Genç Kalemler

Işıldayan Taşlar

21 Haziran 2019

ışıldayan taşlar

“Şu bahsedip durdukları ‘Nim Muzlim Mağara’yı çok merak ediyorum. Bir mağaradan bu kadar parlak bir ışık nasıl gelebilir ki? Oraya gitmek istediğimi ağabeyime her söylediğimde şu yanıtı alıyorum:”Gözem, sen bir kızsın, aptal hayalleri bırak! Kendini öldürteceksin!”

Aptal hayal mi?

Asıl, hayallere aptal demek son derece aptalca. Ona göre, bunların hepsi, işe yaramaz bir kızın aklından geçenler sadece.

“Ağabeyimle birbirimize çok zıtız. O, hayallerin işe yaramaz olduğunu söylüyor. Ben ise hayallerime inanıyorum. Ailem de bu çok bilmiş sevgili ağabeyim Hikmet Ahgeri Efendi’ye o kadar çok inanıyor ki; ona bilgelerin padişahı gibi davranıyor. Oysa o, kız kardeşinin bile hayallerini yok eden; hadi beni geçtim, kendi hayallerini bile hiçe sayan ve sırf zengin olalım diye kız kardeşini zengin bir budalayla evlendiren bir ukala. Ondan nefret ediyorum. Ve ona katlanmaktan bıktım artık. Onun istediğini yapmayacağım. Kendi hayallerimin peşinden gidip o mağaranın gizemini çözeceğim.” demiş gözleri su mavisi Gözem kız.

“Peki, sence sonra ne olmuş benim biricik Leyla’m?” diye sormuş Leyla’nın annesi.
”Mağaraya mı gitmiş?”
Annesi Leyla’nın saçlarında elini gezdirerek sözlerine devam etmiş;

“Akıllı kızım benim. Gözem o mağaranın içine girmiş. Dikkatlice derinlere inmiş ve uzaklaştıkça büyük bir delik ve içinde bir takım ışıltılı taşlar görmeye başlamış. Oysa o, içeride sadece böcekler olduğunu sanıyormuş. ‘Bu derin mağarayı aydınlatan, loş yapan şey bu olmalı.’ demiş. Taşlara yaklaşmış. Ve taşlara yaklaştıkça, taşların ışığı artmış sanki onu kör etmeye çalışıyormuş gibi.”

Gözem taşlardan birini zar zor eline almış ve kavramış.

“Taşı sıkıca tutmuş ve dışarı götürmeye yeltenmiş. Ama taşın ışığı artmaya başlamış. Gözem gözlerini kapatmak zorunda kalmış. Taş bir anda renk değiştirmiş. Önce mor, sonra sarı, sonra kırmızı. Kan kırmızısı olmuş ve durmuş. Gözem korkuyla taşı düşürmüş. Taş yerde yuvarlanarak önceden durduğu deliğe geri girmiş ve yine ışıldamaya başlamış. Adeta, düşmanıyla girdiği bir savaştan galip gelip, kutlama yapan bir devlet gibiymiş.”

“Ama anne, Gözem’in gözleri zaten kapalıydı. Neyden korktu ki?”

“O, taşın korkutucu renklerinden korkmadı Leyla’m. Gözleri kapalıyken gördüklerinden korktu. Çünkü taş zihnine girip, Gözem’in içini yiyen o korkuyu Gözem’e göstermişti. Gözem, çığlıklar atarak oradan kaçtı. Hemen kent meydanına gidip, bir taşa çıktı ve bağırmaya başladı.”

“Gördüm! Gördüm! O mağaraya girdim. Yapamam dediniz ama yaptım.”

Oradan geçen kasap kılıklı bir bey “Aha! Gül gibi kız da delirdi” dedi.

Gözem buna karşılık sesini biraz yumuşatarak “Oradaki ışıltılı taşları gördüm. Mağara bu yüzden loş. Taşlardan birini elime aldım. Taşın parıltısı ışık görevi görüyor ama taş biraz garip. Onu elime aldığımda taş öyle parladı ki gözlerimi kapatmak zorunda kaldım. Ve sonra en büyük korkumu gördüm.” dedi.

Ahali gülmeye başladı. Ağabeyi Hikmet Ahgeri Efendi bile gülüyordu. Kasap kılıklı bey tekrardan girdi araya;

“Öyle saçma şey mi olur bre!”

Gözem, “Oldu! Gerçekten oldu!” demesine rağmen kimse ona inanmadı. Hatta bu lafın üzerine genç bir kız, “Delirmişsin sen! Seni de götürüp o mağaraya tıkacaklar.” diye bağırdı. Ahali gülmeye devam ediyordu, Gözem ise deli olmadığını haykırıyordu; “Hayır, hayır ben deli değilim. Onlar da deli değildiler. Onlar sizin gibi düşünmüyorlardı. Sadece hayallerine inanıyorlardı. Aynı benim gibi. Onları o mağaraya tıkmaya hakkınız yoktu.”

