Aşk ve Farkındalık

İstismar

6 Haziran 2019

Bazı gerçekler; yaşanmadan anlaşılmaz. Dilerim bu yazı; gerçekleri yaşayanlar için yeni bir umut, empati yapanlar içinse o umuda ortak olmak için bir sebep olur.

Ve unutmayalım; istismarın büyüğü, küçüğü yoktur.

Yazı: İstismar | Yazan: Ateş KaradenizMasumiyet

Gözlerimi açtığımda dar bir koridorun içinde yere çökmüş haldeydim. Ellerim sırtımda birleştirilmiş ve duvar boyu uzanan borulara çivilenmişti. Avuç içimden başlayarak tüm parmaklarım kalın çivilerle borulara sabitlenmişti. Havaya yayılan kanımın kokusu o kadar fazlaydı ki midemi bulanıyordu. İstemsizce parmaklarımı her oynattığımda; sabit durumdaki acıma, yeni acılar ekleniyordu.

Gözlerimin buğusu açıldığında, loş ortama rağmen etrafı daha net görmeye başlamıştım. Gri duvarların rutubetten koyulaşan kısımlarını, yanıp sönen bir lambanın durmadan sallanmasını ve her iki taraf için bu dar koridorun uçsuz bucaksızlığını görmeye başlamıştım. Kımıldamadan durmaya çalıştığım bir kaç dakikadan sonra göremediğim bir çok insanın nefesini hissetmeye başladım. Acıyla inliyorlardı.

Kendi acım onları görmeme engel oluyor ve bu durum; gözlerimi acı çekenlere karşı kör ediyordu. İçimde çoğalan çığlığı bastırmaya her çalıştığımda yardım isteyen bir çok varlığın silüetlerini görüyordum. Bazılarının acıya bulanmış nefesleri, bazılarınınsa yere düşen gözyaşlarının sesini duyuyordum.

Gözlerimi kapattım. Çıldırmamak için beynimi zorluyordum. Böyle bir yerde akıl sağlığımı korumak için güzel anılarımı düşünmem olanaksızdı. Güzel anıların, burada hiçbir değeri yoktu. Bu tutsaklığa tanık olduğum için bayılmış olmam bile beni bu kabustan korumuyordu.

Ayıldığımda sol çaprazımda bembeyaz bir ışık vardı. Umut gibi parlıyordu. Ne olduğunu görebilmek için gözlerimi kıstım ama onu görmem için kendi ışığını kendi söndürmüştü. En azından; onu tam olarak görene kadar ben öyle düşünmüştüm.

Karşımda dört-beş yaşında diyebileceğim bir çocuk duruyordu.

Hiçbir yere bağlı değildi ama bu iğrenç yerden kaçmak için en ufak bir şey de yapmıyordu. Böylesi bir yerde yolunu kaybedemezdi. Etrafında parlayan ışık karanlığa gömülmüştü. O an sorguladığım tek şey; bu lanet olası yere yakışmayacak kadar güzel ve narin oluşuydu. Görebildiğim kadarıyla kulaklarına kadar uzun saçları vardı. Erkek mi kız mı çözememiştim ama zaten bunun hiçbir önemi yoktu. O geleceğe dair bir umuttu; buna rağmen karanlığın onu yutması, yüreğime taşıyamayacağım hüzünler bırakıyordu.

Tepemizde sallanan ışık neden sonra ona vurduğunda onu daha net görmeye başlamıştım. Minicik ellerinde, bir yanı ağırlık yapan küçük bir terazi tutuyordu. Gözleri bağlıydı ve burnumun direğini sızlatıp, beni sessizce ağlatacak kadar anne sütü kokuyordu. O kadife teni çıplaktı ve dikenli tellerle kaplanmıştı. Buna rağmen bir mucizeye emanet gibi teni sanki ipekten yaratılmıştı. Titreyen minik kaşlarında anlam veremediğim bir utanç vardı. Oysa onun çıplaklığı, bana ilk doğduğundaki zamanın mükemmelliğini anımsatmıştı. Acaba annesi ilk ağlamasını duyduğunda hangi güzel yanağına onu korusun diye kendi gözyaşını bırakmıştı.

Ona yardım etmek için öne doğru atıldım ancak parmaklarıma saplı çiviler beni geri çekti ve beynime saplanan o tarifsiz acıyla olduğum yerde kaldım.

Dudaklarında çaresiz bir gülümseme belirip kayboldu.

Sallanan lamba birden tüm ışığını ondan çekti. Bir kez daha ışık ondan yana olduğunda ağzının bağlı olduğunu gördüm. Gözlerindeki bağ çözülmüştü; ıslak ve kısılmış şekilde bana bakıyorlardı. Minik bacaklarından kanlar akıyordu. Hıçkıra hıçkıra ağladım, etrafımda beni duyabileceklere bağırdım. O ise sadece duruyordu. Islak gözlerini bağlı ellerine indirmiş, çaresizce duruyordu. Gözlerimin içine baktı ve ağzındaki bağ nihayet düştüğünde;

“Yardım etmek istiyorsan bizi unutma. İçine kapanık bir çocuk gördüğünde onu aşağılama. Konuş onunla. Belki kaçınılmaz sona ulaşmadan onu kurtarabilirsin.”

