Cadı Kazanı

Bazı Kadınlar Var ki Onlar Kimseye Ait Değil

20 Mayıs 2019
Öykü: Bazı kadınlar var ki onlar kimseye ait değil

Bazı kadınlar var ki onlar kimseye ait değil. O da öyle. Asla kimsenin olmayacak. Bunu biliyor ama gene de ona olan tutkumdan vazgeçemiyorum. Yatakta, kollarımın arasındayken bile benim olmadı hiç.

“Benim.”

Duysa bu sahiplenmemi anında yüzünü buruşturur. Ardından da şu cümleler dökülür eminim sinirle gerilmiş dudaklarından:

“Her şeye sahip olmak istiyoruz; insanlara, doğaya, evlere, arabalara, giymekle eskitemeyeceğimiz kadar fazla kıyafete. Ben sahiplenilecek, birine ait olacak bir mal değilim.”

Onun ateşli konuşmalarını farklı ortamlarda defalarca dinlediğimden, hırçın zihninin nasıl cümlelerle başkalarına nüfus ettiğine birçok kez şahit oldum. Tıpkı şu anda, sinirle söndürdüğü sigarasının ardından hışımla giriştiği tiradında olduğu gibi, büyük bir tutkuyla savaş verdiği kaç zafer izledim.

Bazen sözlerini duymuyorum, sadece tüm bedeninden salınan tutkuyu izliyorum. En öldürücü dövüş sporunu zarafetle dansa çevirir gibi bir hali var. Savaşçı bir dişi. Bak işte bunu duysa severdi. Amazonlara hayran. Gene de o tek memeyi keseceğini sanmıyorum, kadınlığın tüm sembolleri kutsal çünkü onun için.

O kadar genç ki,
hayal kırıklıkları o kadar az,
umutları o kadar çok ki…
Dünyayı değiştirebileceğini sanıyor.

“Evlilik, tek eşlilik, insan doğasına aykırı. Toplum her ne kadar kendi çıkarları doğrultusunda bunu yüceltse de…” diye anlatıyor.

Masadan itiraz sesleri anında yükseliyor elbette. Özellikle de karşısında oturan adamla evlenmenin hayalini kuran genç kadından. Daha birkaç saat önce tanıştığı, yakışıklı olmasa da çokça variyetli olan adamın soyadının kendi adıyla ne kadar uyumlu olduğuna karar verdiği andan itibaren, boğazdaki saraylardan birinde gerçekleşecek düğünlerinden ilk çocuklarının adına kadar her şeyi planlayan zihni, bu evlilik karşıtı manasız fikirlerin masada yeri olmadığını düşünüyor şüphesiz.

İki kadın gözlerinde çakan alevlerle birbiri ardına aforizmalar saçarken ortalığa, idealleri mi, kimin daha zeki olduğunu ispatlamaya girişen egoları mı çarpışıyor, karar veremiyorum.

“Pilavımı da yaparım, üç çocuğu da doğururum, başarılı bir iş kadını da olurum,” diyen insanüstü varlık taahhüdündeki düşüncenin karşısında; “Erkekler bu üçünde birden mükemmel olmak zorunda hissetmiyor kendini, sen neden bu kadar onaylanma derdindesin?” diyen bir diğeri.

Bazen kazanandan öte maçın kalitesidir ya keyif veren, ben de öyle izliyorum ikisini. Henüz tek doğrunun kendi kurgusu olduğu yanılgısındaki yıllardalar. Hayat zamanla ikisini de bükecek, yüksek sesle itiraf edemeyecek olsalar da yaşam, karşı tarafın da haklı olabileceği yanları gösterecek onlara. İdealleri tartışmakla o idealleri gerçek kılmak arasındaki farkı bizzat yaşamın kendisi öğretecek bu kadınlara.

Masadaki erkekler, ikisi çamurda güreşse elbet daha fazla zevk alırlar ama bu akşam zihinsel bir dövüşle yetinmek zorundalar. Ben gene de akıllarından geçen sahneyi bildiğimden hepsinden iğreniyorum. Onu arzulamalarına katlanamıyorum. Neden diğerini değil de “onu” mu arzuladıklarını düşünüyorum? Çünkü biliyorum, hepsinin bacaklarının arasına hücum eden kana, uysal olanın değil de hırçın ve daha zor olan avın sebep verdiğini biliyorum.

Medeniyete katlanamıyorum onu tanıdığımdan beri. Tek istediğim masadaki heriflerin ağzını burnunu kırmakken, sakin sakin oturup arada gülümseyerek konuşulanları dinlemek zorunda olmak ne kadar da ironik. Bedeni, ruhu, aşkı sadece benim olsun istediğim kadının sırtlanların ağzını sulandırmasına seyirci kalmak zorundayım. Bu ne büyük çelişki Tanrım…

20 yaş var aramızda.

