Mizahsen

Müsadenizle Çocuklar – 3

10 Haziran 2019

Yazı: Müsaadenizle Çocuklar - 2 | Yazan: Merve Çevik

– Halaaaa!!
– Efendiiiiim Ömer Efe?!

Sonra hınzır bir gülüş.

Unutamadığım anılar var onunla.
Eveeeet, zaman makinamıza atlayıp bir zaman yürüyüşüne çıkalım. Bakalım hangi anımıza denk geleceğiz…

Sene 2016 olmalı.

Bursa’nın Gündoğdu tepesinde kurulu bir köydeyim. Büyük teyzemin denizle karşılıklı göz göze, diz dize, şeker bir evi vardı. Aile olarak bir araya gelerek arada oraya kaçardık. Yine bir bayram ve köydeyim. Yemek sonrası mutfağı toparlama görevini üstlenmiş olan bendeniz önce bulaşıklara girişmişti. Bulaşıkların köpüklü dünyasına dalmış halde iken o an bir sesle kendime geldim:

– Haaallllaaaaa!
– Beniiiim! Buyruun?!
– Sana bayram hediyesi aldım.

Nasıl sevinmem ki?! Yeğenden bayram hediyesi.. Sizce?

Ellerini arkasında saklayarak hazır ol vaziyetinde kocaman gözlerini bana dikmiş, gülümsüyordu.

– Ne aldın bana Ömerciğim? (Meraktan vazo gibi çatlayacak role girip onu keyiflendirmeye başlamıştım bile.)
– Çikolataaaaa!
– Yupppiiii!

Çocukken diş macunu sandığım ama sonradan çikolata olduğunu keşfettiğim çokokrem adında o macunvari çikolatadan almıştı yavru kuşum.

– Teşekkür ederim oğluş.
– Bir şey değil Merve Hala.
– Sen kendine aldın mı peki?
– Eveet! Baaaak!

Çocukluk döneminde arkadaşlarımıza el parmaklarımızdan birinin kenarına arada peydah olan şeytan tırnağını dahi gösterecek olsak “Baaaaaak gördüüüün müüüü?” sorusunu mutlaka klasikleştirmişizdir. Ya da yeni bir şey aldığımızda “Baaaak annem bana ne aldıııııı?” derken gözlerimiz fincan gibi mutlaka açılmıştır. Ne yalan söyleyeyim Ömer Efe ve diğer çocukları görünce aklıma kendi anılarım gelmiyor değil hani!

Ömer Efe

Bu arada Ömer Efe’yi anlatacak olursam; öncelikle kardeş gibi birlikte büyüdüğüm kuzenimin tek oğluşu olduğuyla başlamalıyım söze. Henüz 7 yaşında. Anlayacağınız mini mini bir okullu. Bir kankası var ve tabii anaokulundan bir aşkı da. (Ömerciğim beni affet 🙄) Bu arada küçük hanımlara karşı pek kibar ve centilmendir bizim ufaklık. Hatta bir gün babasının çalıştığı firmada Deniz isimli genç bir kıza aşık olmuş, benim kuzen ise gelin kızımız Deniz’i arayıp söylediğinde Efe babasına çok kızmış ve beklenmedik bir tepki vermiş:

– Neden aradın baba? Bana sordun mu? Çok utandım. Bakalım ben onunla konuşmaya hazır mıyım? (Ve baba cevap veremez!)

Ayrıca yorulmak nedir bilmez; oldukça hareketli, neşe küpü ve sürekli sorgulayan, hatta soru sormaktan hiç usanmayan bir çocuk. Anne, baba ve çevredekiler ile iletişim kurmak konusunda rahat ve özgüvenli. Arada verdiği cevaplarla da “Şimdi ben bu çocuğa ne cevap vereceğim?” moduna girmenize sebep olur. (Bütün çocuklar böyle aslında. Hepsi birleşip ordu kursa, dünya yerinden oynar, eminim.)

Ömer Efe ile sık görüşemiyordum haliyle.

Benim hayat telaşım, onun büyüme zamanları derken ancak köyde buluşuyorduk. Genelde onunla oynayacak güç bende pek olmazdı. Anlayacağınız kaçardım. (Ah Merve ah!) Çünkü anlardım ki paçayı Efe’ye kaptırdığım an akşama kadar oyun oynayacağız.

Efendim ben bulaşıklarla banyo yaparken, masa başında oturmuş çikolatasını yiyen bizim oğlan damdan düşer gibi konuya girdi:

– Hala?!
– Efendim canım?
– Senin çocuğun var mı?
– Hööö?!

Kendileri 4 yaşındaydı henüz. Ama meraklı gözlerini elindeki çikolata kağıdına dikmiş, bir yandan şekilden şekile sokuyor bir yandan da kulaklar bende:

– Yav neden sustun?
– Ha?! Hayır Efeciğim evli değilim. O yüzden çocuğum da yok.
– Neden evli değilsin?
– Şeeey! Henüz zamanı gelmedi (Ufak at Merve!) Doğru insan gerek! Sevgi, aşk falan (İyice dolaştı birbirine cümleler!!) Sevmek gerek! Sevmeden olmaz ama değil mi? (Hıhııı!) Eğer seveceğim bir insan çıkarsa karşıma neden olmasın?

Birden gözlerini bana çevirdi. Sonra masum bir kedi kılığına girdi ve:

– Masallardaki gibi değil mi Merve Hala?

İçimin en derinine bir kıymık battı o an.