Biraz bekledi.

“Benim gibiler içinse yapılacak pek fazla şey yok ama sabır ve sevgiyle iyileştirebilirsin. Bizleri unutma. Burada benim gibi çok fazla çocuk var. Biz konuşamayız belki ama sizler büyük cümlelerinizle bizi anlayıp kurtarabilir ve haklarımızı savunabilirsiniz.”

Dedi ve ışık bir kez daha gidip geldiğinde ortadan kayboldu. Bense bitmeyen gözyaşlarım eşliğinde vicdansız insan doğasından nefret etmeye başlamıştım. Bu acıyı hala daha tarif edemiyorum. O an çaresizliğim ruhumdan taşıyor ve yeryüzündeki masumiyet yok oluyordu.

Yazı: İstismar | Yazan: Ateş KaradenizŞahsiyet

Gözlerimi açtım. Ne zamandan beri baygın olduğumu hatırlamıyorum. Kendime gelmeye başladığımda ellerimin çivilerden kurtulduğunu gördüm. Onun yerine önümde kavuşturulmuş ve tırnaklarım kollarıma gömülü şekilde duruyorlardı. Ayaklarım duvardaki borulara zincirlenmişti. Ağzımı açamıyordum. Kendi derisine meydan okuyan tırnaklarım, kontrolüm dışında gittikçe daha fazla derine batıyorlardı. Çektiğim acıya karşı, mecburi sessizliğim beni yavaş yavaş öldürüyordu.

Tepemde sallanan lamba yeni birini gözlerimin önüne sermişti. Üstündeki kıyafetleri derinlemesine yırtılmış bir kadın yerde yarı baygın yatıyordu. Ellerinde veya bileklerinde zinciri yoktu ama kalkmaya hali de yok gibiydi.

Dudaklarım kenetli olduğu için konuşamıyordum. Ses olsun diye bileklerimdeki zinciri salladım. Tırnaklarım kollarıma daha çok gömüldü, kollarımdan kanlar aksa da beni görmesini umuyordum. En azından varlığımla yanında olduğumu bilmesini istemiştim.

Sesle birlikte kafasını kaldırdı. Yüzü perişan haldeydi. Gözleri şişlik ve morluktan neredeyse görünmüyordu. Kollarında derin yara ve kemer izleri vardı. Nasıl bir şahsiyet böyle bir şeye sebep olabilirdi ki? Gördüklerimden sonra insanlığa olan inancım yerle birdi. Burnundan gelen kanı elinin tersiyle yavaşça silerek, görünmeyen gözlerini gözlerime dikti. Sadece o kadardan bile gördüğü şiddeti hissedip çırpınmaya başladım. Boğazımda biriken hıçkırıkları yutmama imkan yoktu. Ona yardım etmek istiyor ve bunu başaramıyordum.

“Ben kadınım” dedi yutkunarak.

“Benim gibi burada çok fazla var. Aramızda anneler, eşler, tercihlerini değiştirenler, aseksüeller ve translar var. İstekleri umursanmadan baskı altına alınmış, dışlanmış, dövülmüş, tecavüz edilmiş kısacası şiddet gören insanlar var.”

Göğüs kafesi ciğerlerine batıyormuş gibi elini göğüsüne koydu ve acı çekerek hırıltıyla nefes aldı.

“Yardım etmek istiyorsan bizi unutma. İçlerimizden bazıları boyun eğmediği için burada, kendini savunduğu için veya sesini duyurmak istediği için. Bizi yalnız bırakma ve yardım et. Herkese ‘insanlığın’ kadın erkek ayrımından ve bencillikten ne kadar uzak olduğunu anlat. Sevginin iyileştiriciliğini ve birleştiriciliğini savun. Sen buradan çıkacaksın. Burada kalanların karanlığına ışık olmak için büyük cümleler kur ve kurmak isteyenlerin de yanında dur. Acımasız zaman ilerlediğinde; bu uğurda can verenleri lütfen unutma ve unutturma.”

Işık yine gidip geldi. Parçalanan benliğim, beynime kazınan bu cümlelerin çaresizliğiyle kıvranıyordu. O’ysa kaybolmuştu. Kollarıma gömülü tırnaklarım ve bağlı olduğum zincirin hiç bir önemi yoktu. Ruhumda çoğalan bu acı bedensel acımın önüne geçiyordu. Onların nasıl acılar çektiğini düşünemiyordum bile. Acıdan nefesim kesilince yine bayıldım.

