Bilim

Atatürk ve Bilim

5 Haziran 2019

Yazı: Atatürk ve Bilim | Yazan: Çiğdem Mertoğlu

Merhaba sevgili Sen ve Ben okurları, güzel bir bayram sabahından herkese günaydın. Bayramda da sizlerle birlikte olmak çok güzel bir duygu. Bu hafta sizlere Atatürk ve onun bilime yapmış olduğu katkılardan bahsedeceğim. Atatürk için bilim neydi, onun hayatında bilim neredeydi, hangi bilimsel çalışmaları yaptı bu soruların cevapları üzerinden sohbet edeceğiz.

“Hayatta En Hakiki Mürşit ilimdir.”

Atatürk’ün bu sözü aslında bilimle alakalı her şeyi özetlemektedir. Atatürk’e göre çağdaş medeniyetler seviyesine gelebilmemiz için kendimize bilimi kılavuz olarak seçmeliyiz. Bilimsel çalışmaları takip etmeliyiz, bilim yapmalıyız, bilime değer vermeliyiz.

Peki neden bilimle ilgilenmek bu kadar önemli?

Çünkü bilim yapan ülkeler üreten ülkelerdir. Üreten ülke ise dışarıdan ürün ithal etmeyen ülkedir. Yani dışarıya bağımlı olmayan, siyasi platformda güçlü, kendi kendine yeten ülkedir. Ülkemiz çoğu şeyi artık dışarıdan ithal etmektedir. Bu durum bağımsızlığımızı tehdit etmektedir. Bugünkü döviz kurlarını da dikkate alırsak ithal ürünler neredeyse gerçek fiyatının 10 katı daha fazla değerle ülkemize mal olmaktadır. Bu da insanımızın alım gücünü etkilemektedir.

Aslında en önemli mesele bağımsızlık meselesidir.

Mesela 2015 yılında Rusya ile yaşadığımız uçak kazası olayında Rusya bizi kışın ortasında doğal gazı kapatacağım diye tehdit etmişti. Kendi enerjimizi üretemediğimiz için enerjide dışarıya bağımlı bir ülkeyiz. Bu da bağımsızlığımızı olumsuz bir şekilde etkilemektedir. Rusya’ya olan bu bağımlılığımız onun ülkemizde söz hakkı olmasına neden olmaktadır. Rusya bu kozunu turizm ve tarım sektöründeki alışverişlerinde kendine özel fiyatlar belirleyerek kullanmaktadır.

Atatürk’ün devraldığı Türkiye’de bilim…

Atatürk Cumhuriyeti kurduğu zaman ülke her alanda bitmiş bir vaziyetteydi. Osmanlı zamanında bilimle uğraşanlar büyücülükle suçlandı, bilim lanetlendi, bilim adamları lanetlendi. Osmanlı’nın düşüşe geçtiği an bu andı. İşte Osmanlı’nın bilimle olan bu savaşı onun sonunu hazırladı. Celal Şengör’ün ‘Dahi Diktatör’ adlı kitabında Ahmet Haşim’in mektubu 1919 Türkiye’sinin durumunu çok açık bir şekilde ortaya koymaktadır.

O mektuptan bazı satırlar…

“Ankara’da Almanya İmparatoru’nun Anadolu hastalıklarını incelemek üzere gönderdiği bir tıp heyetinin bazı büyük rütbeli üyeleriyle görüştüm … Anlamışlar ki; Anadolu Türkleri’nin karınları kurtlarla yüklü ve kanları bu kurtların salgıladığı parazitlerle dolu bulunuyor. Cinsi, yakın bir yok olma ile tehdit eden bu halin sebebi nedir bilir misin? Beslenme eksikliği. Her ne kadar garip görünse de Anadolu Türkleri henüz ekmek yapımından bile habersizdirler. Yedikleri mayasız bir yufkadır ki; ne olduğunu yiyenlerin midesine bir sormalı! … İstisnasız nakil vasıtaları olan kağnı hiç şüphe yok ki taş devri keşiflerinden ve âletlerindendir. Kağnı bir araba değil, fakat hayvana yapışıp … onun kanını ve canını emen bir canavardır! …

Evlerine gelince, onlar da öyle. Duvarlar yontulmamış alelâde taşların, çalı çırpının, leylek yuvasında olduğu gibi gelişigüzel dizilmesinden hasıl olmuştur. Anadolu külliyen temizlikten mahrumdur. Sakallı Celâl’in dediği gibi, en nefis icatları olan yoğurt bile pislik mahsûlünden başka birşey değildir. …Anadolu baştan başa frengilidir. Anadoluluların güzelliği de bozulmuştur. Bir köy, bir kasaba veya bir şehrin kalabalığına bakılsa, topluca o kadar topal ve topalların o kadar muhtelif çeşidi görülür ki insan kendini eşyanın şeklini bozan dışbükey bir camla etrafa bakıyorum sanır”

Evet bu mektup o dönemin vaziyetini gözler önüne açıkça sermektedir. Fakat Atatürk bu haldeki Türkiye’yi 15 yıl içerisinde çok iyi bir duruma getirdi. 600’e yakın fabrika kurdu, Türk Dil ve Tarih Kurumları, İstanbul Üniversitesi, Yüksek Mühendis Mektebi, Yüksek Ziraat Enstitüsü, yer altı kaynaklarını araştırmak için Maden Tetkik ve Arama Enstitüsü ‘nü kurdu. Bilime ve fenne hep değer verdi. ‘Geometri’ adlı bir kitabında çember, açı, üçgen, dörtgen, beşgen, köşegen, eşkenar, ikizkenar, paralelkenar, artı, eksi, bölü, eşit, toplam, gibi terimler ilk defa Atatürk tarafından türetilmiştir. Savaş sırasında bile hep notlar aldı. Savaş bittiği zaman yaptığı ilk şey ülkeyi bilim ve bilimsel düşünce temelinde inşa etmek oldu.

