Yıldız Tozu

Hayat Ağacı

10 Haziran 2019

Öykü: Hayat Ağacı | Yazar: Sıla Malik

Küçük gözleri umutla parıldadı yine. Her geldiğimde aynı şeyi yapıyordu. Umutları azalsa da günden güne, hiç bitmiyordu. Dipsiz bir kuyudan su çekmekti umut onun için. Saçları, gözleri, o biçimli burnu ve dudakları. Her şeye inat hâlâ aynılardı. Yenilmemeye and içmiş gibi.

Her sabah olduğundan daha iyi uyandı bugün Hayat. İsmi gibiydi o. Hayat doluydu. Gülümsemesi çiçekler saçtı etrafa. Önce hafif kıstı koca gözlerini. Bir şey isteyecekti belli. Sonra olabildiğince ayırdı göz kapaklarını birbirinden. Ellerini çenesinin altında birleştirdi. O kadar tatlıydı ki o hali. Hayır demek mümkün değildi.

“Bugünlük tüm gün dışarıda vakit geçirsek olmaz mı?”

İsteği imkansız değildi elbet ama sakıncalıydı. İlaçları vardı alması gereken. Ya fenalaşırsa bir de. Bütün bunları tek tek düşünüyordum ama onun o beklenti dolu bakışlarına “Hayır” diyebilmek imkansızdı.

“Tamam, gidelim bakalım.”

Düşündüklerimle söylediklerim ters düşse de sevincini gördükten sonra doğru bir karar verdiğimi anladım. Tedbirlerimi sıkı tutarak giydirdim onu. Hava sonbaharda olmamıza rağmen güneşli ve sıcaktı. Hayat çok severdi güneşli günü. Şansı yine yanındaydı.

İlk olarak sahile gitmek istediğini söyledi.

Gülümsedim. Küçüklüğünden beri su kuşu gibiydi. Her fırsatta gitmek istediği ilk yerdi orası. Nedenini hiçbir zaman anlatmadı. Sadece gülümsedi.

Arabaya bindiğimiz gibi radyoyu açtım. Hayat araba yolculuklarında müzik dinlemeyi öyle çok severdi ki. İlk konuşmasında bile şarkı söylemeye çabalamış, ortaya çok tatlı bir konuşma çıkmıştı.

Yolculuklar için hazırladığımız cd’yi taktım bu sefer. İlk parçamız çıktı. Bağıra bağıra hem şarkıyı söylüyor hem de dans ediyordu kendince. Mutluydu ve bu anı ben hiçbir şeye değişmezdim. Sahile geldiğimizde arabadan indiği gibi koşarak uzaklaştı. Endişe vücudumu sararken bağırdım arkasından.

“Dikkat et Hayat, düşeceksin şimdi.”

Bana elini sallamakla yetiniyor. Gidip bir banka oturdu sevinçle. Hızlı adımlarla ilerledim yanına. Beni görüp kenara çekildi. Oturunca da dizlerime başını koyarak uzandı.

“Yoruldun mu?” diye sordum. O ise gökyüzünde kaybolmuş gibi hayran gözlerle bakınıyordu. Ellerini havaya kaldırarak bir kaç şekil çizdi. Sonra da kıkırdayarak bana döndü.

“Bak artık gökyüzü beni hep hatırlayacak. Bana söz verdi. Eğer unutursa mavisi solacakmış. O kadar seviyor beni değil mi?”

O böyleydi işte. O küçücük aklından neler neler geçerdi. Bilmeden bazı şeyleri ölümsüz kılardı kendi için. Mutlu olmak için başkalarına ihtiyaç duymazdı da zaten.

“Tabii seviyor seni. Ona en güzel bakan sensin hem. Senin sevdiğin kadar seviyor seni o. Eminim buna.”

Keyiflendi yine.

Bir süre daha bir şeyler çizmeye devam etti. Ara sıra konuştu da. Sözler verdi. Masallar anlattı. Güldü. Kendi hayali arkadaşlarıyla oynadı. Biraz zaman sonra aklıma gelen fikirle ona dönüyorum.

“Hayat, lunaparka gitmek ister misin?”

Heyecanla doğruldu. Yerinden kalkarak zıplamaya başladı. Bir yandan da “Evet” diye şakıyordu.

