Aşk ve Farkındalık

Teras

30 Mayıs 2019

Öykü: Teras | Yazan: Ateş Karadeniz

“Bir kitap yazdım sana,
Yangın yerinde unutulan.
Kıvılcımlarla sonlanıyor her bir şiirin noktaları
Duydum ki; geçkin sevdam
Şimdiler de yırtıyormuşsun sayfaları
Bir insan ısınmak için,
Böyle acımasız olmamalı…”

Bu dizeler geçerken beynimden bir rezidansın terasından, kalabalık şehre bakıyorum. Elimde cinle tekila karışımından bir içki tutuyorum. Böylesine özgür hissetmemi aroma veren portakalın ferahlığına, suskunluğumuysa tekilanın boğazımda bıraktığı acıya bağlıyorum. Ancak gerçekte olan bu değil. Seyrim boyunca gözümde canlanan o geceyi düşünüyorum.

Günü birlik bir şeydi.

En azından o an, öyle düşünüyordum. Muhasebecilik yaptığım iş yerimin, çalışanları için düzenlediği “Yaza Merhaba” partisiydi. Firmamızın bulunduğu rezidansın terasında otuz-kırk kişiydik. Buradaki insanlara uzun zamandır ısınamamıştım. Hiçbiriyle muhabbetim yoktu. Bunun sebebi; içimde dolduramadığım bir boşluğun beni ele geçiriyor olması ve tabi ki ofis içinde dönen saçma dedikodulardı. Bunlara ayıracak zamanım yoktu.

Hiçbir aktivite için ayırmak istediğim herhangi bir zaman yoktu. Ben de içkimi alıp, sanki yüzüyormuş gibi görünen adaları izlemeye başlamıştım. Ta ki onu görene dek…

İçimde uyanan o ilk hissi hâlâ unutamam. O gelmeden önce parti sanki sadece siyahla beyazdan oluşuyordu. Sonra bembeyaz bir örtüye dökülen kan kırmızısı şarap gibi o kapıdan girdi.

Düz simsiyah omuzuna dökülen saçları, kıpkırmızı elbisesi ve içten gülümseyişiyle muhteşemliğini bir tablo gibi etrafa sunuşunu izledim. Yerimden hiç kıpırdamadım, hayran olmuştum ancak her erkek gibi kendime has ucuz numaralarım vardı. Tek olduğumu görüp illa yanıma gelecekti çünkü kapıdan girerken göz göze gelmiştik ve bu benim için kaçınılmaz bir sondu. Kendime olan güvenim omuzlarımdan taşarken, nihayet yanıma geldi.

Gülerek;

“Buradakilerden sıkıldın sanırım,” dedi.

Öyle içten söylemişti ki; kendi kendimden utanmıştım. Kendimi öyle hazırlamanın utanmışlığını gizleyerek;

“Biraz. Yenisin sanırım,” dedim.

Tanıştık.

İsminin Melodi olduğunu öğrendim. Bizim firmanın muhasebecilikte açılan boş kadrosuna gelmişti. Aynı odada çalışacaktık ve bu sohbetten ilerleyerek epey keyif almaya başlamıştık. Aramızda öyle bir çekim vardı ki cümlelerimi düşünerek seçiyordum. Öyle içten sohbet ediyorduk ki sanki uzun zamandır tanışıyor gibiydik. Aramızdaki bu durum sanki boş kalan yerleri dolduruyor gibiydi.

Yarım saat sohbet ettikten sonra bir anda kendimizi terasın tuvaletinde bulduk. Daha önce ilişkilere hiç sıcak bakmamış ve en fazla haftalık zamanlar yaşamış biri olarak ilk defa bir kadının dokunduğum her uzvunu içimde hissetmiştim. Tüm ezberlerimi, tüm hatalarımı, tüm sevinçlerimi baştan yazan bir ruhu vardı. Aramızda geçen o vahşi tutku, nerdeyse tüm kıyafetlerimizin parçalanmasına sebep oldu.

Kimseye görünmeden partiden kaçmaya çalışırken deli gibi gülüyorduk. Hemen taksiye bindik ve bana gittik. O hafta sonunu hiç evden çıkmadan geçirdik. Hayatımın tüm bölümlerini toplasam hiç o kadar eğlendiğimi hatırlamam.

Pazar günü olduğunda “Artık gitmem gerek,” dedi. “İş yerinde görüşürüz tatlım.”

İçimde anlam veremediğim bir buruklukla; “Görüşürüz,” dedim.

O günden sonra ilişkimiz beş ay kadar devam etti.

