Mizahsen

StresSavar Kedi Lokum

20 Mayıs 2019

Yazı: StresSavar Kedi Lokum | Yazan: Merve Çevik

Bugünlerde stres tavan!

Her şeye yetişme çabasından stresin oldukça olduğu iki hafta geçirmek durumunda kaldım. Arada plansız hortlayan kıl, tüy ama bazen devasa meseleler! (Ağzını bozma Merve! Mübarek ay!)

Haftanın sendromlu pazartesi gününde ofiste çalışırken, diğer taraftan radyoda bangır bangır şarkı söyleyen Gülşen bana mesajını veriyordu:

“İçine ata ata ne hale düştün tuta tuta çatlayacaksın be Merve!”

Artık tutmuyorum! Belli bir süreden beri bu böyle Gülşenciğim!!!

Ve sonunda benim stres başka yollardan beni yakalamaya çalışmış olmalı ki bir sabah uyandığımda sağ elimin orta parmağının boğumları su toplamış ve tatlı bir kaşıntı sarmıştı. Parmağım adeta şekil değiştirmişti. Başta bunu çok önemsemeyen bendeniz, bu problemin üstünde fazla durmamış ama stres belasına sövüp durmuştu:

– Beni alt edemeyeceksin stres! Su toplarıyla bezediğin orta parmağım seni öpsün!

– Beni çağıran sensin! Ben ne yapayım yani! Benim de işim bu! Siz üzülüp üstüne ağlayıp hatta karalara bağlayacaksınız ki ben de başınıza bir kaç dert sarayım! Ancak böyle besleniyorum!!

Durum ciddiye gitmekteydi.

Birkaç gün sonra parmağımdaki kaşıntı şiddetiyle artmış, bir de şişlikler patladıktan sonra kurumaya ve yara halini almaya başlamıştı. Daha da kötüsü diğer parmaklarımda da aynı sorunlar nüksetmişti. Kaşımak istemiyordum ama o kaşıntıya kim karşı koyabilirdi ki? Ben kaşıdıkça daha da artıyordu. Ayrıca şekilden şekile giriyordum.

Bir sabah banyo kapısında Lokum’un kafası hafifçe sağa yatık ve gözleri fincan gibi açmış bir şekilde bana baktığını görene kadar…?!

– Ne?! Ne oldu?

Çıt yok! Dik dik bakmaya devam.

– Lokum bakma şöyle kızım!!! Lütfen!

Hâlâ devam! Benim kedi Kleopatra’nın bu konuda rekorlar kitabına gireceğine gayet eminim zira yaklaşık 12 dk karşımda heykel gibi durduğunu biliyorum. Sonunda bakışları normale dönmüştü ve bana merakla daha da yaklaşarak:

– N’apıyorsun sen? Seni bekliyorum gel sifonu çek!! Kaka yaptım.

– ?!₺-&@:@/!₺>\€$.*{>$\£\•€\*]’

– Ne oldu köle? Üç harfli çarpmış gibi duruyorsun!

– Anneeee!!! Lokum’u çağır lütfen!!! Lokum bi’ git başımdan!

– Gitmiyorum!!! N’apcan!!!

– Anneeaaaa!!! Bak ayaklarımı ısırıyor!! Bırak beni!

– Miiiiiiiiiv!!!! (Acındırma miyavlaması) Banane! Kakamı temizle köle!! Hem annen sana değil bana inanır canım!!

Annem de mutfaktan bağırmaya başlamıştı:

– Ay ne oldu?? Yine neyi paylaşamıyorsunuz??

– Lokum bak fırına atarım seni!! Zaten tontik oldun. Senden güzel kedi güveci olur. Butlarından yakalarım seni! Kaçma!!

– Bana bak köle!!! Valla ispiklerim seni anana. Kakamı temizlemiyor, yaş mama vermiyor ayrıca yanında uyutmuyor diye sıralarım yalanları! Sonrasını sen düşün!! İyi geçin kraliçeyle!!!

Bir yandan kaşıntıyla boğuşup diğer yandan Lokum’u kovalamakla meşguldüm.

– Anne al şunuuu!!!

Bizimki benden önce annemin yanına gitmiş, masum kedi rolüne çoktan girmişti bile.

Yemin ederim Oscarlık kedi!!!

– Ah benim pamuk prensesim! Ne yaptı bu Merve sana!!!

– Miiiiiiiiv!!!!

– Ne yapayım bu Merve’yi ben??

– Miiiiiiiiiv!!! Miyaaaaoooouuuuvvvv!!!

– Ah kuzum! Kıyamam sana! Merve ağlatma şunu! Elimde kalacaksın az kaldı.

Ah Lokum ahhhh!!!

– Kızma çocuğuma!! Git sen biz kızımla takılacağız!!

