Martan'ın Sepeti

Doktor

22 Haziran 2019

Öykü: Doktor | Yazar: Zeynep MeteŞimdi uzun beyaz bir koridordayız. Hâlâ doktorla beraberim. Koridor boyunca ilerliyoruz. Birine seslendi, konuşuyorlar;

“Biliyorum gecikti, affet” dedi ve beni diğerleriyle birlikte, muhtemel seslendiği kişiye teslim etti.

“Önemli değil, daha da gecikebilir.”

“Hayır, anlayışın için teşekkürler, bir dahaki sefere kadar yüzümüz olsun istemeye.”

Diğer adamın göğsündeyim artık, kalbinin atışını duyabiliyorum. Sakin ve ritmik. Bir odaya girdik, bir kız var bizi bekleyen, düşünüyor ve ben duyuyorum.

Söz sırası onda, dinliyorum…

Bugün saçlarımı üç numaraya vurdular. Artık koparacak ne kirpiğim, ne kaşım, ne de saçım kaldı. Halbuki onlar olmadan seni düşünemem. Şaşırdın mı? Şaşırdığında kaşlarının aldığı o komik durum hâlâ aklımda. Şaşırma! Uyuyarak kaybettiğim zamanda seni düşünemiyorum. O yüzden işte, uyumamak için yoluyordum kendimi. Uyumamak için tel tel kopuyorum. Evet, doğru bu. Önce kirpiklerimle başladım, sonra kaşlarım. Sıra saçlarıma geldiğinde ancak anladılar yavaş yavaş yok olan tüylerin nedenini. İki gün önce çağırdı beni doktor, güya konuştu benimle… Eğer böyle yaparsam külahları değişirmişiz.

“Tüylerini katletmek yerine onu her düşündüğünde bir resim çiz” dedi. Kağıt ve kalemler verecekmiş. Hem de ne zaman istersem. Hatta atölyeyi gece bile açık tutabilirmiş.

“Üzgünüm ama ben resim çizmeyi bilmem” dedim. Döndü ve “Yüreğini her seferinde nasıl çizip kanatıyorsan öyle çiz!” diye karşılık verdi. Sustum. Üzülmesin diye. Zaten bir sürüyüz biz burada, bir de bana mı üzülsün. Böylece dün ilk resmimi yaptım işte. Kağıdın tam ortasına bir kare çizdim. Öğleden sonra beni çağırdı. “Bu nedir?” diye sordu. Resim dedim.

“Onu biliyorum ne anlatıyor anlat lütfen.”

“Bu tutkunun resmi,” dedim. Öylece baktı yüzüme, belli ki bir şeyler daha anlatmam gerekiyor. Beni hiç üzmedi bu doktor, kıyamıyorum ona, anlatacağım…

“Burada dört çizgi var; birinci çizgi duygular, ikincisi devamlılık, üçüncüsü ilerlemek için çizdiğin yol, dördüncüsü tutsaklık… İnsanların; sürekli duygularla yöneldiği işler, nesneler, kişiler ve olaylar ilerlemelerini sağlar. Buraya kadar sorun yok biliyorum, hatta eğer bu üç kavram olmasaydı belki yaşam da olmazdı ama işte son çizgi sınırlıyorsa diğer bütün şeylerle senin aranı ve sen bu dört çizginin ortasındaysan, tutkunun esirisin demektir. O yüzden dördüncü çizgi tutsaklık, o çizgiyi çektiğin an kapı kapanıyor. Ben tam bu dört çizginin ortasında tutsağım…

“Ama seni göremedim,” diye mırıldandı.

“Elbette göremezsiniz, çünkü kayboldum doktor, kayboldum.”

Biraz düşündü(k) sonra sakin bir sesle;

“Bugünlük bu kadar yeter, hadi bakalım yarına bir resim daha istiyorum,” diyerek beni sepetledi. Ertesi gün dümdüz tek bir çizgi çekip üzerine sığdırabildiğim kadar peşpeşe soru işareti koydum ve doktorun odası önünde beklemeye başladım. Nihayet sıra bana geldiğinde tam karşısındaki koltuğa kuruldum ve aramızdaki küçük sehpaya resmimi bırakıverdim. Yüzüme baktı yine ve sordu;

“Peki! Bu nedir?”

