Martan'ın Sepeti

İşte

11 Mayıs 2019

Öykü: İşte | Yazan: Zeynep Mete

Toplamaya çalıştıkça dağılan, dağıldıkça umuda yaslanan, kırık kanatla da uçabileceğine inanıp, kendini yola adayanlar…

İşte bu öykü sizler için yazıldı.

Geleni gideni eksik olmayan bir köyde yaşardık biz. Sırtına çantasını vuran köyümüze gezmeye gelirdi. Eh köyümüz de güzel yerdir hani. Biz bilemeyiz ama; fi tarihinden kalma yazılı taşlar, bin bir çeşit şifalı ot, eşi benzeri olmayan börtü böcek familyası, tüm bunlara çok yakışacak ağaçlarıyla güzel bir orman, ormanın içinde gecesi ayrı gündüzü ayrı renkte bir nehir, nehrin karşısında şehirleşirse ekmeğinden olacağını çoktan anlamış bir köy, envaiçeşit meyve ağacı, verimli toprak mahsulü sebzeler, güzel insanlarla dolu bir köy işte…

İnsan daha ne ister ki?

Köyümden ilk ayrılışım vatan borcu içindi, dönüşte biraz eksik geldim köye. Geçirdiğim bir kaza neticesinde zürriyetimi kaybettim, artık ne yazık ki bir çocuğum olamayacaktı. Kimseye bir şey demedim, sırrımı kendime eş ettim. Başlarda dünya başıma yıkıldı. Bunaldım, sıkıldım fakat yaşadıkça bunun çok önemli olmadığına kendimi inandırdım ve kabullendim. Askere gitmeden evvel gözüme kestirdiğim, dönüşte evlenirim dediğim komşumuzun kızından da böylece vazgeçtim.

Önceleri kendi halinde bir bakkalken işlerimi genişlettim ve çaresiz halimi düşünmeyi bıraktım. Köyümün ürünlerini; kasabamda, şehrimde alıp satmaya başladım. Bir nevi kendimi işime verdim. Çok çalışıyordum, kısa süre geçmesine rağmen çok kazanıyordum, derdim de bana arkadaş olmuştu, her şey yolunda gibi görünüyor ve ben kaderin benim için çizdiği yola teslim olmuş, yaşayıp gidiyordum işte.

Bir gün; komşu kızı benimle konuşmak istedi.
Buluştuk…
Hamileydi, zordaydı, yardım istiyor, ağlıyordu.

“Babası biliyor mu?” diye sordum, biliyordu. Peki, ben tanıyor muydum? Ne yazık ki evet, tanıyordum. Köye bir kaç yıldır gelip giden kafileleri gezdiren, sözde zengin, züppe bir herifti adını verdiği. Çocuktan kurtulmak istiyor ve yardım etmem için yalvarıyordu. Ona kendi durumumu, asla bir çocuğum olmayacağını
anlattım. Bu halde olmasaydım askerlik dönüşü onunla evlenme hayalimden de söz ettim.

Sonra eğer isterse evlenebileceğimizi, böylece çocuğu aldırmak zorunda kalmayacağını da ekledim. Ancak bir şartım vardı; bir daha o adamı asla görmemesi gerekiyordu. Kabul etti, zaten o istese bile adamın onu ve çocuğu görmek istemediğini söyledi. Onun da bir şartı vardı; bu köyden gitmeli, kasabaya yerleşmeliydik. Düşünmek için izin istedim.

Amacım, işlerimi kasabaya taşıyıp taşıyamayacağımı kontrol etmekti. Yakın bir arkadaşım vardı kasabada, zaman zaman birlikte iş yapardık. Tesadüf bu ya işlere yetemediğinden bir ortak arıyordu. Konuştuk, anlaştık. İşlerimi bir kaç hafta içinde tasviye ettim, komşu kızıyla da nişanlandık ve her şey yine yolunda görünüyordu. Uzatmayalım işte, kısa süre sonra evlendik, kasabaya yerleştik ve evliliğimizin yedinci ayında bebeğimizi kucağımıza aldık. Mutlu muyduk? Herkes demir atacağı birini bulur… Eğer isterse.

