Aşk ve Farkındalık

Aşkta “Gidemeyen” Olmak

9 Mayıs 2019
Yazı: Aşkta "Gidemeyen Olmak" | Yazan: Ateş Karadeniz

Aşk nedir?

Anlamama yardımcı olmaları için bu soruyu bir çok insana sordum. Hepsi kendi hayatlarından çıkardıkları veya çıkaramadıkları derslerle örnekler verdiler. Kimi acıyla ilişkilendirdi, kimi basit bir kandırmaca olduğunu söyledi. Bazıları felsefeyle açıkladı, bazıları da aşkı biyolojik tanımlarla ele aldı. Yine de; birbirinden farklı bu düşüncelerin tek bir ortak noktası vardı. O da; ömrünün kısalığıydı…

Bunca anıdan ve bu kadar konuşmadan sonra benim anladığımsa; aşkın yenilenmesi için hep bir sona ihtiyacının olmasıydı. Anlaşmazlıklarla, kaderin cilveleriyle veya ölüm gibi bir ayrılıkla sonuçlanması lazımdı. Sonrasında; yokluğa duyulan o büyük sevgi, sadakat, tek bir tene duyulan o unutulmaz uyum ve insanın kendi iradesiyle seçtiği yalnızlık; asıl aşkın başlamasına sebep oluyordu. Sonuç olarak; iki kişilik yaşanan duyguda biri yeni bir yol seçerken, diğeri gidemiyordu. Aşk da; gidemeyen o kişiyle, her şeye baştan başlıyordu.

Aşkta “Gidemeyen” Olmak

Bu durumda söyleyebileceğim fazla bir şey yok çünkü bende onlardan biriyim ve benim gibi gidemeyen insanlar adına, kendi kendime cevaplayamadığım şu soruları sormak istiyorum;

“Gidemeyen kişi neden vazgeçmekten bu kadar korkuyor? Acı çekmeyi, özlemeyi ve zamanı boşa geçirmeyi göze alıp; niye unutmaktan kaçıyor? Bir daha böyle sevemeyecek olmasından dolayı mı yoksa bir daha aynı acıyı yaşamaya gücü olmadığından mı?”

Tecrübe ettiğim üzere insan, acı denilen o soyut kavrama bir noktadan sonra alışıyor ve ruh yeni bir acı ihtimaline karşı kendini savunmaya başlıyor. Aşkta gidemeyen taraf önce yeni birini arıyor; acılarını dindirecek ve onu eski hayatına döndürecek herhangi birini. Karşısına da çıkıyor tabi ve daha denemeden bu durumdan vazgeçiyor. Böylece; artık eskiden olduğu kişi olmadığını ve o bunu gerçekten istemedikçe, yeni birinin ona iyi gelmeyeceğini daha iyi anlıyor. Sonra yalnızlığına sarılıp; içini kemiren o acının geçmesini bekliyor. Bu süre içerisinde de aşka tutunan o taze inancın yavaşça ölmesiyle; büyümeye başlıyor. Ne geriye bakabiliyor ne de ileriye, ıssız bir arafın ortasında sadece zamanın geçmesini bekliyor.

Benimse artık nasırlaşan ve kendini tamamen zamana adayan aşkım, sessizliğini ancak bu şiirle bozabiliyor:

“Tükenmiş umutlarla yaşanmaz ki aşk
Kırılmış olandan asla bir bütün olmaz
Hep biraz eksik kalır
Hevesle başlananlar
Nereden kabuk tuttuysa
Yine aynı yerden kanar
İyileşmiş görünen sahte tamamlanmışlıklar

Yeni bir aşk aranmaz ki
Kırık kalbin sağ kalan yanıyla
Hep biraz boş gelir o sevgi
Kendinden ödün verdiğini anlayamazsın
Kandıra kandıra yüreğini
Her gece boşluklarla savaşırsın
İhtiyacın olsa da gururlu bir aşka
Eğreti duygularla yaşayamazsın.”

Aslında yüreğimde sakladığım aşkı başka bir şiirle tarif etmek isterim. Bana; sadakati, acıyı, özlemi, güzel vakit geçirmeyi, büyümeyi ve çoğu zaman gururu hiçe saymayı öğreten bir aşktan niye hâlâ gidemediğimi anlatan bir şiirle. Her şeye rağmen “teşekkür” niyetiyle…

“Esas bir deneyimdi seninle göz göze gelmek
Aydınlık günün ışıltısını sende izlemek
Çöktüğünde gecenin karanlığı
Gözlerini her açışında dilek dilemek
Sadece bir kez denk gelinecek bir şeydi
Yıllarca özgür kalmış ruhumu
Bir bakışa esir etmek


Sarsıcı bir deneyimdi seni sevmek
Ömür boyu diye yola çıkıp
Misafir gibi dönmek
Sarı saçlarınla örterken güneşi
Gözlerinin yeşilini doğaya değişmek
Sadece bir kez denk gelecek bir şeydi
Sonsuza akan bir zamanı
Varlığınla sabitlemek”

Umutla beklenen zamanın; yalnızlığa sürgün edilmiş ve esaretle yoğrulmuş tüm aşkları araftan kurtarması dileğiyle…

Ateş Karadeniz

Bu yazılar da ilginizi çekebilir

Yorum Bulunamadı

Cevap Yaz