Ay Işığı Yolcusu

Arkadaş

18 Haziran 2019
Yazı: Arkadaş | Yazan: Atakan Balcı

“Bir kıvılcım düşer önce,
Büyür yavaş yavaş.
Bir bakarsın volkan olmuş
Yanmışsın arkadaş…”

“Arkadaş” deyince benim usuma hemen her zaman bu şarkı ve tabii şarkıyla birlikte “Melike Demirağ” gelir. Yılmaz Güneyli bir filme atfen söylenmiş olan şarkı arkadaşlığı öyle bir tanıtır ki, özel bir sevi türü gibidir. Zaten öyle de değil midir? Cinsiyetler ötesi, özel bir sevgi!…

Cinsiyetçi Sevgisizlik

Genel Ağda/Internette, dönem dönem ve yer yer sıklıkla rastladığım bir genelleme, başlangıçta son derece önemsizdi benim için; çünkü ne kadar saçma olduğu fazlasıyla açık bir “genelleme”ydi, en azından benim için. Görünüşe göre herkes için değil, çünkü sürdü, sürdü ve sürdü bu genellemenin paylaşımı.

“Bir erkek, birlikte olmak istemediği bir kadınla arkadaş olmaz asla” ya da buna benzer bir gönül yıkıcı görüş. Bir insan nasıl bu denli etik dışı, bu denli yürekten kopuk, bu denli çiçek koklamamış, şiir söylememiş, çayın buğusunu içine çekmemiş bir yola atabilir kendini? Bir birey nasıl topraktan, gökyüzünden, doğanın anne ve babalığından bağımsız var olabileceği sanrısına bu denli kaptırabilir kendini? Yaşamı nasıl bu denli kolay ve bu denli “saçma” bir ikiliğe mahkum edebilir; kadın ve erkek? Cinsiyetçi sevgisizlik işte bu, faşizmin bilinçaltlarındaki kolu.

Kargaşa

Kargaşa/kaos, felsefi anlamıyla kötülenebilecek bir kavram değildir. Yeni bir evrene gebedir kargaşa. Ama cinsiyetçiliğin bireyin beyaz örtülü düşmanca karanlığında yer alan kargaşa, her patlamada daha büyük patlamalara yol açıyor sanki. Bilinçaltları nasıl ve ne tür bir seçimler bütünüyle dolmuş ve kendine ne tür bir yol açmış olmalı ki bir bireyin içinde karanlığın aydınlık karmaşası beyaz örtülü düşmanca bir karanlıkla yer değiştirsin? Sanki o saflık, o masum yıldızlar hiç yokmuş, hiç var olmamışçasına bir kötücüllük.

Arkadaşlığı bu denli sığ denizlerde arayanlar, kendilerine iyi bir arkadaş bulabilir mi? Bu denli örtü üstüne örtüyle kapatılmış kurumuş bir denizde tüm hırçınlığıyla yüzmeye çalışan ve ısrarla denizi yadsıyan bir balık, bir türlü ölmeyen fakat çırpındıkça çırpınan suya düşman bir deniz canlısı gibi. Bu nasıl bir var oluş biçimi? Bu nasıl bir kendine düşmanlık?

Böylesi kötücük ve beyaz karanlıklarda kendini bulduğunu savlayan biri, herhangi birine gerçek bir arkadaş olabilir mi peki?

Kıvılcım

Yüreğindeki saf kıvılcımı duymayan bir kişi, içindeki alevi kumla bile değil, Türk kültüründe kutsal ve canlı kabul edilen suyla, içindeki denizle söndürmüş olan kişi, cama dönüşür zamanla; yüreğinden taşarak duygusuz, görmeyen, algıları kendi içine kapalı, dışarı kapalı kalabalık bir yalnızlığa.

İçinize düşen kıvılcıma, içinizdeki denize sıkı sarılık. O alev can yakmaz, o denizde boğulmazsınız. Koyverin, bırakın kendinizi içinizdeki arkadaşça masumluğa. Arkadaş, kendinden kaçmayandır her şeyden önce. Arkadaşlıkla!…

Atakan Balcı

Bu yazılar da ilginizi çekebilir

6 Yorum

  • Cevapla Beril Erem 18 Haziran 2019 at 23:23

    Sevgili Atakan, çok farklı duygularla okudum yazdıklarını. Farklı diyorum çünkü; bir tarafım herhangi bir kavram ile ilgili ortaya atılan genellemeleri reddeden bir tutum sergilese de, diğer bir yanım bu genellemelerde de haklılık payı olduğunu söylüyor.
     
