Yaşamak Yaratmaktır

Spor, Ahlâk ve Adalet | 4

29 Mayıs 2019

Yazı: Spor, Ahlak ve Adalet | 4 | Yazan: Prof. Dr. Atilla Erdemli

Spor, Ahlâk ve Adalet yazı dizisinin tüm bölümleri:

Spor, Ahlâk ve Adalet | 1
Spor, Ahlâk ve Adalet | 2
Spor, Ahlâk ve Adalet | 3
Spor, Ahlâk ve Adalet | 4
Spor, Ahlâk ve Adalet | 5

2.5. Sembolik Yaşama

Burada artık “profesyonel” kavramını irdelemek gerektiğini düşünüyorum. Fakat bunun için sporun bir özelliğini daha ele almanın daha yararlı olacağı kanısındayım. Ondan sonra profesyonellik ve diğer konularda pek çok sorun için gerekli yanıtlama temeli önemli ölçüde oluşacaktır.

Ortega Y Gasset’in de “porto” kavramını anımsayalım. Limanda oynanan oyun gerçek yaşama değildi. Gerçek yaşamdan, yani gemideki yaşamdan kopuk ve onunla ilgsiz de değildi. Gerçek yaşamanın içinde değil, fakat onun üzerinde, gerçek yaşama değil, fakat sanki öyleymiş gibi olan bir eylem alanıydı.

Bu durumu daha yakından görebilmek için kendimize soralım:

Günlük yaşamamızda değişik zamanlarda birine, bir şeye, bir yere yetişmek için koşarız; bunlardan hangisi 100 m. yarışıdır. Günlük yaşamada 100 m. yarışı yoktur. Günlük yaşamamızda 3 sn. koridoru, köşe vuruşu, penaltı, sırıkla yüksek atlama, tramplenden atlama, Bielmann Burgusu vb de yoktur. Bunların geçerli olduğu yer gerçek yaşama değildir. Spor, etkinliklerin sanki öyleymiş gibi yapıldığı gerçeklik üstündeki (sürrealist değil) bir alandır. Bu özellikleriyle “spor” bir “sembolik yaşama“dır.

❗️Spor gerçeklik değildir ve gerçeklikle karıştırılmaması gerekir:

O bir sembolik olay olması bakımından özel bir yaşamadır. Spor özel bir oyundur, bir de “porto“dur.Bu nedenlerle gerçeklik değil, gerçekliğin üzerindedir. Gerçekliğe yalnızca paraleldir, fakat onunla özdeş değildir.

Sporun kendisine özgü bir düzeni vardır ve bu düzen günlük yaşamamızdan farklı olarak katıdır, kuralları kesindir; öyle ki, orada kurallardan en küçük bir sapma “spor”u bozar.

Herhangi bir sporu yapmaya başlayan kişi o sporun kurallarına kayıtsız, koşulsuz uymayı kabul etmiş ve onlara uyacak demektir. Kimse kimseyi bir sporu yapmaya zorlayamaz. Her sporun kendine özgü yapısı vardır. Bio-Psiko-Sosyal özellikleri bunlardan hangisiyle örtüşüyorsa birey o sporu yapacak demektir. Kendisine en uygun sporu yapmaya karar verip, başlamak bir tür toplumsal anlaşmadır.

Sporun toplumsal yanı da bu ilk aşamada; o sporu yapmaya karar verip, başlama aşamasında kendisini gösterir. Ardından katılımcılık, hoşgörü, birlikte çalışma, dayanışma vd. özellikler gelişecektir. Doğru sporu yapmaya karar vermesiyle bireyin iradesi ve sportif özgürlüğü de ortaya çıkmaya başlar. Bu özgürlük kurallara bilerek uymak ve sportif yaratıcılıkla artıp gelişecek, sportif sezgide en yüksek noktasına erişecektir. Spor insanın özgürleştiği bir alandır.

Spor doğal bir olay değildir.

Spor bir kültür olayıdır ve yapaydır. Bir spor dalını oluşturan kurallar insanlar tarafından koyulmuştur ve yine insanlar tarafından değiştirilebilir.