O henüz hayatın başında, ben ise onun tabiriyle “kart zampara”. Zampara mıyım hiçbir fikrim yok. Tek bildiğim o istese herkesten ve her şeyden vaz geçebileceğim.

Bu gece yanında oturan zibidiyi ilk kez görüyorum. Masadaki diğer kadınlar herife baygın baygın bakarken, o, adama arada sırada gülümsemekle yetiniyor. Bana doğru dürüst bakmadığını hesaba katarsak bu tebessüm aslında büyük bir lütuf sayılır.

Fazla konuşmuyor herif. O da benim gibi dinliyor, içiyor ve onu izliyor hayranlıkla. Benim aksime genç ve yakışıklı. Göt herif bunun da farkında. Masadaki tek kadın oymuşçasına gözlerini ondan ayırmadıkça diğer kokoroz karılar daha da ihtirasla arzuluyor lavuğu. Kasıtlı mı yapıyor acaba bunu, diye merak etmiyor değilim. Onunla eve gidemezse şu evlilik budalasını alır belki de bu gece altına. Biraz önceki koca adayı da daha iyisi çıkınca anında ıskartaya çıkar böylece.

Doldurduğum her yeni rakı kadehinden sonra bedenimin ve zihnimin kontrolünü biraz daha kaybediyorum. Durmam gereken noktanın ötesindeyim artık. Kıskançlık, içimde kaynayıp çıkış yolu arayan magma gibi başımı patlatıp özgürce yayılmak istiyor. Her yeri ve herkesi yakıp yıkacak biliyorum. Hatta belki de onu bile…

Artık anlattıklarını duymuyorum, tek algılayabildiğim ikisi arasındaki çekim. Sanki gözümün önünde sevişiyorlar. Görüntüleri zihnimden atmamı sağlayacakmışçasına başımı sallıyorum sık sık. Kafamın kenarlarından düşüp yok olacaklarmış gibi…

Azap içindeki zihnim, bedenimin kontrolünü ele geçiriyor ve kalkıp yanına gidiyorum.

“Alara biraz konuşabilir miyiz?” derken dilimin sürçmemesi için elimden geleni yapıyorum. Başarılı da olduğumu düşünüyorum, ya da en azından bana öyle geliyor. Bana çevirdiği bakışlarında acıma ve tiksinti var. Bunu görüyor gene de sevgi dilenen sokak köpeği gibi ayaklarının dibine atmak istiyorum kendimi.

Bana karşı kalan son sabır taneciklerini de kullanarak yerinden kalktığı sırada lavuğun benden ona çevirdiği bakışlarındaki “Neler oluyor?” sorusuna eliyle “Önemli değil,” der gibi yapmakla yetinerek daha fazla açıklama gereği duymadan benimle çıkışa doğru yürüyor.

“Ne istiyorsun Tarık?” diye sorarken sesi bıkkın geliyor. Onsuz nefes dahi alamadığımı, içinde onun olmadığı hayatın hiçbir değeri olmadığını anlatıyorum. Ardından, sıkılıp kenara atabileceği bir oyuncakmışım gibi davranmasına müsaade etmeyeceğimi, ondan vaz geçmeye niyetim olmadığını söylüyorum. Konuşmaya başlarkenki yalvaran cümlelerimin yerlerini tehditkâr bir üsluba bıraktığını fark ediyor fakat kontrol de edemiyorum ağzımdan dökülenleri.

“Ben mi seninle oynadım? Ben mi yalanlar söyledim? Sanrılar ve yalanlar içindeki hayatında olmak istemiyorum artık, anlamıyor musun? Dahil olduğum her programı öğrenip devamlı karşıma çıkmandan da usandım. Uzak dur benden. Acıyorum sana…”

Arkasını döneceği sırada bileğinden yakalıyorum. Canını acıtmak istemiyorum ama gitmesine, hem de o herifin yanına gitmesine katlanamam.

“Lütfen başka bir yere gidelim.”

“Bırak kolumu.”

“Sensizliğe tahammül edecek gücüm kalmadı.”

“Tarık kolumu sıkıyorsun. Dut gibi olmuşsun. Evine dön.”

Son bir kez daha kolunu çekmeye çalıştığında daha sıkı kavrıyorum bileğini.

Sıkıca tuttuğum bileğinden peşim sıra sürüklediğim sırada dizimin arkasındaki boşluğa inen darbenin etkisiyle dengemi kaybediyor, duyduğum acıyla Alara’nın bileğini bırakıyorum. Alara kaçıp uzaklaşmak yerine hızla yüzüme sert bir tokat indiriyor. Alkol, dengesizlik ve acının etkisiyle yere düşüyorum.

