Uykusuz Klavye

Ruhdanlık

9 Mayıs 2019

* Yazıyı yazarının sesinden dinlemek için alttaki ses dosyasını tıklayabilirsiniz.

Öykü: Ruhdanlık | Yazar: Beril Erem

Buzsuz içerdi rakısını. Su da koymazdı. Hayatı bulandırmadan, nasılsa öyle yaşardı. Bu netliğini öpmek isterdim hep. Gücendirmeden. Merak uyandırmadan. Öyle ya da böyle bir yolunu bulamadım. Gitti. Bütün netliğini alıp, kendi keskin geleceğine benimkini bulandırıp gitti. Şimdi çamurlu bir suda yüzen bir balık gibi, beni çevreleyen hayatı bilip ne zaman sınırıma toslayacağımı görmeden yaşıyorum.

Hayat buzlu rakı. Üzerine de su. Tadı öyle güzel.

“Sen misin?” diye sordu bir gün.

Başka kim olacaktı ki?

“Bilmem” diye cevapladı.

“Beklediğin başka biri mi var yoksa?” diye dalga geçerek sordum.

Gücendi.

Kendimi bu kadar onun merkezine yerleştirmeme kızdı.

Yeşil kadifeden bir ceketi vardı.

Hep onu giyerdi. Hayatı üzerinde taşır gibi, yorgun, canlı, cesur, ürkek, heyecanlı, sakin, umutlu, umutsuz. Ama hep yeşil. Ceketi onun yuvasıydı. Ceplerinde yedi on beş vapurundan arta kalan simidi taşımadığında başka başka sürprizler taşırdı. Yüzü ifadesizdi. Bomboş. Cepleri dolu. İnsan hayatı yüzünde taşımaz ki. Cebinde taşır, bazen sırtında. En çok cebinde. Sağrısından yaralı, gamzesi sırılsıklam.

“Neden ağlıyorsun?”

“Kalbim acıyor.”

“Öpeyim mi?”

“Dudakların yakar”

“Gideyim o zaman?”

Kendi gölgesini gagalayan güvercinler gibi o da. Bedeni kendi usundan sakınıp suretine saldırıyor. Ruhuna. Biriktirseydi eğer bugüne kadar bütün boşluklarını, belki bir anlam kazanırdı hayatı. Buna rağmen yine de bir “hiç” olamıyor. Benden ötürü. Kimse başkasının korkusuna göz dikmez ama umut hep akıldadır. Umuduna sarıldım. Esnetip, parçalamadan, köprüler kuracak kadar esneterek hem de. Ucuna yeni olasılıklar, varsayımlar ekleye ekleye yaklaştım ona. O diğer uçta, üzerinde yeşil kadife ceketi, cebinde yedi on beş vapurundan kalma simidin susamlarını atarken güvercinlere, ben o elin savruluşundaki umudu gördüm. Heyecanlı, iyi bir şey yapıyor olmanın huzurlu kıvrımları ile dans eden parmakların yüzümde gezindiğini, ellerimi ısıttığını hayal ettim. Umut. Korku. Ben umuda sarıldım. O korkuyu gördü.

Beni bana hatırlatmıştı.

Arkamdaki iskeleden homurtulu seslerle ayrılan vapurlar gibi, şimdiki zamandan ayrılan geçmişimin arkada bıraktıkları da ıssız bir vadiye doğru yol alıyordu. Ne vardı orada? Aşk mı? Hayır. Aşk hep ileriye bakar. O gelecektedir. Anda var olanın vadedemediğini fısıldar ruha. Bana kendini fısıldıyordu. Dinle-me-seydim o sesi, görmeseydim o elleri şimdi burada olmazdım. Bir simidin üzerine rastgele serpilen susamların, böyle narin, böyle umut saçan devinimlerle gelip de yanıp tutuşan ruhdanlığıma bir buz, bir katre devrim olacağını nereden bilirdim?

Böyle girdim hayatına. Uzaktan. Sonra hayalsiz kalbine, en olmadık hayalleri fısıldadım. Hiç yoktan var ettim. Aklıyla oynadım. Elleri yüzümde gezinirken damarlarımdaki kanın kaynamasına aldırmadan, en mahrem oyunlarıma onu da dahil ederek, sadakatsizliğime ortak, yeminime bozgun, geçmişime tırpan yaparak kirlettim onu.

Kaçak göçek görüşmelerin bir adı vardı artık. Aldatma. O kendini aldatıyordu. Ben, evde beni bekleyen hep sevgili, hep sadık, hep ölçülü, hep soğuk, hep uzak karımı. Girdabıma yeni bir boşluğu katık yapmışım gibi, mazeret üstüne mazeret, yalan üstüne yalan, nerede, kime hangi yalanı söylediğimi unutacak kadar kendimi de unutarak. Varlığım varlığına… Ruhum ruhdanlığa… Armağan olsun.