Gözem’in onlara hakaret ettiğini düşünen ahali, Gözem’i yakaladı ve Nim Muzlim Mağara’ya doğru sürükledi. Hikmet Ahgeri Efendi kız kardeşini kurtarmak için kalabalığın içine karıştı. Ama kalabalık sayıca o kadar fazla ve öyle sinirliydi ki; Hikmet Ahgeri Efendi’yi de iterek Gözem’i mağaranın içine soktular ve oradan uzaklaştılar. Gözem etrafına bakındı ve taşlar ışıldamaya başladı.

Taşlarla beraber, Gözem de ışıldamaya başladı. Bu, hayallerine inananların ışıltısıydı.

Kız kardeşi mağaraya tıkıldıktan bir sonraki gün ağlamaktan kızaran gözlerle dışarı çıkmak için eski paltosunu giydi Hikmet Ahgeri Efendi. Ellerini, kız kardeşinin yamaladığı paltonun ceplerine soktu ve sağ elinde bir gariplik hissetti. Cepteki şeyi çıkardı, kız kardeşinden bir not vardı.

“Haklıymışsın ağabey, düşler zorlaştırırmış hayatı. Başkalarının düşleri bile zorlaştırdı benim hayatımı. Senin düşlerinin peşinden gitmekten sıkıldım. Yarın Nim Muzlim Mağara’ya gideceğim. Bu sefer benim hayalimi engelleyemeyeceksin, o gizemi çözeceğim.”

Kız kardeşinin bu notu karşısında gözleri dolan Hikmet Ahgeri Efendi ağlamaya başladı.

Leyla korkuyla karışık bir üzüntüyle, “Anne bu hikâyeyi nereden biliyorsun?” diye sordu.

“Hikmet Ahgeri Efendi’den tatlım. O torununa, torunu da kendi torununa anlatmış. Hikaye değişmiş mi, abartılmış mı bilmiyorum ama bu şekilde sana kadar gelmiş.”
“Peki, bu gerçekse neden Alper’in tarih kitaplarında yok?”
“Bunun tarihi bir değeri yok tatlım. Bu olsa olsa, utanç duyulabilecek bir efsane olabilir. Bil ki; insanları hayal kurdukları için bir mağaraya terk etsen de, onlar yine ışıldamaya devam edeceklerdir.”

Rüyamdan uyandım.

Annemin bana o hikayeyi anlatırkenki bir anımızı görmüştüm rüyamda. Gözlerimi açtığımda bir film klişesiyle karşılaştım. Hastanede sol kolum seruma bağlıydı. Yavaş yavaş gözlerimi araladım. Karşımda Alper duruyordu. Annemin yan odadan ağlamaklı sesini duyuyordum. Alper gözlerimi açık görünce gülmeye başladı. Gözlerinden yaşlar akıyordu. Ağlamaklı tiz sesinden “Leyla” dediğini duydum. Ben de ona güldüm. Tam ona “ağabey” diyecekken ışıklar yine karardı.

İşte şimdi tam en iyi yerinde kesen, senin de bildiğin, nefret ettiğin ve belki de bana sövmene sebep olacak cümle geliyor.

Ben senin suratını her düşündüğümde kahkaha atmama sebep olacak cümle:

Devam Edecek!

İlayda Varol

<<Önceki Bölüm

Bu yazılar da ilginizi çekebilir

6 Yorum

  • Cevapla Beril Erem 21 Haziran 2019 at 16:33

    İlayda’m,
     
    Ben de sana öykünde Leyla’nın annesinin ona hitap ettiği şekilde hitap etmek istedim😊 İlk yazını okuduğum günden beri, kaleminin, dilinin nasıl geliştiğini büyük bir mutlulukla izliyorum.
     
    Nim Muzlim Mağara öyküsü senin, o herkese nasip olmayan yaratıcı zihninden çıkan muazzam bir hikaye olduğu için bence kesinlikle yazım serüveninde bir milat niteliği taşıyor. Öykünde karakter, mekan ve zaman kurgusu çok başarılı. Hepsi birbiri ile öylesine uyumlu ki; tek bir yerde dahi hikayeden kopartan bir ayrık otu cümlen, kelimen yok.
     
    Çok, çok beğendim.
     
    Devamını da merakla bekliyorum.
     
    Kalemine, güzel aklına sağlık canım benim❤❤❤

    • Cevapla İlayda Varol 24 Haziran 2019 at 23:41

      seni çok seviyorum beril ablam

  • Cevapla Mustafa Kara 21 Haziran 2019 at 20:07

    Mükemmel olmuş. Hem anlatım, hem yazı bakımından.
     
    Tebrikler 🎉😃😃😃

    • Cevapla İlayda Varol 24 Haziran 2019 at 23:41

      çok teşekkür ederim

  • Cevapla Günay Aydın 22 Haziran 2019 at 22:17

    Bu yaşta böyleysen ilerisini hayal edemiyorum. Çok mutlu oldum, ülkem adına. Başarın daim olsun sevgili İlayda.
    😍🤗❤️👏

    • Cevapla İlayda Varol 24 Haziran 2019 at 23:40

      çok teşekkür ederim <3

    Cevap Yaz