“Tam bir zavallısın. Gece yarısını geçti; çocukların ve karın evde seni bekliyordur. Andropozda mısın yoksa başka bir orta yaş bunalımında mı bilmiyorum fakat yalanlarla kandırdığın kadınlardan biri olmaya hiç niyetim yok. Bir daha seni etrafımda görmek istemiyorum. Bu son uyarım, aksi takdirde polise gidip hakkında uzaklaştırma emri çıkartacağım. Düşeceğin rezil durumu sen düşün ondan sonra.”

Dışarda kopardığımız kıyamet içerdeki lavuğun kulağına ulaşmış olacak ki koşarak yanımıza geliyor. Dudağı patlak halde kaldırımın kenarında oturan bana bir an baktıktan sonra Alara’ya dönüp; “İyi misin?” diye soruyor.

Alara son kez acıyan gözlerle bana baktıktan sonra herifi kolundan tutup içeri yönlendirirken; “Masaya dönelim,” diyor.

Didem Çelebi Özkan

Bu yazılar da ilginizi çekebilir

18 Yorum

  • Cevapla Sinem Çelebi 20 Mayıs 2019 at 22:22

    Zavallı Tarık ve bravo Alara!
     
    Kalemine sağlık canım ❤️

    • Cevapla Didem Çelebi Özkan 20 Mayıs 2019 at 22:25

      Alara konusunda senden ilham almış olabilirim 😉 Bir erkek tarafından kurtarılmayı bekleyen prensesten ziyade, kendi bir güzel pataklayan savaşçı kadın… Tıpkı senin gibi 😉

  • Cevapla Sinem Çelebi 20 Mayıs 2019 at 22:57

    Ben, sen ve bizim gibi savaşçı kadınlar çoğalmalı 💃🏼 Ben biraz geç ayıldım ama olsun, rüyalarımda hayalini kurduğum beyaz atlı prensi değil gerçekleri görmek beni yalancı baharımdan uyandırdı. Darısı bu gücü hisseden, başarabileceğine inan tüm kadınların başına 😉

    • Cevapla Didem Çelebi Özkan 21 Mayıs 2019 at 08:24

      İdolüm benim 🤗 Biliyorsun sen bir şeyleri değiştirmek için harekete geçip, ardından bir de başarıyla yeni bir hayat kurmasaydın belki de ben kendimde asla o cesareti bulamayacaktım. İyi ki varsın küçük kardeş (Çoğu zaman abla aslında. Korumacı, sahiplenen, kocaman yüreğinle bazen hangimiz ablayız karıştırıyorum 😉)

  • Cevapla Ahmet Yonca 21 Mayıs 2019 at 03:21

    Kadınlar aslında çok güçlü ve zekiler, ayrıca sezgileri de çok kuvvetli. Sadece bazen bir erkeği neden seçtiklerini anlayamıyorum. Bu Tarık gibi elemanları sanki katalogtan seçerek alıyorlar. Şimdi yazıyı okurken erkeklere ben dahi sinir oldum 😂😂 Neyse ki Alara ağız burun dalmış. Senin de erkek ağzıyla yazmanı sevdim 🙂 Böyle farklı tarzda açık ve net yazılar okumayı sevdiğimi senin yazılarınla farkettim. Nice Tarıksız yaşamlara 😁😁

    • Cevapla Didem Çelebi Özkan 21 Mayıs 2019 at 08:04

      Sen ve Ben’e bir tane de benim gibi marjinal yazan biri gerekli, öyle değil mi 🙃 Yazdıklarımı sevmen beni mutlu ediyor, sen iyi bir okursun ve beğenin elbette çok değerli.
       
      Sevgiler canım 🤗

  • Cevapla Beril Erem 22 Mayıs 2019 at 21:17

    Canım, çok sevdim bu öykünü.
     
    Çatışma içinde çatışma… Nasıl güzel anlatmışsın Tarık’ın içindeki ikircikli ruh halini…Sahip olmakla, istenmek arasındaki alkol seviyesi ile kaybolan sınırı muntazam vermişsin gerçekten. Üstelik başlıkta hikayenin gidişatındaki rengi belli etmene rağmen ben okurken bambaşka bir yön beklemiştim ilerleyen satırlarda.
     