“Kalbim acıyor.”

Kalp acımaz.

“Senin kalbin acımaz.”

Acımıyor. Soğuk, mesafeli, bir gereklilik ölçüsüyle tartılıp değer biçilmiş bir yaşamdan geliyorum çünkü. Acıyan taraflarımı bir atın sakarı gibi gururla taşıyarak. Göstererek. Sarıp sarmalamak isteyene “Hay hay! Buyurun!” diye açıyorum kapılarımı.

Giren giriyor. Kalan kalıyor. Giden gidiyor. Geçici bir zevk-ü sefa dergâhı gibi, oyalanmadan, kısa, alabileceğin kadarını alıp, verebileceğin kadarını verip, kafa ütülemeden, yara alabileceğini var sayıp zırhını da kuşanarak, hani -bir arkadaşa bakıp çıkacaktım- kadar samimiyetsiz de olabilir ama mutlaka bile isteye, arzuyla, inançla, umutla içine dalarsın. Bir bakarsın, istediğini bulamazsan çıkarsın. Çıkabilirsen. Aşk boynuna tasma gibi dolanmadan önce.

Yeşil kadife ceketi gitmiyor gözümün önünden. Cepleri bomboş artık. Ne hayat var ne başka bir şey. İçinde kocaman bir sökük sadece. Bir kara delik. Her şeyi yutan, saklayan, gözden ırak gönülden uzak kılan. Güvercinlerin karnı doyuyor, merak etme. Ben her sabah besliyorum onları. Öyle susamla falan da uğraşmıyorum. Simitçiden adam akıllı bir simit alıp onu veriyorum. Ceplerim tertemiz. Sana inat sanki, hep sevgili, hep titiz, hep ölçülü karım izin vermiyor cebimde hayat biriktirmeme. Her şey görünür olmalı ona göre.

Gözden ırak, gönülden uzak.

Yeşil kadife ceketin gitmiyor gözümün önünden.

Giymiyorsun da artık biliyorum. Ama seni ne zaman düşünsem ilk o geliyor aklıma. Hayalini saklamışım gibi bütün dikişlerine, tek tek sökesim geliyor hayalimdeki ceketi. Buzsuz içiyorum artık rakımı. Su da koymuyorum. Hayatı bulandırmadan içiyorum.

Sen gittin ya bir kere. Ben bin kere kaldım.

Ona içiyorum her gün.

Beril Erem

Bu yazılar da ilginizi çekebilir

5 Yorum

  • Cevapla Seda Çağlayan 9 Mayıs 2019 at 12:25

    Farklı şeyler düşündürdü okuduğum hikaye. Nedense bir erkek ve bir kadın değil çok seven ve terk eden. Gizemli bir durum var 🙂 Ayrılık, ne zor şey. Yaşa, başa, dile, dine, cinsiyete bakmıyor adamı darma duman ediyor. Evlerden ırak 🙂
     
    Eline sağlık Berilcim.

  • Cevapla Özge Can 9 Mayıs 2019 at 12:50

    Öncelikle derin cümlelerini sesinden dinlemek harikaydı. Adıma teşekkür ederim öyküdaşım 🙂

    Kavramlarla derdi olan bir insanım. “Aldatmak” kelimesinin ilk anda kavranan hali yetersiz, sığ gelir kulağıma. Çok daha derinlerde bir karşılığı olmalı. Ruhu, kişileri, olayları, yaşantıları da içine alan bir fiilden çok bir duygu durumunun yansıması gibi.
     
    “Ruhdanlık” da da tam da anlatmak istediğim duygu durumunu anlatmışsın.
    Öykülerinin derinlikli halini çok seviyorum, fikrine, kalemine, canına sağlık.
     
    Sevgimle…

  • Cevapla Didem Çelebi Özkan 9 Mayıs 2019 at 14:35

    Berillllll hikayeyi çok sevdim ama ses kaydına bayıldım. Tanrımmm tiyatro gibiydi. Ba-yıl-dım 👌🏻👌🏻👌🏻 Hep devam et kuzum kayıt almaya. Yazarken hissettiğin her duygu vurgularında can bulmuş resmen 👏🏻👏🏻👏🏻
     
    “Hayatı bulandırmadan içiyorum.” 👌🏻

  • Cevapla Sevgi Tetik 16 Mayıs 2019 at 14:15

    Beril’ciğim hikaye çok güzel ama bir hikaye bu kadar mı güzel ve etkileyici okunur? Bayıldım, yüreğine sağlık.

  • Cevapla Seda Gülcü Tokmak 17 Mayıs 2019 at 04:42

    Çok etkileyiciydi. Derin duygular hissettirdi. Bir tiyatro sahnesinde tek kişilik, marjinal bir gösteri izler gibiydi. Gözlerim kapalı dinledim.
    Tebrik ederim..

  • Cevap Yaz