Sonuçta sevdiğim kızla beraberdim, hiçbir zaman sahip olamayacağım bir evladı kucaklıyordum ve kadınım evimizin eksiğini koymuyor, beni mutlu ediyor ve kendisi de mutlu olduğunu söylüyordu, üstelik işlerim de iyi gidiyordu. Yalnız hiç beklemediğim bir şey oldu. Karım işlerimizin iyi gitmesiyle birlikte para merakına tutuldu. İlk başlarda istediklerini alıyor ya da alması için para bırakıyordum. Fakat sonra sonra bu istekler gittikçe artınca rahatsız olmaya ve karşı çıkmaya başladım. Sırf bu yüzden kavga eder olmuştuk. Bu arada ortağım eşini amansız bir hastalığa kurban verdi.

Çok perişandı.

Üstelik bir iki yaşlarında bir bebeleri vardı. Kimseleri yoktu ve arkadaşım bunalıma girdi. Bebeğe biz bakmaya karar verdik, belki böylece karımın dikkati de paradan bebeğe yönelirdi. Ortağıma kafasını toplaması için zaman tanıdık. Bir süre sonra düzeldi, biz bebeği nasıl geri vereceğimizi düşünürken o yeniden evlendi. Belki şaşıracaksınız ama ne kendi, ne de yeni eşi bebeği pek görmek istemiyorlardı. Anlayacağınız bebek bize kaldı. Karımın ve ortağımın rızasını alarak onu evlat edindik.

Artık iki kızımız vardı. İşlerim ağırlaşmış eve ayırdığım zaman azalmıştı, yine de mutluyduk! Bir gün arabayla kasabanın kenar mahallelerinden geçerken, sakin bir parkın gölgeli ağaçlarının altında; karım, kızlarım ve büyük kızımın babasını konuşup gülüşürlerken gördüm.

İnanamadım.

Fakat işte oradaydılar. Arabayı uzak bir yere park ettim ve onları saatlerce izledim. Neden sonra benim eve gelişime yakın bir saatte ayrıldılar.

Şimdi ben ne yapmalıydım?

O gece eve gitmedim ve acil olarak iş için ilçe dışına çıkmam gerektiğini telefonla karıma haber verdim. Bütün gece düşündüm, onunla konuşacaktım. Ertesi gün öğlene doğru eve gittim, kızım okuldaydı; oturduk ve konuştuk. Korktuğunu, bana söyleyemediğini adamın onu; para vermesi ve kızını göstermesi için uzun zamandır zorladığını, aksi halde bizim durumumuzu tüm köye duyurmakla tehdit ettiğini ağlayarak anlattı. En azından karımın para merakının sebebi ortaya çıkmıştı. Kızımın durumu bilip bilmediğini sordum, adamın her şeyi kızıma anlattığını söyledi. Oysa daha on beş yaşındaydı. Dünya başıma yıkılmıştı, yine de ona merak etmemesini işleri yoluna koyabileceğimi söyledim. Günlerce adamı araştırdım ve nihayet ıssız bir sokakta bir gece vakti yakalayıp arabaya tıktım.

Uzak, terkedilmiş bir depoya götürdüm. Leş gibi sarhoştu, gidene kadar sızdı. Onu kıskıvrak bağladım, ayılana kadar başında bekledim. Ertesi gün uyandığında buralardan gitmez ve istediklerimi yapmazsa bunun onun sonu olacağını anlattım… Zaten yurtdışına gideceğini yalnızca parası olmadığı için buralarda süründüğünü inanmazsam pasaportuna bir göz atmamı istedi benden.

Arabaya atladım; kasabaya döndüm yurtdışına iki gün sonrası için bir uçak bileti ve birini altı ay hatta kendini sıkarsa bir yıl idare edecek miktar parayla geri döndüm, bileti ve paraları verdim, büyük meblalı, uzun tarihli bir çek ve senet imzalattırdım, elindeki tek vasiyeti babasından kalan arsanın satışını da üzerime aldıktan sonra artık serbestsin deyip saldım. Hiç itiraz etmedi, yalnızca giderken; ”Ben bunları hak ettim ama bir gün hepsini geri alacağım, ha bu arada kızımı büyüttüğün için sağol,” dedi ve uzaklaştı.