Benim için fazla bir süreydi ama kendimi çoktan kaptırmıştım. Öyle güzel bir ruhu vardı ki o içten gülümseyişiyle bana her baktığında, yenileniyordum sanki. İş yerinde de rahat durmuyorduk ve bu işlerimize çalışma azmi olarak yansıyordu.

Bitmesine gerek yoktu. Halledemeyeceğimiz bir mevzu değildi. Ancak ilişkimizin beşinci ayında bana iki tane çocuğu olduğunu söyledi. O zamana kadar ben sormamıştım o da söylememişti. İki yıl önce boşanmış ve çocuklarıyla yaşıyordu. Bunca zaman neden söylemediğini sorduğumda; “Onları bu işe karıştırmak istemedim,” demişti.

Korkusunu anlamıştım, ne demek istediğini de ama benim de öyle bir ciddiyete girebilecek gücüm yoktu. Ne ben ona kızmıştım ne de o bana. Büyük bir sessizlikte kaybolmuştuk. İki hafta sonra iş yerinden ayrıldı. Ömrümde böyle yalnız kaldığımı hatırlamıyorum. Hayatıma ışık hızıyla girmiş ve aynı hızda çıkmıştı. Her şey yine siyah ve beyaz olmuştu. Biraz cesaretim olsa, sanırım her şey daha farklı olurdu.

Şimdiyse çatıda öylece duruyorum ve onu düşünüyor, aynı bir ergen gibi acı çekiyorum. Aşık olmuştum hem de ne aşık. O beş ayda ona yazdığım şiirleri düşünüyordum. Hayatı boyunca ruhsuz yaşamış bir adamın nasıl bu hale geldiğini sorguluyordum. Yine de giderkenki hüznünü unutamıyorum. İçimde kolundan tutup “gitme” demek vardı ama sessizce kalakalmıştım. Bugünse arkadaşımdan İzmir’e taşınacağını öğrendim ve hemen akabinde bana, ona yazdığım şiirler için; “İstersen şiirlerini alabilirsin. Güzel bir kitap olur bunlardan,” diye mesaj attı.

Çok saçmaydı ama ona sadece; “Terastayım” yazdım.

Mesajın üzerinden yarım saat geçti ve geldi. O kadar güzel bir insan ki gülüşünden bir gram eksiltmeden geldi. Yine aynı içtenlikle gülerek beni selamladı ve yanımda öylece durdu. İlk zamanlardaki planlı tavırlarımı hatırlayarak yine utandım ve;

“Hoşgeldin,” dedim ve bir an bile duraksamadan “Lütfen yine gitme..” diye ekledim.

“Böylesi zor,” dedi. Çocuklarını kast etmişti. Bu saatten sonra hiçbir şey fark etmezdi artık. Nerede nasıl var olacağımı çoktan biliyordum ve bunun için en ufak bir çekincem veya geleceğe dair en ufak bir şüphem yoktu. Daha tanışmadan çocuklarını seviyordum, aynı onu sevdiğim gibi…

Ve sahip olmadığım o çocukların “cici” babası olmak bile gururlandırıyordu beni. Öyle bir kadındı ki sahip olunamayacak kadar bağımsızdı. Yine de tekrar beni seçtiği için dünyanın en mutlu insanı yapmıştı beni.

“Gitme” dedim.

“İzin ver, toparlayayım her şeyi. Sen benim yanımda kal, ben de sahipleneyim düşüncelerini.”

Bir an bile beklemedi, sarıldı boynuma. O zamana kadar sakladığı, gizli minnettarlığını ilk kez sundu ve tüm duygusallığını damla damla kollarıma serdi. Bende yeni bir hayata merhaba diye; ona bu satırları okumaya başladım…

“Bir ses ver
Yıkılsın korkak duvarlarım
Yeni bir temel kurulsun yüreğimde
Geleceğe dair

Serilsin ketenden sofralarım
Ve bir aile kurulsun sohbetime
Geçmişten geleceğe
Unutulmaz bir sofra yaşansın.

Bir ses ver sevgilim;
Cümlelerin bittiği küskünlükten.
Bırak, güneş yayılsın kısır döngümüze
Sarılar saçılsın, gökyüzümün ıssız mavisine

Umutlarım yeşersin tam bittiği yerden
İzin ver; tonunu bulayım renginin
Ve zevke düşsün gönlüm
Gözlerinin eşsiz yeşilinden…”

Ateş Karadeniz

Bu yazılar da ilginizi çekebilir

Yorum Bulunamadı

Cevap Yaz