Kırmızı

Teknolojik Detoks

15 Mayıs 2019

* Yazıyı yazarının sesinden dinlemek için alttaki ses dosyasını tıklayabilirsiniz.

Yazı: Teknolojik Detoks | Yazan: Nurdan Yılmaztürk
*Yazarın Notu: Bu yazıyı, Love Lost – Mattia Cupelli dinleyerek okumanız tavsiye olunur. YouTube linki için tıklayabilirsiniz.

Masamın başına oturuyorum.

Dijital saatimin içindeki köşeli rakamlar, mesaimin başladığını gösteriyor. Telefonum çalıyor. Telefon kulağımdayken düğmesine bastığım bilgisayarımın ekranına, elektronik postalar birbirinin peşi sıra dökülüyor. Faksın ince tiz sesi, yağlı kağıt rulosunu 1 tam tur döndürüyor ve her zamanki gibi sıkışıp, onu bu durumdan kurtarmam için beni çağırıyor.

Telefonum 1 daha çalıyor. Konuşmam esnasında arkadan gelen aramalar sabırsızlıkla sıralarının gelmesini bekliyor. Yazıcı hızlı hızlı 1 takım belgeleri renklerine uygun basıyor, önündeki tepsiye aynı hızla bırakıp 1 sonrakine geçiyor.

Bu kez telefonun ekranına mesajlar düşüyor. Çift çubuklar maviye dönerken, yanıtları gecikmiş olanların sahiplerinin homurtuları yuvarlak kafalı ifadelere dönüşüyor.

15 dakika sonra konferans toplantısına katılmam gerektiğini hatırlatan 1 kutu, birdenbire önümde açılıyor.

Telefonumun şarjı bitiyor.

İçimde adeta, pili her daim tam dolu beyaz 1 tavşan koşuyor.
Diğer telefonun kulaklığını takıyorum, zira sürekli konuşmaktan kulaklarım nar kırmızısı rengini alıyor, başımın 2 yanındaki kemikler sertleşip sızlıyor.

Karnım acıkıyor.

Kırmızı başlıklı kızın annesinin hazırladığı yemeklerden oluşan sepetiyle hiç ilgisi olmayan başka 1 yiyecek dolu sepet; çarçabuk beslenmemi sağlayacak seçenekleri sunuyor. Fotoğraflarından lezzetini tahmin ederek, yanlarındaki kutuları işaretlemek suretiyle tokluk hissi verecek 1 öğün meydana geliyor.

Mekanik sesli 1 kadın, aradığım kişiye ulaşılamadığını, eğer istersem telden 1 sekretere notumu bırakabileceğimi söylüyor.

Çift çubuklar, mavi renkler, zil sesleri, aramalar.. Tekrar tekrar ve gün boyunca öngörülemez 1 süratle, 1 balık ağı gibi üzerimi kaplıyor.

Yaşam adeta doğa(l)lığını yitirip büyük 1 teknolojik kara deliğe dönüşüyor.

Usulca çekiliyorum kendi kabuğuma.

Destek ünitelerine bağlı kablolarını çekiyorum prizlerden hepsinin birer birer. Hayat belirtilerinin yansıması olan renkli ışıkları da yavaş yavaş sönüyor. Şimdi hepsi birer ölüler.

İçimdeki sesleri duymak üzere, kızarmış kulaklarımı avuç içlerimle örtüyorum. Uzak denizlerin dalgalarının kıyıya vuruşunu dinliyorum.
Başımın 2 yanındaki sert sızıyı okşuyorum parmak uçlarımla. Defalarca.

Gözlerim. Ahhh gözlerim. Artık sadece ileri derecede miyop değil, parlak 1 ekrana saatlerce bakmaktan hipermetrop da olan gözlerim. İçlerine suni gözyaşı damlaları döküyorum. Gerçeklerine yer yok ruhumun derinliklerinde asla. Ve yumuyorum onları da; tuzlu sularda yıkanıp, arınıp dinlenmeleri umuduyla.

Zihnime geliyor sıra. Zihnim, bütün gün yarış koşmuş yorgun 1 at gibi. Uzun ince bacakları üzerinde uyuyacak yine. Sığınağıma götürüyorum onu son 1 gayretle. Zaten kendi de biliyor yolu. Bu onun en sevdiği oyunu. Safir rengi 1 gökyüzünü selamlıyor rüzgarla barışık yelelerini savurmak suretiyle.

Usulca bekliyorum kendi kabuğumun içinde.

Dışarıdaki tüm seslerin sustuğu bu yerde, çok iyiyim bu halde.

Seviniyorum annesinin tahta çeyiz sandığına saklanmış küçük muzip 1 kızınkine benzeyen 1 tebessümle; 1 süre kimse bana ulaşamayacak böylece.

Ve biliyorum ki zaten, yaşamın doğa(l) gerçeğinde; ulaşmam gereken kendimim sadece.

Nurdan Yılmaztürk

Bu yazılar da ilginizi çekebilir

3 Yorum

  • Cevapla Atakan Balcı 15 Mayıs 2019 at 16:43

    Doğaya ve doğallığa ulaşmak o kadar büyük ve ivedi bir gereksinim ki…
     
    Teşekkürler

  • Cevapla Hülya Erarslan 16 Mayıs 2019 at 15:50

    Ben de böyle bir girdabın içindeyim. Dışarıdayken telefonumun şarjı azaldıkça sanki nefesim kesilecek gibi oluyor. Bir priz bulup telefonu şarj ettikçe nefesim rahatlıyor.
    😄

  • Cevapla Ferit Sağlam 17 Mayıs 2019 at 14:03

    Kakofonik şehirden kaçış bahçemiz olan Atatürk Arboretumu’na ve fonda şakıyan güzel kuşlarına sevgilerimizle…

  • Cevap Yaz