    İlk paragraflarda mazlum bir Tarık profili oluşmuştu zihnimde ama sonradan “Vaayyy kart zampara, vaay!” a dönüştü bu profil ve nasıl ince, nasıl hissettirmeden, nasıl yumuşak bir geçiş yapıp da yazmışsın, bravo vallahi 👏👏👏
     
    Çok tebrik ediyorum ve bir sonraki öykünü sabırsızlıkla bekliyorum canım benim ❤

    • Cevapla Didem Çelebi Özkan 23 Mayıs 2019 at 08:06

      Vaowww muhteşem bir yorum. Çok çok teşekkür ederim. Tarık’ın üslubunun alkol seviyesiyle değiştiğinin, dışarı sunduğu ile içindeki aslın alkolle nasıl ortaya çıktığının anlaşılıp anlaşılmayacağından emin değildim. Okurların; “Baştaki cümleleri kuran adam, sonlardaki küfürleri kullanır mı?” diye düşünebileceğinden endişe etmiştim. Bunun anlaşıldığını yazdığın için özellikle teşekkür ederim bebek 🤗
       
      Ve elbette benden çok daha uzun yıllardır harika öyküler yazan biri olarak beğenin çok çok değerli. Böyle uzun uzun değerlendirdiğin için de ayrıca teşekkürler canımcım 🤗😘😘

  • Cevapla Atakan Balcı 23 Mayıs 2019 at 13:20

    Sevi ait olmak mıdır, dahil olmak mı, cinsiyetler ötesinde!…
     
    Yine çok güzel olmuş, harikasın!… 🙂

    • Cevapla Didem Çelebi Özkan 23 Mayıs 2019 at 22:36

      Kesinlikle dahil olmak 😉
       
      Canım benim beğenmene çok sevindim.
       
      Sevgiler

  • Cevapla Demet Uncu 23 Mayıs 2019 at 16:07

    Didemciğim ne güzel bir öykü olmuş, bir çırpıda okudum inan.
     
    Hikayedeki karakterler hepimizin karşılaştığı ya da karşılaşabileceği tipler, geçen diyologlar öyle hayatın içinden ki…
     
    Bayıldım, kalemine sağlık canım. 😘

    • Cevapla Didem Çelebi Özkan 23 Mayıs 2019 at 22:39

      Kuzummmmm çok teşekkür ederim güzel yorumun için.
       
      Ve katılıyorum bu orta yaşlı, evli ve gençlik sevdasındaki çapkınlar her yerdeeee…
       
      Öperim bebek 😘😘😘

  • Cevapla Selmin Sofuoğlu 23 Mayıs 2019 at 22:29

    Ablacım ters köşeli çok güzel bir öykü olmuş.
    Kalemine sağlık 😍
     
    Herkes sevmese de güçlü kadınları, biz güçlü olalım 💪😉

    • Cevapla Didem Çelebi Özkan 23 Mayıs 2019 at 22:34

      Canıııımmmm benim;
      Biliyorsun yorumların beni çoook mutlu ediyor.
      Çok çok teşekkür ederim güzelliğim.
       
      Not: Tanıdığım güçlü kadınlar listesinin tepelerinde olduğundan elbette bu öyküyü sevmene de şaşırmadım 😉

  • Cevapla Çiğdem Mertoğlu 24 Mayıs 2019 at 21:55

    Ne kadar güzel bir öykü, çok ama çok beğendim. Kesinlikle yazmalısın Didem’cim. Kesinlikle bir roman, bir öykü kitabın olmalı. Kafka’nın hikayelerine ve yazma şekline çok benzettim.

    • Cevapla Didem Çelebi Özkan 24 Mayıs 2019 at 22:04

      Kuzum benim sen bi’ tanesin fakat Kafka’yla tek ortak noktamız sanırım ikimizin de kafasının biraz gidik olması sadece 😜 Üslup olarak ona yaklaşabilmek için sanırım birkaç fırın daha ekmek yemem lazım 🙈
       
      Beğenmene ve motive eden sözlerine ayrıca teşekkür ederim bi’ tanem. İyi ki varsın 😘🙏🏻

  • Cevapla Hande S. Sinan 18 Haziran 2019 at 13:29

    Didem;
    “Öykü kitabı çıkarmalısın,” dedikten sonra hikayede en beğendiğim kısmı yazıyorum buraya:
     
    “Pilavımı da yaparım, üç çocuğu da doğururum, başarılı bir iş kadını da olurum,” diyen insanüstü varlık taahhüdündeki düşüncenin karşısında; “Erkekler bu üçünde birden mükemmel olmak zorunda hissetmiyor kendini, sen neden bu kadar onaylanma derdindesin?” diyen bir diğeri.
     
    Ay ne gereksiz bir yorgunluk! İlkini yaşayıp ikincisi gibi düşünmeye başlamıştım sonunda…

    • Cevapla Didem Çelebi Özkan 18 Haziran 2019 at 18:42

      Yaaa canııııımmmmm benim, ne kadar mutlu ettin beni bu yorumunla. Bir kitaba layık gördüğün için çok çok teşekkür ederim. Seni çooookkkk seviyorum ❤️❤️❤️❤️

    Cevap Yaz