– <\€$.*{%£\£![$

– Gitmeden çocuğun kakasını temizle! Sifonu çek! Çamaşır suyu dök klozete!

Kedi deyip geçmeyin! Evi ele geçiren yegane sevimli tüy toplarıdır. Sonra sizi de ele geçirir. Evdeki tabak çanağa kadar ele geçirir. Sonra ağzınızı yüzünüzü böyle öper durur.

Külkedisi Köle Isaura olarak bana verilen emirleri yerine getirmiş, ardından parmaklarıma yeniden bakmıştım. Egzama olduğundan şüpheliydim. Aslında şüpheden ziyade buna emindim.

– Merve! Bir doktora görünmen şart. (Dertli iç sesim!)

Çok sevdiğim can doktorum hem de güzel dostlarımdan biri olan tatlı kadın Nilüfer Hanım imdadıma yetişmişti:

– Egzama bu! Sana ilaç yazacağım. Bir aya kalmaz geçecektir.

Hah Merve! Bir de bu çıktı başına!! Egzama! Yüzümdeki yetmezmiş gibi bir de ellerim de ortaya çıkmıştı. Stresin köküne limon suyu!
Peki ya stres efendi bu söz üzerine yerinde durur mu?

– Hooop!! Yavaş Avukat Hanım! Sen her şeyi kafana takarsan ben de gelir tepene otururum. Siz insanlar böylesiniz zaten!! Her şeyi dert eder, ince ayrıntısına kadar düşünür, sonra kendi başınızın etini yersiniz. Şu kedin kadar olamıyorsun! Ondan biraz gamsızlık öğren!

İşten çıkmış, bir saatlik yol işkencesi sonrasında eve nihayet gelmiştim. Tabii ki yanımda düşüncelerimle birlikte. İftar saati ise nerdeyse yaklaşmaktaydı. Geldiğim gibi koltuğa oturdum.

Başladım düşünceleri sıralamaya:

– Şu üç günlük bile olmayan hatta 1 günlük dünyada neyin derdi tasası bu Merve!!

– Bugün de nefes alarak uyandın. Peki ya yarın?

– Otu naneyi kekiği dert ediyorsun da; ya çok daha kötü durumda olan insanlar? Onlar senden kat kat güçlü ve çok daha zor mücadeleler veriyorlar. Peki sen neye isyan ediyorsun?

– Zamanı geriye saramazsın. İleriye doğru yaşamak dururken ve bu fırsat elindeyken neden kendini sıkıntılara gark ediyorsun?

Ben böyle düşünüp dururken Lokum’un karşımda dikildiğini farketmemişim bile. Yine uzun bir bakışma! Bir sessizlik! Sonra ben de hipnotize olmuş gibi ona baktığımı farkettim ki son anda toparladım kendimi.

– Lokum. Çok yorgunum. Şu gün batımında birbirine uzun uzun bakan sevgililer modundan çıksak artık?

Ses yok.

– Lokum! Şşşş!! Pişşşt! Lok! Lokiii!

Umrunda değildim. Öylece dik dik bakıyor. Ve sonunda hareketlendi. Gerindi, uzandı, esnedi derken kucağıma çıktı. Ve maalesef ummadığım anda hiç beklemeyeceğim o hareketi yaptı:

– Pııııııırt!!!

Totosunu aniden suratıma çevirmiş, tekrar gerinir gibi yapmış ama bu defa yüzüme uzun bir esinti bırakmıştı. Artık parfüm mü dersiniz rüzgar mı bilemiyorum!

– Lokuuuuum! Ya oooof!!! Midem! Ne yedin sen ya! Foseptik çukuruna düşmüş gibiyim. Öööööf!!

– Sana intikamım kokulu olacak demiştim!

– Bir dakika! Demedin öyle birşey!

– Belki demedim. Hem sana her şeyi söylemek zorunda mıyım?

– Ya sen benim ne acılar çektiğimi görüyor musun?

– Hayırdır köle?

– Allll!! Baaak! Parmağım su topladı!

Orta parmağımı Lokum’a doğru kaldırarak sallıyordum. Gerçekten egzama illeti bula bula orta parmağı bulmuştu. Ne kadar manidar!

– Umarım dışarda orta parmağını kaldırmıyorsundur şekerim! Çok terbiyesiz oldun sen! Annene ispikleyeceğim seni.

Anladım ki bu söz düellosunu kaybedeceğim o yüzden çaresizce beyaz bayrağı salladım:

– Lokum çok stresliyim ben. Çok keyifsizim. Sen de üstüme gelmesen 😔

Halime birazcık üzülmüş olmalı ki geldi yüzümü yaladı.

İki pati hareketi ile tokatladı. Sonra da yüzüme dik dik bakarak:

– Anlat bakayım Lokum Ablana! Aşk mevzuları mı?

– Geçim derdi. Ekonomik kriz. Hayat. Çok bayat!