Yazı: İstismar | Yazan: Ateş KaradenizTeslimiyet

Gözlerimi açtığımda önümde eski tahtadan bir kapı vardı. Ne ara buraya geldiğimi bilmiyorum. Zincirler, çiviler, dudaklarımın mühürlenmesi ve tırnaklarımın derime batması geçmişti. Ancak; izler ve acıları hala duruyordu; aynı ruhumdakiler gibi. Zar zor ayağa kalktım. Rutubetten yosunlaşan duvara tutunmaya çalışarak bir kaç adım attım ve zorlayarak kapıyı açtım. Dışarıda aldatan bir güneş vardı. Bulutların arasından; göreceli kurtuluşumu kutlar gibiydi. On-on beş adım ilerde uyuyan köpeği çok geç fark ettim. Öyle tatlı uyuyordu ki uyandırmamak için sessizce bir adım attım. Sanki kulaklarında çan çalmışlar gibi bir anda sıçradı ve ayağa kalkıp gözlerini bana dikerek hırlamaya başladı. Yere zincirle bağlanmıştı. Hızla koştu ama bana kadar yetişemeden düştü. Boğazındaki dikenli tel siyah tüylerinin kanla parlamasına sebep oldu. Delirmiş gibi havlıyor ve bariz bir şekilde beni tehdit olarak görüyordu. Yalancı güneş aydınlığını ona çevirdiğinde onu net bir şekilde gördüm. Simsiyah tüylerindeki yaralarını, kesik kulaklarını, kuyruğunu ve bir eksik bacağını…

Acıyla dizlerimin üzerine çöktüm. Ona bunu kim yapmıştı? Hassasiyetten uzak hangi canavar buna izin verebilirdi ki? Onu sevmek istedim. İçimdeki acıyı gidermek için elimi ona doğru uzattım. Vuracağımı zannederek; çığlık atmaya başladı ve olduğu yerde kafasını ellerinin arasına gömdü. Bu kocaman şey; bir hareketimle korkuyla minnacık olmuştu.

“Seni sevmeme izin ver. Lütfen! Benden zarar gelmez.”

Anlamış gibi kafasını kaldırdı. Sivri burnunu öne doğru uzatıp, havayı kokladı. Bir iki adım emekleyerek ona yaklaştım. Yine havlamaya başladı. Durdum. Yavaş yavaş ona yaklaşana kadar uzunca bir zaman geçti. Sonunda yanına geldiğimde başını bacaklarıma koydu. Başını okşamak için elimi kaldırdığımda yine çığlık attı. Acı çekiyor ve çok korkuyordu. Bir kaç denemeden sonra başını okşadığımda, o kahverengi boncuk gözlerini kapattı. Onca yaşadığı kötülükten sonra yaptığı bu davranış tamamiyle sevgi dolu bir “teslimiyet”ti.

Elimi boynuna doğru götürdüm. Bir elimle zinciri sökerken diğer elimle onu seviyordum. Boynundakini çıkardığımda hiçbir yere kımıldamadı. Neden sonra onu hissetmeye başladım. Onun ve onun gibilerin o minik hayatları gözlerimin önünden geçiyordu. Dışarıda onun gibi çok fazla vardı. Dövüşsün diye şiddetle eğitilip kulaklarıyla kuyruğu kesilen, hevesi geçince sokağa atılan, hata yaptıklarında dövülüp aç bırakılan ve tecavüz edilen sayısız hayvan vardı. İçimi en çok parçalayansa acısını anlatmak için en ufak bir cümleye bile sahip olmamasıydı.

Ayağa kalkarken “İstersen benimle gel,” dedim. Ki o da beni bırakmaya niyetli değildi. Ama bunu muhtaçlığından değil, koruma ve minnet iç güdüsüyle yapmıştı. Bunu bakışlarında görebiliyordum. Ben de yara ve kan içindeki halimi görmezden gelerek onunla yan yana sağlam adımlarla aydınlığa doğru yürümeye başladım. Emindim. Artık büyük cümleler kuracaktım. Çocuklar, kadınlar, hayvanlar ve istismara uğrayanlar için unutmayacağım, unutturmayacağım büyük cümleler…

Bunca zaman istismar yüzünden kaybettiğimiz tüm o değerli ruhları saygıyla anıyorum. Sevginin iyileştirici ve birleştirici gücüne inanarak; herkesi unutmamaya, unutturmamaya ve yardıma davet ediyorum. Böylece; sessizliğin sesi, masumiyetin bekçisi, şahsiyetin örneği ve teslimiyetlerin minnettarı olabiliriz.

Ateş Karadeniz

Bu yazılar da ilginizi çekebilir

2 Yorum

  • Cevapla İrem Savaş 8 Haziran 2019 at 09:01

    Ateş kalemine sağlık, okurken tüylerim diken diken oldu cümlesini tam anlamıyla yaşadım. Hala bir umutla yaşıyoruz ve ben bunu asla kaybetmek istemiyorum. Bu duyarlı yazından dolayı da ayrıca kutlarım!

    • Cevapla Ateş Karadeniz 8 Haziran 2019 at 11:01

      Beğenmene sevindim. Gönül isterdi ki insanoğlu bu ve buna benzer duyguları hiç tatmasaydı ama ben de inanıyorum birlik olduğumuz sürece hala umut var. Yorumun için çok teşekkür ederim.

    Cevap Yaz