Kırmızı

Bahar Temizliği

29 Mayıs 2019

* Yazıyı yazarının sesinden dinlemek için alttaki ses dosyasını tıklayabilirsiniz.

* Yazarın Notu: Bu yazıyı, John Coltrane & Johnny Hartman – My One and Only Love dinleyerek okumanız tavsiye olunur. YouTube linki için tıklayabilirsiniz.

Yazı: Bahar Temizliği | Yazan: Nurdan Yılmaztürk
Saat 06.50 idi.

Günün bu saatlerine “kuşluk vakti” denmesinin nedeni, şu an doğada sadece kuşların uyanık olması olabilir miydi?

Üzerine, annesinden hatıra birkaç beden büyük uçuk pembe ipek sabahlığını giydi. Ayaklarına dolanan eteklerine takıla toplaya odadan çıkıp salona doğru ilerlerken; uzun granit taşlı koridora ayak izlerini bıraktığını fark etmedi.

Balkon kapısını açtı. İçeri, 1 önceki gök gürültülü geceden arta kalan ıslak çimen kokusu doluverdi. Serin ve yağışlı 1 bahar, yazın gelmesine müsaade etmeyecek gibi görünmekteydi. Oysa onun içindeki mevsim, değişmekteydi. Kendini bildi bileli bunu mutlaka hissederdi. Bu his ona, bu değişikliğin sadece ruhsal değil, fikirsel ve hatta fiziksel olmasının da vaktinin geldiğini işaret ederdi.

Kendi etrafında döndü. Etekleri 1 daha dolandı ayaklarına. Bu haline güldü çocukça, sağ elinin işaret parmağı havada.

“1 şeyler yapmalıyım?” diye geçirdi aklından, gözlerini kısarak.

Sabahları, tıpkı kurulu 1 saat gibi çalışırdı aklı.

Gözlerini açar açmaz beyni uyananlar, günün tamamını dakikası dakikasına planlayanlardandı. Bunu yapmayı severdi; çünkü bu düşünme şekli ona çok konforlu, sistemli ve uygulanabilir 1 yaşamı da beraberinde getirirdi.

Yumurtaları birbirinin ardı sıra kırdı. Yumurtalar kaseye usulca aktı. 1 çatalla çırptı ve biraz süt ekleyip çoğalttı. 2 dilim kuru ekmeği içine bandırıp, tereyağın hülyalı 1 şekilde oradan oraya dolandığı demir tavasının içine ekmekleri bırakıp, kızgın tavanın sakinleşmesini, ekmeklerin yeni parlak renklerini almasını izledi.

2 ekmek diliminin arasında yerleştirdiği 1 dilim ezine peynirini algılayınca tavası, 1 kez daha kızdı. Tahta spatulasıyla ekmeklerin üzerine kuvvetlice bastırdı. Bu kez etrafa, hülyalı 1 erimiş peynir kokusu yayıldı. Cam haznesindeki çayını da alıp salona 1 kez daha geçti. Yüzündeki hınzır ifade, 1 haber vermek üzere olduğunun belirtisiydi. Tostundan kocaman 1 lokma ısırdı. Lezzetinin ağzının içinde yayılışı, elmacık kemiklerine kadar uzandı.

“Hoşçakalın tüller, jaluziler, güneşlikler, köşelerde öylece duran fon kadifeler. Gönderiyorum sizi. Yeni 1 yere gidiyorsunuz hepiniz..”

Bu evi; büyük, yere kadar camları olduğundan tercih etmişti ve sonra nedense o uzun camların üstünü yıllar içinde böyle kat kat örtüvermişti.

Güçlü 1 hamle ile hepsini 1 uçtan 1 uca çekti peşi sıra ve indirdi aşağı. Büyük birkaç temiz çöp torbasının içine onları özenle yerleştirdi.

Ohhh be rahatlamıştı.. Ama bu sadece 1 başlangıçtı.

Gözü; içinde bardak, tabak, kadeh ve daha nicelerinin durduğu vitrine takıldı. 1 mahalle dolusu misafiri ağırlayabilecek sayıda 1 eşya cümbüşünün içinde buldu kendini 1 anda.

Ne zaman birikmişti bunlar buraya?
Onları da indirdi 3er 5er aşağı. Takımlar haline getirdi, okunmuş gazete kağıdına sıkıca sarıp 1 köşeye dizdi. Ve onlara da aynı şekilde veda etti.

“Hoşçakalın, gönderiyorum sizi.”

Salona şöyle 1 göz gezdirdi. Burnuna; boylu boyunca açılmış pencerelerden, rafları boşalmış vitrinlerden açığa çıkan enerjinin ferah kokusu geldi..

Çok sevinçliydi. İşte bu, gerçek 1 bahar temizliği idi.

Sıra çalışma odasındaydı. Kalemlikler dolusu kalemlerini avuçladı. Sırtsırta dizili sayısız kalem kutularından birinin içine onları bıraktı. Silgiler de peşi sıra eklendiler. Fuar ve şirket ziyaretlerinde hediye edilen destelerce not defterini de eski usul 1 lastik ile biraraya getirdi. Çok zamandır askıda boynu bükük bekleyen 1 sırt çantasının içine hepsini yerleştirdi. Salondakilere kurduğu cümleleri, sırtına takıp portmantonun aynası önünde poz verdiği çantasına ve içindekilere de yineledi.