Güldüm ve cevap verdim, üzülmesini istemiyorum;

“Bu çok sevilenlerin duası, soru işaretleri bilmediğim sözcükleri simgeliyor.”

Arkasına yaslandı; “Yani, inanç sahibisin… Yarın son bir resim daha çiz, sonra konuşacağız. İyi geceler ilaçlarını almayı unutma.”

Evet şimdi üzerinde kocaman bir “A” bulunan kağıtla karşısındayım. Başını kaldırıp nihayet baktı yüzüme.

Artık ben anlatacağım size bundan sonrasını.

Kız odada, selâmlaştılar. Kızın elinde bir kağıt var. Ben doktor unuttuğu için hala göğüs cebindeyim, kalbinin üzerinde. Sakin ve heyecansız çarpmakta kalbi. Doktorun “Bu nedir?” diye sormasına gerek kalmadan kız, anlatmaya başladı;

“Bu, ‘Aile’ doktor. Soldaki ve sağdaki çizgiler anne ve baba. Ortadaki çizgi çocuk. Anne, baba ayrılırsa şayet bu birlikten, çocuk satıra düşer ve hep ayrılığı gösterir. Rakamları düşün doktor, hani birbirinin ardı sıra yazılan ve karışmasın diye aralarına çizgi konulan rakamları. Satır sonuna sığmayan kelimeleri düşün. Matematikte bile çıkarma işareti olarak kullanılmıyor mu bu çizgi? Yani ayırmak için kullanmaz mıyız o çizgiyi, o ayrılık çizgisi değil mi? Sahi sana ayrılığı anımsatmıyor mu? Neydi o çizginin adı?”

Dalgın dalgın tırnaklarına bakarak; “Bazen beni hayrete düşürüyorsun. Sözcüklerle böyle oynamamalısın. Bir kere o satıra sığmayanı ayıran çizginin adı “Birleştirme çizgisi” ayırma değil. İkincisi; nereden baktığına dikkat etmeli ve kuyunun dibi yerine kuyunun ağzından da bakmayı öğrenmelisin. Hüzün her zaman sadık bir dost değildir. Hüznü artık rahat bırak, bırak biraz da başkalarının arkadaşı olsun.

Kız cevap vermeye hazırlanıyordu fakat, doktor onu durdurdu.

“Aylardır burdasın, neden? Neden kendine bunu yapıyorsun?”

Sustu sonra, ne kadar bilmiyorum.

“Uzun sessizlikler düşüncenin anahtarıdır derdi babam,” diye içinden geçirdi kız. Nihayet yeniden anlatmaya başladı;

“Burdayım çünkü kayboldum. Burada yeterince kalırsam yolumu anımsayacağımı düşünüyorum,” dedi.

“Peki, neden kendine zarar veriyorsun? Kendine zarar vererek yol bulunur mu?”

“Bana hep başkaları zarar verdi, artık buna izin vermiyorum. Eğer bir zaman acı çekmem gerekiyorsa, ben kendi canımı acıtabilirim, öyle değil mi doktor?”

Doktorun gökgürültüsünü andıran kahkahası, odanın her yerini doldurdu.

Bu bir kahkahaydı evet ama, sinirlenmiş ve huzursuz olmuş gibi geldi bana.

“Yok! O üzülmemeli, yok… Olmaz!” diye içinden geçirdi genç kız.

“Peki ama ne zaman bitecek bu ‘bir zaman’ acı çekme?”

“Esaretim bittiğinde,” diye yanıtladı kız.

“Bu mümkün görünüyor mu ya da ne zaman?” diye yineledi doktor.

“Belki de” dedi, “Ben tutkunun yalnızca aşk için olmadığını öğrendiğimde. Her şeyi biliyorum doktor fakat yapamıyorum, kurtulamıyorum.”

