim de en temiz olduğum zamanlardı çocukluğum.

Çocukluktan çıkıp ergenliğe doğru yol alış, ardından üniversite yılları… Özetle başarılı bir öğrenim hayatı, iş ve arkasından evlilik.

Ve eşim Pınar.

Pınar, anneme çok benziyordu.

Annemin ruhunu kendi ruhuna karıştırmış bir kadını hayatıma ortak etmiştim. Sakin ve olgun. Ne istediğini bilen ve gizemli.

Peki evliliğimin bitme noktasına gelme sebebi neden bendim?

Elbette, şimdi daha iyi anlıyorum. Babama benzemiştim zamanla. Belki de annemin ölümü beni bu hale getirmişti ya da soğuk ve gri bir insan olmuştum belli ki. Hayata karşı hep kazanan ve daha da kazanmaya çalışan, kendisini hep güçlü olmak zorunda hisseden bir Selim. Hep kendisini önemseyen bir Selim. Başarılı, çevresi geniş, zengin ama yalnız bir adam. Sevdiği kadın için her şeyi yaptığını zanneden, onun isteklerini düşünmeyen, kendi dünyasında hapseden hatta nefessiz bırakan ve kendi kararlarını önemseyen bir adam.,

Evet. Pınar’ı da kaybediyorum.

Yavaş ve geri dönülemez bir yol gibi gözüküyor olsa da şu an öyle bir haldeyim ki onu geri kazanmak adına her şeyi yapmaya hazırım. Çocukluğumun en derin topraklarına gömdüğüm o hatıralar, bir rüya ile beni silkelemiş, kendime getirmeye başladı. Ölümden daha ağır bir tokat gibi çarptı ruhuma.

Evet, uyanıyorum. Bu bir uyanış.

Ailemi kaybedemem.
Babam gibi olamam.
Ben olmalıyım.

Beni seven bir kadın ve huzur aslında tam yanı başımda. Birden uyuyakaldığım koltuktan çırpınırcasına uyandım. Nefes nefese kalmış ve kan ter içindeydim. Sonra bir el yüzüme dokundu. O an yeniden irkildim:

– Canım iyi misin?

Pınar yanımdaydı. Endişeli bir sesle:

– Bizi çok merakta bıraktın. Yanımdan ayrıldıktan iki saat sonra Emre beni aradı. Sana ulaşamamış. İş yerinde bir sorun çıkmış. Bir an sana bir şey oldu sandım. Arabaya atlayıp hemen eve geldim. Şükür ki buradasın. Ben……”

O an sarıldım ona. Sımsıkı sarıldım. İçime katarcasına. İliklerimde hissettim onu. Kalbi hızlı bir şekilde çarpıyordu. Korkusu ruhuma karıştı o an. Nasıl ihmal etmeyi başarmıştım onu bugüne kadar? Artık emindim ve bunu telafi edecektim.

Gözlerinin içine bakarak:

– Gitme! Bizi bırakma! Sen haklıydın. Çok ihmal ettim bizi, biliyorum. Ama seni kaybedemem. Sen benim bu hayattaki her şeyimsin. Bizi bırakamam Pınar. Annemden sonra seni de kaybedemem. Gitme..

– Buradayım Selim. Yanındayım. Ama ne oldu da birden …

– Bu bir uyanış, Pınar.. Bu benim yeniden ve farklı uyanışım. Bundan sonra her şey bambaşka olacak. Sana söz veriyorum. Her şeyi değiştireceğim.

Onun kaskatı kesilmiş vücudu bir an gevşedi. Sanki pes etmiş gibi, kollarıma bıraktı bedenini. İkimiz de ağlıyorduk.

Evet…
Bu bir uyanıştı.

Ve aslında beni hiçbir zaman bırakmamış olan annem sayesinde..
Ve babamın ölmeden gözlerime bakarak söylediği ve benim kulak ardı ettiğim o cümle, bundan sonra ömrümün sonuna kadar unutamayacağım tek şey olacaktı:

“Aile önemlidir, Selim. Aile, bu hayattaki en büyük servettir.”

Uyanış – 1
Uyanış – 2
Uyanış – 3

Merve Çevik

Bu yazılar da ilginizi çekebilir

3 Yorum

  • Cevapla Ayşegül Gökgöz 15 Nisan 2019 at 10:58

    Mervecim, harikasın gerçekten merak ederek okutturuyorsun, bence sen hikayeler yaz arkadaşım. Ben çok beğendim. Kalemine yüreğine sağlık😘

    • Cevapla Merve Çevik 15 Nisan 2019 at 12:42

      Canım benim ❤️ Yüreğine sağlık. Çok teşekkür ederim. Bu gidişle o tarafa doğru gidiyorum sanırım. Yazılarımda da yalnız bırakmadığın için çok teşekkürler. İyi ki varsın 🙏🏻💕😘

  • Cevapla Didem Çelebi Özkan 16 Nisan 2019 at 08:00

    Aile, evlilik belki de işten de fazla emek istiyor. Kariyer her zaman toparlanıyor da kayıp giden aile bağları o kadar kolay geri kazanılamıyor 😔

  • Cevap Yaz