Bu sırada, banyodan birtakım fısıltılar çalındı kulağına.. Ya da ona öyle geldi. Çalışma odasının taze enerjisi ile banyoya yöneldi. Büyük banyo dolabının önünde durup bakınca içeri, “Bu neyin kafası Allahım!!” diye düşünüp adeta kendine gücendi.

Denenmiş, henüz denenmemiş, yarısı kullanılmış, neden diğer yarısının kullanılmadığı hatırda kalmamış kremler, deodorantlar, şampuanlar, saç köpükleri, makyaj malzemesi eşantiyonları, ojeler, pudralar, rujlar, rimeller; 1 kozmetik yahut kişisel hijyen mağazasını andıran bu dolabı da aşağı indirdi. Çünkü 40 yıldır sadece aynı beyaz sabun, aynı yeşil kapaklı krem, aynı kırmızı ruj, aynı rastık rimel ve aynı kininli şampuanla hayatını geçirmekteydi, hatta renkli oje bile sürmezdi. 1 an şüpheye düştü; bu banyoyu kullanan 1 başka kadın daha olabilir miydi, onun hiç görmediği? Ürünleri gruplara ayırıp hepsini poşetlere yerleştirdi. Banyo duvarlarını kaplayan mavi baloncuklar, 1 anda canlanıverdi.

Bahar temizliğinin son durağı giysi ve ayakkabı dolapları.Kapaklarını yavaşça araladı.

“Bu gemi acaba bugün buraya demir atar mıydı? Sanki bu kısım biraz zaman alacaktı?”

Hiç de düşündüğü gibi olmadı. Pratik zekasına rica etti, o da ona 2 kategori icad etti. İçine sindikleri ve içine giremedikleri 😆ahahhaha 😆😆 ..

Hem hayat ona ne öğretmişti; eğlenerek yaptığın hiçbir şey yormaz ve mutsuz etmez seni.

1 tek annesinden kalan birkaç parça giysiyi bu 2 kategoriye de koymadı. Üzerine olsa da olmasa da, giyip geziyordu evin içinde onlarla, bilhassa annesini ennnn özlediği zamanlarda.

Ve son olarak; boynundan ve boyundan büyük atkıyı da koyunca torbaya, puffff diye dağıldı bulutları. Aralandı gökyüzü. Hafif 1 esinti, tüm evi dolandı geçti. Sonra güneşe sevdalı 1 gökkuşağı, odaların duvarlarında belirdi. Kendini, tek boynuzlu pembe 1 ata binmiş, 1 kız çocuğu gibi hissetti. Neşelendi.

Telefonunda kayıtlı, belediyenin sosyal hizmetler biriminin numarasını çevirdi, her bahar temizliğinde yaptığı gibi. Adresini ve alınmasını istediği eşyaların listesini verdi, yetkililerden birazdan geleceklerinin sözünü aldı.

Sonra tüm eşyaları kapının önüne topladı. Hepsiyle vedalaştı. Ve teşekkür etti. Hem bugüne kadarki birliktelikleri, hem de gidişleriyle bu evde ortaya çıkan yeni enerji için. Çünkü o, eşyanın dahi duygusu ve ruhu olduğuna inanan, iyiliğin iyileştirici gücüne sahip, eşsiz bir kalpti.

Nurdan Yılmaztürk

Bu yazılar da ilginizi çekebilir

2 Yorum

  • Cevapla İrem Savaş 30 Mayıs 2019 at 05:22

    Nurdiiş 🌼
     
    “Bu neyin kafası Allahım,” cümlene çok güldüm. Son zamanlarda en çok sorduğum soru bu kendime ahahah!🥰
     
    Kalemine sağlık, keyifle okudum hem de gözümde canlandıra canlandıra ☘️

  • Cevapla Nurdan Yılmaztürk 10 Temmuz 2019 at 13:33

    İremuşkaaaaa 🙂
    “Bu neyin kafası Allahım” ı 40tan sonra daha sık kullanmaya başladım ben, haberin olsun 🙂 🙂 Zira 20 lerimde ve 30larımda bu kadar sık aydınlanmalar yaşamıyordum hayatımda 🙂 🙂 şimdi bakıyorum da haftada 1 aydınlanıyorum 🙂 🙂
    1 de darlandım mı 1 sebepten eşyaların yerlerini hatta mümkün olsa pencerelerinkini bile değiştirmek istiyorum, oyyy galiba yaşlandıkça anneme benziyorum 🙂 🙂
    seni gülümsettiysem ne mutlu bana. hep mutlu kal ve gül sitenin en güzel prenseslerinden biri.

  • Cevap Yaz

    Girne Antik Liman
    Girne Antik Liman
    Öykü: Umarım Bu Gece Öldürülmem | Yazan: Didem Çelebi Özkan