O zaman ayağa kalktı doktor, pantolonunun iki paçasını da iki eli yardımıyla dizine kadar sıvadı. Gülmemek için kendimi zor tuttum, doktor pazen bir içlik giymişti. Kız tam bir şeyler söylemek için hazırlanıyordu ki iki paçayı da aniden yukarı çekti… Aman tanrım! Bacaklarının yerinde daha önce hiç görmediğim metal aksamlar duruyordu… Aman Tanrım… Demek kaza geçirdi diye düşünüyordum ki düşüncelerimi bozan sesi odanı duvarlarında patladı.

“Tutku hayata tutunmaktır belki de. Ha, ne dersin? Biliyor musun doğduğum günden beri yoklar,” dedi… Sonra kızın sonuna kadar açılmış ağzını kapatmasına fırsat vermeden devam etti; “Yaşam bir armağandır. Öyle ya da böyle. Asıl başarmamız gereken armağanın kıymetini bilerek yaşatmaktır. Bunun için; hedef gerekli, sabır gerekli, inanç gerekli elbette kendin için ve empati gerekli, başkaları için. Bize bak! Dünya’yı ve Evreni düşündüğünde ne kadar zayıfız ama yok olmadık değil mi? Hastalıklara, kuraklığa, vahşi yaşama, ilkelliğe, bilgisizliğe rağmen değişerek geliştik ve ayakta kalmayı başardık. Tutku budur. Tutku insanı, doğayı anlamak ve dostça yaşamaktır. Tutku anlaşmak değil anlamaktır. Tutku anlatmak değil, dinlemektir. Anlayıp dinlemeden gitmeyelim bu dünyadan. Yalnızca sınırları çizilmiş bir kavram değildir tutku, sınırsızdır ve asla tek bir hedefe indirgenemez. Madem ki geldik payımıza düşeni heybemizde taşımayı öğrenelim, ne dersin?”

“Düşüneceğim,” diyerek kaçarcasına odayı terk etmek üzere ayağa kalktı kız. Doktor kızı durdurdu ve eline kağıt bir banknot verdi.

“Aaaa unutmadan; düşünürken boş durma, ikimize iki soda kap da gel.. Yanına da bir iki kurabiye al, kutlama yapalım, unuttuğum bir alacak geri geldi.”

Eh artık genç, güzel; tutkunun yalnızca aşk bölümüne aşina çılgın bir hanımın ellerindeyim. Hatırladınız beni değil mi?

-.-

Zeynep Mete

Bu yazılar da ilginizi çekebilir

4 Yorum

  • Cevapla Gökçe Çiçek Gönülaçar 22 Haziran 2019 at 13:05

    Kelimelerle bu kadar oynama demiş ya hani doktor. Bence hep oynamalısınız enfesti!!
     
    Sevgiler…

  • Cevapla Zeynep Mete 22 Haziran 2019 at 17:16

    Sayın Gönülaçar;
    Adınız ve soyadınız gibi güzel bir lisanınız var. Eminim yüreğiniz de güzeldir. Çok teşekkür ediyorum sözcükleriniz için. Biliyor musunuz, sözcüklerin hakkı vardır. İşte o yüzden artık sol yanımda size de bir yer var.
     
    Sevgilerimle

  • Cevapla Didem Çelebi Özkan 23 Haziran 2019 at 18:25

    Öykü dizisi şeklinde yayınladığın hikayelerini, bir zamanların “Arkası Yarın” radyo tiyatrosunun verdiği heyacanla bekliyorum Zeynepcim. Gene inanılmaz güzeldi ve bir sonraki için merak içinde bıraktı.
     
    Kalemine, yüreğine, hayal gücüne sağlık 🙏🏻

  • Cevapla Zeynep Mete 23 Haziran 2019 at 20:58

    Sevgili Editörüm;
     
    Eduardo Galeano; bir kitabında uygarlığın teşhisi bölümünde; “Şu uygar insanlar ne tuhaf! Hepsinin kollarında saatleri var, ama hiçbirinin zamanı yok,” diyor. İşte biz öykü yazanlar bu zaman bulunsun da herkes hem kendine hem de etrafındaki diğer güzelliklere bakabilsin diye kol saatlerini çalan düş hırsızlarıyız…
     
    Sevgilerimle…

  • Cevap Yaz