Elinden tuttuğum gibi lunaparka geldik onunla. Büyülenmiş gibi etrafını izledi bir süre. Sonra heyecanla karışık dönme dolaba çekiyor beni. İlk başta dönme dolap, daha sonra da bütün oyuncaklar. Deliler gibi eğleniyor tüm gün. Bir tek hastaneye dönerken hüzünleniyor, ne olduğunu merak ediyorum.

“Hani şu parkta sürekli bisiklete binip, kahkaha atan çocukları gördüm ya ben de bisiklete binmek istedim. Ama biliyorum bana yasak. Çünkü benim bacaklarım güçsüz, çünkü bedenim hasta. Keşke, keşke ben hasta olmasaydım…”

Cümlesini bitirdikten sonra ağlaması içimi parçalıyor. Koca gözlerindeki yaşlar kalbimi cayır cayır yakıyor adeta. Hastaneye varamadan uyuyakalıyor. Yavaşça durduruyorum arabayı. Narin bir melek tutuyor gibi kucaklıyorum onu. Odasının kapısına geldiğimde sessizce tıklatıyorum masmavi kapıyı. Özel hemşire açıyor hemen. Hayat’ı yatırıp çıkıyorum oradan. Boğazımdaki düğüme bir düğüm daha ekleyerek evimin yolunu tutuyorum.

Sabah erkenden kalkarak bir bisikletçiye gidiyorum.

Hayat’a en yakışan bisikleti alıp hastaneye geçiyorum. Odasının karşısındaki ağacın dibine bağlayıp, yaz kış yeşil ve çiçekli olan bu ağacı süslüyorum. Hayat’ın en sevdiği ağaç bu. Her zaman konuşur onunla. Daha fazla vakit kaybetmeden yanına gidiyorum. Beni her gördüğünde olduğu gibi ışıldıyor gözleri. Kollarımın arasına alıyorum onu. Saçlarını koklayarak öpüyorum. Bir süre kalıyoruz öyle. İlk ayrılan o oluyor. Tüm gün olanları sıralıyor bana teker teker.

Nazan Doktor yine gıdıklamış onu. Hemşiresi ilaçlarını yine zorla içirmiş. Yine yeni arkadaşlar edinmiş. O, o kadar güzel anlatıyordu ki yaptığım sürprizi unutturuyor bana. Sustuğunda elinden tutup pencerenin önüne götürüyorum. Gözleri şaşkınlıkla açılıyor. Sonrasında mutlulukla sarılıyor boynuma. Kullanamayacak olsa bile gülümsüyor. Yatağına çıkıp zıplamaya başlıyor. Onu oturtuyorum. Heyecanla konuşmaya başlıyor.

“Yaz gelsin o zamana iyileşeceğim için ilk iş bisikletime bineceğim. Sonra çiçekler toplayıp sepetime süs yapacağım. Çok ama çok güzel olacak.”

Fakat öyle olmadı. O günden sonra Hayat’ın durumu kötüleşti. Ama bisikletine her geçen gün daha da bağlandı. Son gününde ise sanki hissetmiş gibi önce ağacıyla vedalaştı, sonra da bisikletine içten bir gülümseme yolladı. Gözlerini kapattığı anda, sanki hissetmiş gibi ağaç yapraklarını dökmeye başladı. Ancak bir zaman sonra tekrar yeşillendi. Bisiklet de, ağaç da hâlâ orada. Tek farkla. Çocukların gözdesi artık o ağaç; “Hayat Ağacı”.

Sıla Malik

Bu yazılar da ilginizi çekebilir

3 Yorum

  • Cevapla İrem Savaş 10 Haziran 2019 at 10:52

    Neden ağladım böyle? Çok dokunaklı oldu bu ya da ben duygusal bir anımdayım bilemedim…
     
    Kaleminize sağlık 🙂

    • Cevapla Sıla Malik 10 Haziran 2019 at 15:13

      Beğenmenize çok sevindim. Ben de ilk yazdığımda sizinle aynı duyguları paylaşmıştım. Yorumunuz için de ayrıca teşekkür ederim 💜

  • Cevapla Selma Bilkay 10 Haziran 2019 at 20:25

    Yüreğine sağlık 😘😘

  • Cevap Yaz