– Aman sen de! Benim gibi ol! Anı yaşa! Bak benim bir sözüm vardır. Carpe diem başka bir şey demiyem!

– Lokum?!

– Hıııı?

– O söz sana ait değil.

– Hiç de bile. Ben dedim. 😒

– Neyse!! Bu defa böyle olsun bakalım.

– Bu evin kraliçesiyim ben. Her zaman benim dediğim geçerli!

Size yine söylüyorum. O kedi değil; “KedimParatoriçe!”.

– Sen yakında sokaktaki tüm kedileri yanına yandaş yaparsın. Ben ölsem hepiniz üstüme ortak olur; beni de yersiniz!

– Zaten radarlarımla hepsine komut veriyorum. Uzaktan uzağa bakışıyoruz. Sana bir şey yapmam canım. Seni az da olsa seviyorum. Gerçi kölesin sen! Neyin varsa sevilecek??

Ezdikçe ezdi beni. Gözümden yaşlar akmaya başladı.

– Bana bak kızım! Ben nasıl böyleysem sen de böyle olacaksın. Kafana takma her şeyi. İş olacağına varır. Bak Pireli Menemen, beni bir iskeletor ile aldattı. Ben üzüldüm mü? Pekâlâ hayatıma devam ettim.

– Gerçekten üzülmedin mi?

– Birazcık ama bu da geçti. Hem ben seksi alımlı ve cazibeli bir kediyim. Bu surat her kedide yok bebeğim! O yüzden benimle iyi geçin yoksa o cici suratına manikürlü tırnaklarımla imzamı atar; sanat hayatına son noktayı ben koyarım. (Böyle de tehditkârdır bizimki!!)

Kedi haklıydı. Kafaya tak tak nereye kadardı? Bir laf vardı hiç unutmam; “Kafana tokadan başka bir şey takma!”

– Lokum?!

– Evet?!

– İyi ki varsın sen. Ya seni çok seviyorum. Gel buraya!

– Duuur! Tüylerimi yeni yalayıp temizledim. Ay sürme ellerini üstüme!!

– Gel buraya bal kuzum benim!

– Nefes alamıyorum! Seninkilere söyleyeceğim, yapamamışlar seni! Kesinlikle cami avlusunda buldular. Bııırrrraaaak!! Miyaaaaaaaaaaaoooooooovvvv!

– Tamam bıraktım.

– Hadi mutfağa gidelim. Açım ben şu yaş mamadan ver bana. Sonra buzdolabı tepesinde şekerleme yapacağım biraz.

– Peki. Ben de acıktım zaten. Hadi gidelim.

O gece yatağa uzandım.

Gerçekten de bu kedilerdeki umursamazlık biz insanlarda yoktu. Bu hayatta biraz olsa umursamaz davranmayı bilsek, belki bu kadar çok üzülmeyecek hatta çoğu şeyi kafamıza dahi takmayacaktık. Böyle düşüne düşüne uyuyakalmışım tabii.

Gecenin bir zaman diliminde gözümü tekrar açtığımda ise Lokum’un sol kolumun üstüne uzanıp başını omzuma yaslamış şekilde uyuyor olduğunu farkettim. Daha da önemlisi mutasyona uğramış egzamalı parmağımın mevcut olduğu sağ elim karnımın üstündeydi. Ve o da sol patisini sağ elimin üstüne koymuştu.

“Uyandırdın mı yoksa fındığı?” diye soranlarınız olacaktır elbette. Kıyamadım minik cadıya. Ona uzun uzun baktım ve fısıldayarak konuşmaya başladım.

– Bal Lokumcuğum benim! Sen yerimde olsan beni uyandırmak için üstümde zıplıyor olurdun hatta saçlarımı çekerdin ama bak ben sana yapıyor muyum? İtiraf et sen de beni seviyorsun.

Uykusu hafif olan Lokum gözlerini yavaşça araladı ve bana bakarak:

– Uyu be !!!

Ve sonra bir ses:

– Pırt! Pııııırt!

Ve o dayanılmaz koku…

– Lokuuuuuuum!!!!!!

Merve Çevik

Bu yazılar da ilginizi çekebilir

2 Yorum

  • Cevapla Didem Çelebi Özkan 20 Mayıs 2019 at 13:55

    Canım benim, bayılıyorum senin Lokum’lu diyaloglarla şahlanan bu yazılarına. Biliyorum ki bir kitap tasarın var bu konuda. Muazzam bir fikir olduğunu düşünüyorum. Çok sevileceğine eminim 👌🏻

  • Cevapla Hülya Erarslan 21 Mayıs 2019 at 16:17

    Lokum’u benim sevgili kedim Sabahattin ile tanıştıralım. Çok iyi anlaşacaklar gibi duruyor. 😄

  • Cevap Yaz