Kırmızı

Gönder Gitsin

12 Haziran 2019

* Yazıyı yazarının sesinden dinlemek için alttaki ses dosyasını tıklayabilirsiniz.

*Yazarın Notu: Bu yazıyı, Arnalds – TREE dinleyerek okumanız tavsiye olunur. YouTube linki için tıklayabilirsiniz.

Yazı: Gönder Gitsin | Yazan: Nurdan Yılmaztürk

Bahar temizliğim henüz bitmiş. İklimim değişmiş. Mevsimim yaz olmuş. 2 dal kiraz küpe, kırmızı kırmızı kulaklarımı süslemekte. Yapmam gereken son birkaç hamle kaldı en güzel bayramlıklarımı giymeme.

Artık iyice öğrendim; herkes haklı bu hayatta. Kim bilir, belki de bu en geçerli kendini ikna yöntemidir sağlam durabilmek için ayakta. Lakin kimseye yettiğini de görmedim böyle 1 gerekçenin sağlıkla ilerleyebilmek için yolculukta.

İnsanlar eşyalar gibi değildir. Tasarımları 1 lüzum üzerine gerçekleşmemektedir. Varoluş nedenleri, kullanım alanlarına göre belirlenmemektedir. Bundan sebeptir ki; hayatlarımıza gelişleri, girişleri, yerleşişleri, yer teşkil edişleri; salona koltuk takımı seçmekten daha farklı ve önemlidir. Değerleri ise, zaman içinde belirlenmektedir.

Hayatımı duvardan duvara kaplayan insan kütüphanemin önünde durdum. İnsan kütüphanesi. Bu tabiri, hayat kahramanlarımdan biriyle, yolumu kaybettiğim 1 dönemde bulmuştum. Ne zamandır, kuru 1 bezle kütüphanenin sadece görünen yerlerinin tozunu alıyordum. Ve bunu sadece vakit kazanmak için cesaretsizliğimden yaptığımı da çok iyi biliyordum. Birden, içimden 1 ses, “Gönder gitsin!” diye bağırdı var gücüyle, korkumu bastırmak istercesine. İrkildim 1 anda. 1 daha duydum aynı cümleyi, bu defa karnıma 1 yumruk yemişçesine, “Gönder gitsin!” Kusacak gibi oldum. “Kimi?” diye sordum usulca. Avuç içlerimin terinden ıslanan toz beziyle gözlerime yerleşen korkuyu silmek istedim evvela. Kuruyan boğazım ve 1 yay gibi çekilmiş diş etlerim, sorumu yinelerken kendi sesimi tanımama müsaade etmedi.

“Kimi göndereyim?”

Ses kulaklarımı yırtacak kadar yüksekti bu defa. Biraz da kızgındı galiba. Hızla başladı sıralamaya.

İçini sıkanı. Ruhunu yoranı. Kalbini kıranı. Zihnini bulandıranı. Aklınla oynayanı. Dengeni bozanı. Oyunbozanı. Huzurunu kaçıranı. Vurdumduymayanı. Aramayanı. Sormayanı. Senden sürekli alanı. Sana hiçbir şey katmayanı. Derdine üzülmeyeni. Mutluluğuna sevinmeyeni. Kendi mutluluğuna seni ortak etmeyeni. Hakkını yiyeni. Hakkını teslim etmeyeni.

Görüşmek istediğin 1 dosttan ziyade, randevu almaya çalıştığın 1 müşteri gibi peşinde koşturanı. “1 zamanlar sen ve ben..” diye cümleye başlayıp sana zaman ayırmayanı. “Ama biz çocukluk arkadaşıyız seninle..” derken, çocukluktan yetişkinliğe geçiş aralığındaki 20 küsur yıllık boşluğu doldurmayanı. Graham Bell’ i bile icad ettiğine pişman ettiren o telefona yanıt vermeyeni. İşi düştüğünde telefon numaranı ilk sıraya kaydedip, düşmediğinde kaybedeni. Kendini 1 araba, seni de 1 stepne zannedeni. 1 kahve içimine seni sıkıştırıp, kendi varlığını sana dilenci mendiline bırakılmış 1 sadaka gibi sunanı. Her yaptığını, her fırsatta başına kakanı.

Durduk yerde kavga çıkaranı. Uzattıkça uzatanı. Sen sustukça daha çok konuşanı. Susmanın ne değerli 1 cevher olduğunu anlamayanı. Seni kıymet bilmez kara koyun, kendini sütten çıkmış ak kaşık yerine koyanı. Gelene geçene, bilene bilmeyene bunu ağız dolusu anlatanı. Kötü gününde yanında olmayanı, iyi gününde seni alkışlamayanı. Yaşamın yağmurlarında seninle ıslanmayanı, sana gökkuşağının renklerini hatırlatmayanı. Her daim kendi siyah bulutuyla gezeni, her iyiliğin içinden illaki 1 kötülük çıkartmayı deneyeni. Düşme diye sımsıkı tutmayanı, düştüğünde kaldırmayanı. “hep ben, hep ben, ama ben, ama bana, hep bana, hep bana..” diye diye taleplerini ve serzenişlerini mütemadiyen sıralayanı.

“Gönder gitsin.”

Çünkü sen çok değerlisin.

Hiç kimseyle beraber gelmedin bu dünyaya ve bu dünyadan hiç kimseyle beraber gitmeyeceksin.

Boşalt insan kütüphanenin o raflarındakileri hemen şimdi. Haber vermen dahi gerekmez hiçbirine. Vedalaş kendi içinde, “ihtiyacım yok benim sizin gibilere..” demek suretiyle.

Bilir misin ki bu en güzel helalleşme, özsaygın ve benliğinle.

Giy şimdi bayramlıklarını üzerine ve şu cümleyi fısılda kalbine;

“Ben çok değerliyim. Ben çoooook değerliyim. Bu değeri yalnız ben belirlerim. Ve hayat denen yolculuğumda bana, sadece bu değeri bilenlerin eşlik etmesine izin veririm..”

Nurdan Yılmaztürk

Bu yazılar da ilginizi çekebilir

4 Yorum

  • Cevapla Mustafa kara 12 Haziran 2019 at 22:44

    Güzel yazı yürekten dökülen sözler kendi değerini bilene bir yol haritası olmuş 👏🏻👏🏻👏🏻👏🏻

  • Cevapla Yeliz Scheuermann 13 Haziran 2019 at 01:41

    Yine muhteşem, yine muhteşem, yine muhteşem… Ne kadar haklısın!

  • Cevapla Atakan Balcı 13 Haziran 2019 at 17:26

    Değerli öğütler, önemli bir çıkarım içeriyor bana göre. Teşekkürler

  • Cevapla Didem Çelebi Özkan 14 Haziran 2019 at 13:54

    Her satırının altına imzamı atıyorum 😉
     
    Her adımda ağırlaşan yüklere dönüşüyorsa ilişkiler, usulca yere bırakmalı ve hafifleyip, sırtında değil de yanında yürüyenlerle yola devam etmeli diye düşünüyorum.
     
    Kırmadan, kırılmadan, birlikte büyüyerek gelişen dostluklara…

  • Cevap Yaz