Aşk ve Farkındalık

Aşka Düşmek

20 Haziran 2019

Öykü: Aşka Düşmek | Yazar: Ateş KaradenizGri bulutların arasındaydım. Bir yerlerde güneş tüm yakıcılığını gururla sunuyordu. Bunu şakaklarımdaki nemden anlıyordum ancak gözle görünür en ufak bir ışık yoktu. Bir kuş kadar hafif ve uçmayı bilen bir böcekten daha kanatsızdım.

Küçücüktüm.

Etrafımı saran rüzgar gözlerimi açtığımdan beri alışık olmadığım bir duyguyla sarmalıyordu beni. Uçmaktan çok düşer gibi ve ruhuma odaklandığımdaysa süzülür gibiydim. Nasıl ve neden bu haldeydim? Bilmiyordum.

Kasvetli bulutlardan sıyrılırken, gökyüzünü neşeye boğan aydınlığa ulaşmıştım. Güneş akşam üstünü geceye bağlıyordu. Yeryüzünde ne zaman güneşin batışını izlesem hem bir mucizeye tanık olur hem de hüzünlenirdim. Ancak o an gökyüzünde bir yaprak kadar hafifken seyrettiğim manzara ruhuma yaşama sevinci üflüyordu. Kollarımı iki yanıma açtım. Bacaklarımsa benden bağımsız, dudaklarım rüzgar akışı yüzünden gönüllü bir suskunlukta anın tadını çıkartıyordu. Yeryüzüne her yaklaştığımda heyecandan kalbim çarpıyordu. Gözlerimi semadan ayırıp aşağı indirdim. Ağaçların yeşili, toprağın kahverengi bereketi ve çimler üzerinde gezinen bembeyaz kelebeklerin özgürlüğüyle sarhoş olmuştum. Pembe manolyaların, beyaz yaseminlerin ve portakal ağaçlarının muhteşem uyumu burnumun direğinde titriyordu. Öyle güzel bir notada kokuyorlardı ki sırf koklayarak bile cennetin varlığına inanabilirdim.

Böylesi bir mucizeye düşmek ne kadar kötü olabilirdi ki? Ben bu büyüde savrulurken, kulaklarım garip bir ses işitti. Boğuk, sert ve sürekliliği olan bir sesti. Görene kadar ne olduğunu tahmin edememiştim. Başımı soluma çevirdim. İlk bakışta ejderhayı anımsatan koskocaman bir kuş, uçarak yanıma gelmişti. Duyduğum ses kanatlarının rüzgara çarpma sesiydi ve düşmeme yetişmek için kanat çırpmayı kesmişti. Sarıdan turuncuya, kırmızıdan maviye çeşitlenen tüyleriyle ateşi anımsatıyordu. Rüzgar tüylerini uçuştururken, bilinci olan bir yangına benziyordu.

O Anka kuşuydu…

Sivri gagası kartalınki gibi sert bir havaya sahip olsa da gözleri cennet kuşu gibi yumuşacık bakıyordu. Dokunabileceğim kadar yaklaştı ve;

“Neden buradasın biliyor musun?” diye sordu. Benimse hiçbir fikrim yoktu.

Tek bildiğim; yıllardır aradığım bir huzurun içinde, cennete düşüyor oluşumdu. Sessizliğimden bilgisizliğimi anlamış olacak ki devam etti;

“Aşkın içindesin çocuk. Aşk her insana farklı görünür, farklı hissettirir. ‘Ona’ baktın, sana gülümsedi ve o anda senin düşmeye başladığını gördüm. Bu yaşadığın, aşka düşmek çocuğum. Herkese nasip olacak bir şey değildir ancak dikkatli olmalısın.”

Cümlesi bittiğinde hatırlamaya başlamıştım. En son bir sahilde hayatımın acısına kadehimi kaldırıyordum ve o, karşımda tüm acıların biteceğini müjdeler gibi gülümsüyordu. Sanki dünyada ondan başka kimse yoktu. Sonra yaşanılanlar ise hafızamda bütünüyle düşüyor oluşumdan ibaretti.

Sessizliğimi bozarak;

“Peki sen kimsin?” dedim.

Ben; ilk sarılışınızda gönlüne düşen ateşim.

“Aşktan öyle sarhoş oldun ki; ben seni canlı tutan yanınım. Daha doğrusu, hayata dönmen için ikinci bir şansım.”

“Niye? Ölüyor muyum ki?”

“Bedenin için soruyorsan, hayır. Ruhun içinse bir şey diyemem. Sona ulaştığında göreceksin.”

Korkmaya başlamıştım. Etrafımı saran o huzur, rahatsız edici bir hal almıştı.

“Peki. Bu ağaçlar, güzel kokular neyin nesi? Aşağıda görünen cennet değil mi?”

“Ah benim güzel çocuğum! Aşağıdaki görüntü, aşık olduğun insanı nasıl gördüğünle orantılı. Onunla ilgili değil yani. Sen sonunda yine sert zeminle karşılaşacaksın. Şimdi duygularına mantığı da eklemezsen sona vardığında ruhundan hayır bekleme. Bir daha aşkın yanına yaklaşamazsın.”