Sporun çocuk oyunlarından farkı buradadır: Parkta bahçede oynayan çocuklar, kuralları kendilerine göre değiştirebilirler, sporda kuralları değiştirmek uluslararası spor kuruluşlarının görevidir. Değiştirildikten sonra o biçimi ile kurallara yine kesin olarak uyulur. Uyulmadığı zaman o spor dalı bozulmuş, hatta dışlanmış olur.

Burada spordaki ahlakın önemli bir yanı kendisini göstermektedir:

“Spor” ya da “Spordaki Ahlâk” ya da “Spordaki Fair Play” kategoriktir. Sporda her kurala kategorik olarak uyulur. Bu ne demektir?

Bir kurala kategorik olarak uymak, o kurala uyarken, herhangi bir beklenti, bir çıkar, bir başka amaç gütmeden, doğrudan, o kural olduğu için ona uymaktır.

Sporun kendine özgü bir ahlâkı, -bu ahlâkı belirleyenin de sporu oluşturan kurallar olduğunu- bir sporu yapmaya insanın zorla başlamadığını, bunun bir seçim olduğunu ve herkesin kendisine en uygun ve en iyi olanı seçmesinin gerektiğini söylemiştim. Öyleyse uygun ve iyi olana uymak gerekir. Bu bir tür yaşama sorumluluğudur.

Günlük yaşamamızda değişik nedenler ve basınçlarla eylemlerimiz farklı amaçlar gözetebilir. Fakat spor günlük yaşama değildir; spor sembolik nitelikli bir üst-yaşamadır. Bu nedenle eylemin kendisi, yani kurala uygun eylem amaçtır. Spor kendisi için yapılır derken söylemek istediğim de budur.

Spor yapan insan için şu sözü kolaylıkla söyleyebiliriz: Sportif eylemler, aynı sporu yapan bütün insanlar için genel geçer olan kurallar, ilkeler uyarınca gerçekleştir. Sporcu bu buyruğu kendisinde duyabilendir. Böylece o kendisi için olabilecek en iyi olana, en güzel olana göre sportif etkinliğini gerçekleştirir. Bunu birileri istediği, birilerine hoş görünmek vb amaçlarla değil, kendi istediği için yapar.

Bir futbol karşılaşması örneği vermiştim. Anlatılan biçimde, yani özüne, öz-niteliklerine göre, spor yapılabilmesi için sporcunun da, yöneticinin de izleyicinin de aynı iradeyi özgürce gösterebilmesi gerekir.

Kuskusuz burada dile getirdiğim spordaki en olumlu ve en yüksek iyinin yer aldığı en yüksek durumdur. Buna ideal bir durum demiyorum. Çünkü ideallerin bulunduğu yerde onlara ulaşmak üzere tüm güçlerle çabalanması, fakat ulaşılmaması önemlidir. Sporda ise dile getirdiğim bu yaşama durumuna ulaşılabilir. Kolay değildir, fakat olanaksız da değildir.

Sporun öz niteliklerine göre gerçekleşecek bu üst-yaşama durumunu engelleyen nedenler vardır.

Bu nedenlerden başlıcaları şöyle sıralanabilir:

▸ Sporun ne olduğunu yeter derecede bilmeden spor yaptırmaya çalışmak: Burada en önemli sorun, spordaki bilgisel altyapıdır.

▸ Doğru spor eğitimi vermemek: Genç insanın (ya da çocuğun) sahip olduğu sportif kabiliyetleri ortaya çıkartmak ve gereklerini yapmak yerine genci başarılı sporcu olmaya zorlayan spor eğitimi.

▸ Sporun aynı zamanda bir kültür olayı olduğunu gözardı etmek:
Bu durumda Homo Quadratos’lar üretilir.

▸ Profesyonelleşmek.

Devamı için ▸ Spor, Ahlâk ve Adalet | 5

Prof. Dr. Atilla Erdemli

Bu yazılar da ilginizi çekebilir

Yorum Bulunamadı

Cevap Yaz