Ay Işığı Yolcusu

Feminizm

21 Mayıs 2019

“Feminizm” denince Türkiye’de çoğu insanın usuna/aklına “erkek düşmanları” oldukları ve “Duygu Asena” gelir. Üzgünüm baylar ve bayanlar, yanılıyorsunuz.

Erkek Düşmanları

“Duygu Asena”dan bağımsız olarak (ki, kendisiyle ilgili benim öyle bir savım kesinlikle yoktur.) “feminizm”i “erkek düşmanlığı” olarak algılayıp uygulayan yok mudur? Elbette vardır. Fakat bu algı, bir öbeğe ait olsa da, “feminizm”in tanımı bu algıyı hiçbir biçimde desteklemiyor.

“Fem-kadın” kökünden gelse de feminizm, kadınları savunmak değildir temelde ve yalnızca. Cinsiyetçi tavırla savaşım içinde olmaktır. Bu konuda da dünyada en büyük rehber Ursula Ana (Ursula K. Le Guin)’dır ve öyle olmalıdır.

Ursula Ana

Ursula Ana, bilim kurgu ve fantastik roman alanında büyük bir efsanedir. Daha yeni, kısa süre önce, 90’lı yaşlarında ışık oldu ve evrene karıştı Ursula Ana. “Mülksüzler, Yerdeniz (dizi biçiminde), Karanlığın Sol Eli” gibi çok sayıda ünlü romanı vardır. Romanlarını okuduğunuzda, özellikle bozulmamış, özgün Türk kültürüne yakın olanlar, hiç garipsemeyecektir içerikteki toplumsal, cinsel-cinsiyetsel tavrı, görüntüyü.

Ursula Ana’nın romanları içinde, benim adıma, feminizm ve cinsiyet eşitliği denince ilk usa gelen “Karanlığın Sol Eli”dir. Galaktik Birlik temsilcisi bir insanın gözünden, cinsiyet konusunda tamamen “kendine özgü” bir gezegen ve bu gezegende yaşanan bir serüven anlatılır bu romanda. İncelemeden geçmek, büyük bir eksiklik olurdu bu romanı.

Özellikle Ursula Ana’nın romanları, feminizm’in “erkek düşmanlığı” olmayabileceği konusunda insanın kendisini ilk kez sorgulamasını sağlayacak önemli bir etkendir. Sonrası okuma, araştırma tabii.

Cinsiyet Eşitliği

Feminizm “cinsiyet eşitliği”ni savunmaktır, evet. Bir çok kişinin ağzından bazen duyarız; “Feminizm’i savunan erkek ya kadın düşürmeye çalışıyordur ya da eşcinseldir.” Afedersiniz ama böyle bir tümceyi inanarak savunan bir kişi ya bu gezegene daha dün gelmiştir ve yüksek önyargılarıyla gördüğü ilk kişiyi genellemiştir; ya da yine gerçekten algısını çelik bir küpün içine tutsak etmiş bir algısal kördür. Bir birey nasıl bu denli sığ olabilir, algım almıyor.

“Özgürlük” getirir cinsiyet eşitliği. Bir birey, cinsiyeti, yönelimi ne olursa olsun nasıl savunmaz cinsiyet eşitliğini? Toplumsalcı, paylaşımcı, empatik olmaktan falan söz etmiyorum. En yüksek duvarlarıyla bencilin önde gideni bile olsa bir birey nasıl savunmaz “cinsiyet eşitliğini”?

Cinsiyet eşitliğine karşı olan türdaşlarım/erkekler geliyor çoğunlukla usa ama tabii cinsiyet eşitliğine karşı olan, feminizmi küfür sayan kadınlar da usta tutulmalı. Bu da ayrı trajikomik bir durum tabii. Kendisini ikinci sınıf görmekte ısrar eden kadınlar, Aman Tanrı!…

Tabii Türkiye özelinde, eşitlik savaşımına erkekleri sokmayan, dışlayan bir öbek de var ki ben bile kırgınım doğrusu bu öbeğe, söz konusu yanlış algıyı istemeden desteklemiş oluyorlar. Ursula Ana’yı anımsamalı tüm bu koşullar için sanırım.

Özgürlük

Bir kadının neden cinsiyet eşitliğini savunması gerektiği açık da, bir erkek, eğer empati sahibi, toplumsalcı, özgürlükçü, paylaşımcı değilse, neden cinsiyet eşitliğini savunmalıdır? Tabii ki en yüksek bencil çıkarları için, kendisi için, kendini çevrelediği yüksek duvarları için.

Tibetli bir Lama’nın sözü geliyor usuma; “Dünyadaki herkes özgür değilse hiç kimse özgür değildir.”

Kendi özgürlüğünüz için savunmalısınız feminizmi, hiçbir şey için değilse bile, kendiniz için.

Atakan Balcı

Bu yazılar da ilginizi çekebilir

2 Yorum

  • Cevapla Didem Çelebi Özkan 21 Mayıs 2019 at 16:07

    Atakan çok çok teşekkür ederim. Yazdığın her satırı okurken ne kadar mutlu olduğumu bilemezsin demeyeceğim 😝 çünkü bildiğine eminim 🙏🏻
    
 
    O kadar net anlatmışsın ve her zamanki gibi doğru sanılan yanlışları sert bir darbeyle tuzla buz etmişsin ki üzerine söylenecek başka söz kalmamış. Harika bir yazıydı 👌🏻

  • Cevapla Atakan Balcı 23 Mayıs 2019 at 15:29

    Gizli görünen apaçıklıklar da var yazıda ve tüm açıklığının ötesinde senin bunları gördüğüne eminim. İçimden gelmeyen hiçbir sözü etmiyorum asla, hele bu köşede olabildiğince içten ve derinden yazıyorum.
     
    Öyle ki, ayırdına varmışsındır belki, “Aman Tanrım” yerine “Aman Tanrı” ifadesini kullanıyorum yazılarda. Bu, Yunus Emre’nin, en bilinen dizeleriyle “Beni bende demen, ‘bende’ değilem/ Bir ben vardır bende benden içerü” şiirine bir göndermedir elimden geldiğince. Bu arada “bende” sözcüğü “kul, köle” anlamına gelir.
     
    Teşekkürler!… 🙂

  • Cevap Yaz