Ay Işığı Yolcusu

Kırık

11 Haziran 2019
Yazı: Kırık | Yazan: Atakan Balcı

Nedense “kırık” deyince usuma Nurettin Rençber’in “Eski Yara” adlı bestesi geldi ilk önce. Kırıklarımız sevdadan mı başlıyor acaba?

Küçücük

Küçücük bir çocuksundur, hatta daha anne karnındasındır kırıklar başlar yaşamının soyut varlıksallığında. Annenin senle ilgili umutlarından, imgelerinden, beklentilerinden başlar; en çok da beklentilerinden.

“Tabula Rasa” diye bir söz vardır yeni doğan çocuklar için kullanılan, “boş levha”. Gerçekten öyle mi? Boş levha mıdır çocuklar? Boş levha mıydık doğduğumuzda? Kaderci anlayışla konuşmuyorum. Kuran’da bile “Sizin kaderiniz yaptıklarınıza bağlanmıştır” derken hele, mantığı yıkan bir açı olur yaşandığı biçimiyle kadercilik. Ama bizler boş levha değildik, ben değildim.

Aileler

Aile, çocuğun ilk gerçek okulu, küçük çocukların tüm evreni, faunası. Fakat o faunada çocuğa fazla azot enjekte ediyorlar diyelim. Öyle bir çocuk olsun, azota gereksinim duyan bir yaşam biçimi olsun istiyorlar ama çocuk oksijene gereksiniyor, ya da helyuma. Ya da bambaşka bir boyutla katı karbona… Çocuk, ailenin istediği biçeme dönüşür mü? İlk kırığını edinir çocuk orada.

Kardeş

Hele bir de küçük bir kardeşi olursa ya da kendinden önce doğmuş büyük bir kardeşi, ağabeyi, ablası; ya o koşullar ne eder çocuğa? Bizim insanlarımız hep haklıdır ve önemli bir kısmı “anneliğine-babalığına” laf ettirmez(!). Aslında eleştiriye kapalı olmaktır bu. Çocuk yetiştirmenin bir çok noktasında çok büyük kırıkları göremez, büyütür ve daha büyüklerini, daha “parlak”(?!) ve görkemli(!) olanlarını ortaya çıkarır böylelikle aileler. Anne, baba ya da çocuğu yetiştiren kim ise o… Bu noktada ilk usa gelenlerden biri, işte bu kardeş konusu. Kardeşin varlığında da yokluğunda da çok dikkatli adım atmak, bin düşünüp bir söz etmek gerekir. Ama nerde?

Yığın

Sonra çocuk biraz büyür, okul, yaşam; fakat hala çocuk. Her çocuk diğerlerinin arasına katılmak ister, bir çoğu ise bunun için kendinden, o güne kadar açılan kırıklardan, algısının gözüne atılan örtülerden görmesi engellenen benliğinden verir, verir de verir. Çocuk zamanla öyle kırıklarla dolar ki bu yüzden, inanılması güç, bir çok açıdan kavranması güç bir varoluş biçimine dönüşür.
Yığına katılmayan çocuklar da kırılır; çünkü ne kadar ayırdında olsalar da çocuksal usla, temel içgüdüden kaçamazlar o çocuk yaşlarında; “iletişim”. Yalıtılmışlık öylesine kırar ki; toparlaması güç olur kendini.

Sarsıntı

Yetişkin yaşamına adım atarsın, 21 yaşa-ergenliğin bitimine yakın ve bazılarında çok daha sonra, yaşayışlar değişir kişiden kişiye; çünkü o yalıtılmış çocuklardan isen eğer, büyük bir sarsıntı sarar auranı, gövdeni, somut ve soyut tüm varlığını. Atlatabilirsen daha büyüğü gelir. Atlatabilirsen yine, daha da büyüğü…

İletişim açmazı bir yandan, çocukken yığına katılmayı seçmiş ve doğal olmayan bir yaşam biçimine dönüşmüş olanların varlıkları bütün olan yoklukları diğer yandan. Onlar sarsıntı duymaz, ölü gezegenlerde hiç sarsıntı olmaz.

Öyle bir ana gelirsin ki, yığının göremediği renklerden biri ve bazılarında-bazen bir çoğuyla renklenmiş bir ışıkla dolarsın ve hayır, ünlü beyaz ışık değil. Yaşamın ötesine geçmek bu yaşamda olasıdır özellikle. Ölümü beklersek, toz tanesi olamayız, renklerden özgür ve özgün ışıklı.

Kırıklarımız onarılmazdır, biz bize dikilmiş olan elbiseleri yırtıp yeni bir varoluş biçimine adım atanlardan oluruz. Çözüm? Çözüm sözcükler değildir; duvarları kırmaktır.

Duvarlarınızı kırın.

Atakan Balcı

Bu yazılar da ilginizi çekebilir

2 Yorum

  • Cevapla İrem Savaş 12 Haziran 2019 at 09:43

    Akıl sana ait değilse, ruhun özgür kalamaz diye çok doğru bulduğum bir söz ile başlamak istedim Atakan Bey, kaleminize sağlık. Yazınızda anlatmak istediklerinizin çoğunu yaşıyor olduğum yaştayım. Tam 21. Çok şükür ailemin benim fikirlerime saygısı ve deneme yanılmaya olan inanışları konusunda kendimi şanslı hissediyorum. Umarım bu düşünceler hızla yayılır. Aslında bakarsanız özgürlüğün doğru şekilde aktarıldığı durumda saygı da beraberinde geliyor.
     
    Hayat renkli, günler şeker!

    • Cevapla Atakan Balcı 18 Haziran 2019 at 11:39

      Öncelikle, sizin için sevindiğimi belirteyim. Her yönden sıkıştırma, parçalarına ayırma/soyut parçalara, çok yaygın bir davranış biçimi ne yazık ki. Teşekkürler!…

    Cevap Yaz