Hikâye burada bitmedi; gitmeden bir gün önce karımı arayıp bir gün döneceğini ve kızını geri alacağını ona da söylemiş. Artık karımın tüm dikkati büyük kızımın üzerindeydi. Ne bizi, ne evimizi ne de küçük kızımızı görecek halde değildi. Tüm bu olanlar yüzünden belki de bilmiyorum, emin olamıyorum ama küçük kızımızı hiç sevip benimseyemedi. Yıllar sonra kızımız on yaşındayken, büyük kızımın babası karımla kızımı; “Sizi almaya geldim,” diye çağırdığında küçük kızımızı hiç düşünmeden evde bırakıp evden kaçmışlar.

Benim saf karım, kızımızı adama kaptırdı, adam kızımızı alıp gitti ve karım bir daha eve giremedi, başka bir evde yaşamaya başladı. Evinin kirası, yemesi, harçlığı, başkaca ne ihtiyacı varsa gördüm. Bir daha hiç karı koca olamasak da onu hep destekledim, kızımızı geri alabilmek için yollar aradık. Onu hala garip bir biçimde seviyor muydum, yoksa sır ortağım olduğu için miydi ya da sırrımı kimsenin duymasına bunca yıl sonra bile katlanamadığımdan mıydı bilmiyorum ama karımı beni bırakıp gitmeyi düşünmüş olsa bile bırakamadım.

Yasal yollara da başvurduk kızımızı geri alabilmek için ama işte nihayetinde kızımız reşitti ve yapacak pek bir şey yoktu. Karım o zaman delirdi, onu tamamen kaybettim. Bütün bunlar yetmezmiş gibi aylar sonra bir mektup aldım, karım hariç neyim varsa hepsini bir bir elimden alacağını söylüyordu büyük kızımın babası. Bir de fotoğraf yollamıştı, gülen yüzlerinin altında ”Kızım ve ben” yazıyordu. Önce bir türlü eve girmeyen karımı buldum. Uzun zamandır mekanı olan sokaktan alıp bakım yurduna yerleştirdim, çok hastaydı. Her ay düzenli olarak bakım giderlerini ödedim ama iyileşemiyordu. En sonunda hayalinde onu çağıran kızının ardına düşeyim derken, evladının adını sayıklayarak kaldığı odanın balkonundan atlayıp öldü. Olanlar beni çok sarstı, hiçbir yere sığamaz oldum.

Küçük kızımın babasına durumu anlattım hiç değilse bir süre kızımı misafir etmelerini rica ettim, bana “O artık senin kızın, bir süreliğine bile olsa düzenimizi bozamayız, bakamıyorsan yurda ver,” dedi. İyice sarsılmıştım, bir süre daha idare ettim, fakat kızım evde yalnız kalıyor ben işleri götürecek gücü kendimde bulamıyor ve gittikçe bunalıyordum. En sonunda; her şeyi ayarladım, kalacağı yurdu seçtim ve küçük kızımıza bir not yazıp evi terk ettim, fakat onu hep takip ettim, masraflarını bir hayırsever olarak kimliğimin gizli kalması şartıyla karşıladım, okuttum, meslek sahibi oldu. O bütün gerçeği bilmiyor, bizim kızımız olduğunu sanıyor ve ne yazık ki bir kleptoman.

Hangisi korkunç; olanların tümünü öğrenmesi mi, olanları öğrenemediği için hasta oluşu mu?

Beni mi merak ettiniz?

Sırrımızı herkes öğrendi, bir daha köye dönemedim. İşlerime gelince her şeyi devrettim, artık çalışacak mecalim, bir şeylerle meşgul olacak sabrım, kimseyi, kendimi bile anlayıp dinleyecek halim kalmamıştı. Kimsenin bilmediği bir sahil kasabasında olanlara, ölüme, hasrete ve hüzne inat hâlâ eğer varsa umudu bekliyorum işte…

_ … _

Zeynep Mete

Bu yazılar da ilginizi çekebilir

Yorum Bulunamadı

Cevap Yaz