    Elbette asla senin yazında bahsettiğin türde mesnetsiz genellemelerden bahsetmiyorum.
     
    Ama “arkadaş” kelimesinin bence cinsiyetçi bir gerçekliği de yok değil.
     
    Şöyle ki; iki cinsin fikir, bakış açısı, yaşam biçimi, fiziksel…vb. farklılıkları tam anlamıyla birbirlerine arka çıkmalarına, yarenlik etmelerini engelleyen bir tül duvar sanki. Arkadaşlığın sürdürülebilirliğini engelleyecek, bir yerde kesintiye uğratacak kati durumlar yani. Bilemiyorum, keşke dediğin gibi cinsiyetsiz sevgi daha anlaşılabilir, uygulamaları daha çok olan ve böylelikle de normalleşen, hayatın içinde doğal kabul edilen bir şey olsaydı.

    • Cevapla Atakan Balcı 21 Haziran 2019 at 10:41

      Genelleşmiş, kurallaşmış fakat aslında toplum ve aile dayatmasıyla yaşama girmiş olan “kadın” ve “erkek” kimliği dayatmaları var. Hemen m-hemen herkeste bu dayatmanın az ya da çok izleri var. Ve bu dayatma bu konuda çoğu kişiye engel oluşturuyor. Bireyin kendi özüne ulaşma ve kendini doğurma yolunda çarpacağı duvarlardan biri de bu.
      Teşekkür ederim.

  • Cevapla Didem Çelebi Özkan 19 Haziran 2019 at 00:38

    Benim hayatta hep çok yakın erkek arkadaşlarım oldu. Bunların en özeli de sitemizdeki köşelerden birini yazan canım arkadaşım Cem. 7 yaşından itibaren beraber büyüdük ve acı, tatlı birçok olayı omuz omuza birlikte atlattık. Yıllarca kimse anlayamadı bu dostluğu, kan bağı olmayan bir kadın ve erkeğin dost olabileceğine inanmak uçuk bir fikir gibi gözüktü birçok insana. Ama işte oluyor 🙃 Hem de çok güzel oluyor…
     
    Yazında sevgililerin de dost olması gerektiğini söylüyorsun gibi hissettim. Ki bence çok da haklısın. Birbirinin dostu olamayınca aşklar da uzun sürmüyor bence 😉

    • Cevapla Atakan Balcı 21 Haziran 2019 at 10:45

      Sevgili olmadan dost olunabilir tabii ki, dost olmadan da sevgili. Ancak sevgililerin zamanla ya da başından itibaren aynı zamanda dost olmaları, bir çok noktada yardımcı olacaktır ilişkiye. Cinsiyetten bağımsız olarak arkadaş olabilmeyi reddetmek ise, kendi doğasına yakın bir kişi için olanaksız. 🙂
       
      Duvarlar hepimizde var ama bazılarımız o duvarlara çarpıp kanayınca geri dönmüyor, çoğunluk sırtını dönse de gerçeğe.
       
      Sevgiyle!… 🙂

  • Cevapla Gökçe Çiçek Gönülaçar 19 Haziran 2019 at 11:22

    Sevgili Atakan;
    Çanakkale havasını solumuş biri olarak bakış açını çok beğendim. Bizim köyde (Çanakkale) böyledir çünkü. Ve ben en yakın arkadaşı ile evlenebilmiş bir kadın olduğum için, arkadaşlıklarında cinsiyetinin olmadığını evliliğinde dahi kanıtlamış biri olduğumu düşünüyorum.
     
    Babasının “‘Oğlum olsun’ ozlemini erkek gibi büyüterek giderdiği bir kız çocuk olarak da bir sürü yakın “erkek” arkadaşım oldugundan, o sığ sandığımız derin denizleri tanıyorum.
     
    Kalemine sağlık.
    Güzel bir yazı.
    Çanakkale’den sevgiler…

  • Cevapla Atakan Balcı 21 Haziran 2019 at 10:49

    Arkadaşla sevgili olmak yaygın bir tabudur, fakat seviyi duyuyorsanız içinizde, yavaş adımlarla ve karşılıklı adımlar atmanın kaçınılmazlığı da ortada. Çanakkale’nin özel ve özgün havasında dört yıl yaşamış biri olarak, bu etkinin de bende var olduğunu yadsıyamam doğrusu, bu konuda da. Sevgili olunca dostluk da sürüyorsa, sonsuz gök adına, en güzeli işte bu, değil mi? 🙂

  • Cevap Yaz