Bu amacını şu sözlerle dile getirdi:

“Bu millet ve memleket ilme ve irfana çok muhtaç; eğitim ve öğretim görmek için, ilim ve fen almak için Avrupa’ya Amerika’ya ve her tarafa çocuklarımızı göndermeye mecburuz. İlim ve fen ve ihtisas nerede varsa, sanat nerede varsa gidip öğrenmeye mecburuz. Çok çalışmaya mecburuz. Çalışmak demek ise boşuna yorulmak terlemek değildir. Zamanın gereklerine göre bilim ve teknik ve her türlü medeni buluşlardan azami derecede yararlanmak zorunludur.”

Ülkeyi hep kalkındırmak için çalıştı. Avrupa ve Amerika’ya oradaki yenilikleri öğrensin, takip etsin diye öğrenci gönderdi. Yeni Türk Harflerinin kabulü ile okuma-yazma bilen sayısı arttı. Atatürk bilgiye, bilime çok önem verdi. Kurtuluşun ancak bilimle, çalışmakla olacağının farkındaydı.

Toplumu gerçek amacına, gerçek mutluluğuna ulaştırmak için iki orduya gerek vardır. Biri vatanın hayatını kurtaran asker ordusu, diğeri ulusun geleceğini yoğuran bilim ordusudur. Bu ordulardan her ikisi de aynı derece gerekli, kıymetlidir, her ikisi de hayatidir. Ancak bilim ordusunun kıymet ve kutsallığını anlatmak için şunu söyleyeyim ki; bilim ordusu, ölen ve öldüren birinci orduya, niçin ölüp, niçin öldürdüğünü öğreten ordudur.

Atatürk hep çok çalışır, çok okurdu.

Savaş zamanlarında bile yanında hep kitapları vardı.O, Türkiye’nin gelişimi ve kalkınması, güçlü bir Türkiye olması için planlarını savaştayken yapmıştı. Öyle de oldu. Savaş bitti ama her şey yeni başlamıştı onun ve Türkiye için. Savaştan çıkan Türkiye reform üzerine reform yaptı. Kendi arabasını ve kendi uçağını üretebilecek bir konuma geldi. Atatürk’le birlikte Türkiye yaklaşık 20-30 yıl hep ileriye yönelik çalıştı.

Atatürk yeni Türkiye’yi bize miras bıraktı. Vatanımız yurdumuz olan ülkemizi biz de onun gibi geliştirmek güçlü bir konuma getirmek için çok çalışmalı ve pozitif bilimlere önem vermeliyiz. Herkes bilimle uğraşmak zorunda değil elbette. Fakat herkes bilimin öneminin bilincinde olur, yapabildiği kadar bilime katkıda bulunursa ülkemizi daha ileri seviyeye taşırız. Bir tane ülkemiz var. Türkiye Cumhuriyeti bizim tek vatanımız, tek toprağımız, tek evimizdir.

Atatürk’ün şu sözüyle yazımı bitiriyor herkese hayırlı ve güzel bir bayram diliyorum:

“Benim naçiz vücudum, bir gün elbet toprak olacaktır. Fakat Türkiye Cumhuriyeti, ilelebet payidar kalacaktır.”
 
Mustafa Kemal Atatürk
..

💖

Çiğdem Mertoğlu

Bu yazılar da ilginizi çekebilir

4 Yorum

  • Cevapla Atakan Balcı 5 Haziran 2019 at 12:49

    Ulu Önder’in yolu bilim ve sanatın yoludur. Bilime ve sanata değer vermeyen uluslar ya köle olur ya da yok olur. Bizler ise bunu, Ulu Önder yoluyla öğrendik, o bizim rehberimiz.
     
    Teşekkürler

    • Cevapla Çiğdem Mertoğlu 18 Haziran 2019 at 21:54

      Rica ederim Atakan Bey. Yorumunuz için ben teşekkür ederim…

  • Cevapla Emir Efe 6 Haziran 2019 at 03:42

    Ben 902’den Emir Efe, belki tanırsınız hocam. Şu anda dış ülkelere bağlılığımızın sebebi üretici olan fabrikalarin yurtdışına satılması ve o fabrikalarda bizim Türk vatandaşlarını yönetmesi.
     
    Yazınızı oldukça beğendim. Mustafa Kemal ATATÜRK ün yazınızda olması da ayrı ilgimi çekti. Ellerinize sağlık…

    • Cevapla Çiğdem Mertoğlu 18 Haziran 2019 at 21:59

      Tabi ki seni tanıdım Efe’cim. Çok önemli bir konudan bahsetmişsin teşekkür ederim. Yorumun için ayrıca teşşekkür ediyorum. Hayatında başarılar diliyorum canım.

    Cevap Yaz

    Girne Antik Liman
    Girne Antik Liman
    Öykü: Umarım Bu Gece Öldürülmem | Yazan: Didem Çelebi Özkan