Tüm bu konuşmalardan anladığım; aşka düştüğüm kişiyle olmayacağını anlayan yanımla kavga etmek istiyor olmamdı. Duygularımı kontrol edemediğim için Anka’yla uzunca bir süre hiç konuşmadım. Aşağıya yaklaştığımda telaşlanmaya başlamıştım.

“Korkma” dedi sessizce.

Ama bu o kadar da kolay bir şey değildi. Bir yanım kendini kaybettiği için kalbime kızıyor, bir yanım böylesi bir aşka şahit olduğu için şanslı hissediyor, kuytuda gizlenen yanımsa acı çekmekten korkuyordu.

“Sona yaklaştığımız için cevap verecek olursam; sert düşeceksin. Bedenin sağlam kalacak ama ruhunu toparlamak biraz zaman alacak. Değişeceksin. Daha çok yazacaksın çünkü farkında olan kısmını yani “beni” susturmak için başka bir yol bulamayacaksın. Sustuğumu hissettiğinde önce iyileştim zannedeceksin. Sonrası daha ağır geçecek…”

Durdu ve önce aşağıya, sonra bana baktı. Yüzünü kaplayan kırmızı tüyler garip bir şekilde bir ayna görevi görüyordu. Ne kadar çöktüğümü o zaman anladım. Sanki gördüğüm ben değildim.

“Sona ulaştığımda sen ne olacaksın peki? Daha ağır derken?”

Korkudan sesim titriyordu.

“Zamana bıraktığın hayat sana yeni yollar çizerken; ne kadar istemesen de ben gönlünde yaşamaya devam edeceğim. Evet ağır olacak! Çünkü; zamanla içindeki ateş büyük bir yangına dönüşecek. Pişeceksin çocuğum. Öğreneceksin. Hem insanları hem kendini tanıyacaksın. Yüzleşmelerin hep art arda olacak. Öğrendikçe yanacaksın ama zamanla yanmadan öğrenemeyeceğini anlayacaksın.”

“Peki ne zaman söneceğim? Ne zaman bitecek bu?”

“Küllerinden doğana kadar çocuk. Unutma; sadece yaz. Hatta iyi hissettirecekse hayatını değiştiren bu anıya bir şiir bırak. Yıllar sonra dönüp baktığında, böyle güzel sevdiğin için kendinle gurur duyacaksın.”

Cümlesi biter bitmez. Sanki benzine kibrit atılmışçasına alev aldı ve kül bulutu halinde dağıldı. Benim içinse yolun sonuydu. Tüm hücrelerimde hissedebileceğim sertlikte yere çakıldım. Fark etmeden bir düşüşe aylar sığdırmıştım. Sonrası ise aynı anlattığı gibi oldu zaten.

Anladım ki; her aşık bir Anka kuşuydu ve aşka düşmek insanı büyütüyordu.

Yeniden doğmak için illa yanmak gerekiyor ve yakmayan aşksa duygudan sayılmıyordu. Yeni bir hikaye için bir öncekini tamamlamak gerekiyor ve böylesi bir hikaye için aklıma şiirden daha güzel bir son gelmiyordu.

“Seneler önce bir yaz akşamıydı
Saat gecenin kapısında, yarı sarhoş
Sen kumsalın sarısına gömmüştün ayaklarını
El ele tutuşuyordun kendinle
Saçlarını dağınık toplamıştın tepeden
Düzene meydan okuyan bir havan vardı
Işıkları söndürmüştün sonra kahkahanla
Gülüşündeki dinginliği duyan olmamıştı

Kısacık bir süre için zifiri olmuştu gece
Yıldızlar dokunabileceğimiz kadar yakın
Ve sen bir o kadar uzaktın.
Keşfedilmemiş duyguların kadını
Gizemli diyarların insanıydın.
Fark eden olmamıştı
Bir ara neşeni bırakıp da kaçtın.
Bir yanın bahar bahçesiydi
Bir yanın buz dumanı…”

Ateş Karadeniz

Bu yazılar da ilginizi çekebilir

6 Yorum

  • Cevapla Mavi Ahıskalı 20 Haziran 2019 at 18:32

    Şahane bir yazı ve şiir çok tebrik ediyorum sizi.

    • Cevapla Ateş Karadeniz 20 Haziran 2019 at 19:55

      Beğenmenize çok sevindim. Teşekkür ederim 🙂

  • Cevapla Atakan Balcı 21 Haziran 2019 at 10:52

    Öldüm ve yeniden doğdum. Teşekkürler!…

    • Cevapla Ateş Karadeniz 24 Haziran 2019 at 14:22

      Bu güzel yorumunuz için ben teşekkür ederim.

  • Cevapla Zeynep Mete 23 Haziran 2019 at 16:57

    Muhteşem…

    • Cevapla Ateş Karadeniz 24 Haziran 2019 at 14:22

      Çok teşekkür ederim 🙂

    Cevap Yaz