Sentez

Yabancı

5 Mayıs 2019

Öykü: Yabancı | Yazan: Özge Can
İlk kez geldiği şehrin sokaklarında avare dolaşırken, kendini yabancı hissettiği insanlar arasında bir kahve içimlik mekan arayışına girdi Buket. Gezmek istediği çok mekan vardı, zamanı tasarruflu kullanmalıydı elbette ama kahve içmeden olmazdı.

Parke taşlı dar sokakta masalarını sokağın içine yerleştirmiş, baharın gelişine saygı duruşundaki çiçeklerin arasında sıcak bir kafe içine çekti kendisini. Begonvillerin sarmaladığı masaya oturdu. Sezonun henüz açılmamış olmasından dolayı mekan sakindi. Birkaç masa dışında diğerleri boştu. Mekan sahibi, denizin dalgasını ruhuna yerleştirmiş, gözlerinden taşan mavilikte huzura çeken aynı zamanda da birazdan fırtınalar çıkaracak gibi bakan orta yaşın durgunluğunu es geçmiş içi teninden taşan bir kadındı.

Baharı yüzünden taşıran kadın, kahve siparişini yalnız getirmeye gönlü el vermemiş, yöresel hatta kendi atalarının mirası sütlü tatlıyı da yanında getirmişti Buket’e.

– Mekanımızın özel spesiyali, müdavimi çoktur. Bakın Demir Bey sırf bu tatlı için kış yaz haftada bir mutlaka gelir. Sizi de müdavim yaparız belki…

Deyip giderken yürüdüğü yerde yıldızlar saçıyordu. Buket, kadının Demir’in masasına geçişini izlerken, gözleri Demir’de sabitlendi.

Demir de Buket’in yansıması gibi gözleri sabitlenmiş halde bakakalmıştı.

Mekan sahibi kadın, uçuşturduğu yıldızları Buket ile Demir’in arasında bırakıp ortadan kayboldu.

Dar sokaktan esen meltem, kokularını çiçek kokularıyla harmanlayıp afyon etkisi yaratarak beyinlerine sızdı. Demir, kokuların yarattığı efsunla, Buket’in yanına gelip gülümseyerek selam verdi;

– Merhaba yabancı, ben Demir, deyip elini uzattı.

Buket, kelimelerini saklandıkları yerden bulup ancak çıkartabildi;

– Merhaba, Buket ben de.

Buket:

Bildik bir şeyler var ruhunuzdan ruhuma, bildiğim bir ruh bu.
Sesimiz mi değdi birbirine, ellerimiz mi, gözlerimiz mi? Bilindik, akıllarda yer eden bir hâl var halinizde ve bir o kadar da yabancı.
Bir bestenin içinde kaybolmuş ama en dokunaklı yerini hissettiren gizli kalmış bir nota gibi varlığınız.

Varsınız aslında ama aynı zamanda yoksunuz da.
Varlığınız hangi bilinmez anlarda kalmış ruhumda?
Nerede tanışmışız?
Ne zaman sevmiş, yaşamış, kazanmış,
kaybetmiş, uzaklaşmışız birbirimizden?

Demir:

Yabancı!
Gözleriniz bildiğim bir deniz,
sularında yüzüp kaybolmaktan korkmadığım
ama yaklaşamadığım da aynı zamanda.

Sesiniz varlığıma ispat gibi, kulaklarımda çınlayan.

Ne kadar da bildik elleriniz? Dokunulası…

Benden izler var sanki sözlerinizde ve başka izler dilinizde.

Nerede yaşadık, nerede karşılaştık?
Ruhlarımızda bu izleri ne zaman bıraktık?

Varlığınızın somut halimi bu aşinalıkları yaşatan, yoksa ruhunuzun yaydığı elektrikten mi alıyorum bu yakın-uzak hali?

Tüm bu bilindik haller içinde bu yabancı haliniz de nedir? Bilemediğim bir uzaklık var gözlerinizde, sesinizde, teninizde. Belirsizliklerde kaybolmuş, yarım bırakılmış, eski, eksik, yaralı bir yaşanmışlığın tarafları gibi dururken, dünyada her hangi iki insan gibi durmayı nasıl başarıyoruz?

Sanki tanıyor gibiyim sizi Buket! Çok yakından ama çok da uzaktan.

Buralarda hiç bulunmadım, ilk kez geliyorum. İlk kez gelinen şehirde bildik şeyler aramaktan belki siz de tanıdıksınız Demir.

Ben de buradan hiç çıkmadım ama eminim bu gözlere baktım daha önceden, bu sesi duydum, ellerin, dokundum onlara, eminim.

Kim bilir belki bundan önceki hayatımızda tanıştık Demir.

Bilmediğimiz bir dünyada, bilmediğimiz bir aşkı yaşamışız sizinle!
Tadına bir kez daha varılamayacak olan, yaşattığı eksiklik, yarımlık duygusu hiç bir aşkta tamamlanmayacak bir aşkı yaşamışız. Sonra birer yabancı olup hayatlarımızda savrulmuşuz….

Özge Can

Bu yazılar da ilginizi çekebilir

Yorum Bulunamadı

Cevap Yaz