Onun dünyası biz büyüklerin dünyasından haliyle farklı ve beyaz olduğundan sadece sessizce “Evet” diyebildim. Beyaz düşünen bir çocuğa, griyi hatta yer yer siyahı anlatmak oldukça zordur. Anlayacağınız buna cesaret edemedim. (Mervee hadi ama melodrama bağlama, sana gelse gelse hıçkırık filmindeki İlhami gelecekti elbet!)

Muhabbet devam ediyordu. On saniye süren bir sessizliğin ardından bir bomba patladı ki o anki halimi siz düşünün.

– Hala ya?!
– Evet?
– Ben düşündüm de?!
– Neyi Efeciğim?
– Bence sen benimle evlen. Ne dersin?

Bir kahkaha koparmışım ki o an, kendime geldiğimde çocuğun şaşkın bakışları ile göz göze geldim. Haklı bir bakıştı bu, zira benim için “Bu deli midir nedir, neden güldü ki?” diye düşündüğüne eminim.

– Bence sen düşün Merve Hala. (Kendinden emin!)
– Canım benim o nereden geldi aklına?
– Neden olmasın? Birbirimizi tanıyoruz ama.
– Hmmm..
– Hem ben sana bakarım Merve Hala.
– Nasıl bakacaksın peki?
– Bilmem. Onu da düşünürüz canım. (Gayet rahat!)

Bulaşıkları tamamen halletmiş ve artık ona daha ciddi şekilde odaklanmıştım.

Bizim ufaklık kararlıydı. Beni o an unutmuş ve başlamıştı hayalleri sıralamaya:

– Bence biz evlenelim. Hem birbirimizi tanıyoruz. Bu arada ben anaokuluna gitmeye devam ederim. Bizim evde kalırız. Arada babaanneme geliriz. Ve hep oyun oynarız hala. Sen ve ben.

– Ömer Efeciğim ama biliyorsun ki para gerek.

– Sen onu merak etme ben babam ve annemden para alırım.

– Ama senin para kazanmak gerek.

Şöyle bir duraksadı. “O nereden çıktı?” bakışı attı yan yan. Sonra birden isyan bayraklarını çekti ve:

– Ama ben daha çocuğum. Çalışamam kiiiiii!!!!

– Efeciğim bunu söylemek istemezdim ama bizim evlenmemiz mümkün değil halacığım. Sen daha büyüyeceksin, okuyacaksın. Sonra kira, doğalgaz, su, elektrik faturası derken evin ihtiyaçları falan! Çocuk konusuna hiç girmiyorum zaten!! (Bu cümleyi de yarım ağızla mırıldanmıştım!)

Dudaklar hafiften titremeye başladı ama yiğitliğe çikolata veya meyveli yoğurt sürdürmemek adına kendini bir tutuşu var ki aman aman!

– Ama Merve Hala! Ben seninle evlenmek istiyorum. Çünkü seni çok seviyorum ben. Başkasıyla evlenme! (Omuzları eşit olarak silkmeler!!)

Kocaman sarıldım ve:

– Bak eğer evlenir ve bir gün anne olursam sen de süper kahraman abi olabilirsin. Bence bu teklifi kaçırma derim. Çünkü onun bir ağabeye ihtiyacı olacak.

Hoşuna gitmişti ama yine de tam ikna olmamıştı. Gözlerime baktı “Peki!” dedi kararlı bir sesle. (Çabuk pes etti hınzır!) Sonra da kalktığı yerden salona doğru gitti. “Hadi Merve sonunda ikna ettin, yine iyisin” derken içeriden avaz avaz çıkan bir ses:

– Babaaa ya! Halam benimle evlenmeyecekmiş. Benimle evlenmek istemiyooooor! (Hafiften ağlama modu!)

– Ah benim pamuk şekerim! Büyümüş de dana kadar olmuş halasıyla evlenecek! Duyun karakaçanlılar! Duyun da utanın! (İnşallah büyüdüğünde de The Gentlemen Boy olmaya devam edersin Efeciğim!)

Ömer Efe ve Ben 2019’da

Evet sevgili okurlar! Şimdi Efe ile aranız ne durumda diye soracak olursanız şayet; iki hafta önce bir cumartesi akşamı iftar sofrasında bizim oğlan babaannesi ve büyük teyzelerine “Siz bu yaptığınız pideleri satsanıza, iyi para kazanırsınız!” diye teklif sundu. Hatta kazandıkları paraları kendisine vermelerine gerek olmadığını önce çalışanlarının emeğinin verilmesi gerektiğini düşündüğünü ayrıca vurguladı küçük müdür. Sonra da “Peki sen nasıl kazanacaksın?” sorusuna ise “Ben kendime oradan ayırırım 100 TL, yeter ki çalışanlarım aç kalmasın,” diye de ekledi bizim gönlü Pasifik Okyanusu olan oğlan.

Ben de laf arasında bizim bu evlilik anısını hatırlatmak istedim. Peki hatırlamış mıdır? Buyurun!

– Ömer Efe hatırladın mı bana evlenme teklifi etmiştin?
– Ben? (Şaşkın gözler!) Ben mi? Ne zaman?
– Üç sene önce halacığım. Tutturdun benimle evlen hala diye. Zor ikna ettim seni hatta! Aaaa!!
– Yok yeaa! Ne evliliği hala! Hiç hatırlayamadım. Hem neden senle evleneceğim ben, henüz çocuğum! İlahi hala! (Ve güldü! Evet aynen!🙄)
– Aaaa! Nasıl unutursun ya? (Ben şoka girmiş role bürünerek)
– Kusura bakma hatırlayamadım! (Bir yandan iştahla pidesini yemekle meşgul!)
– <\€|$+{>\$\]=\€^{+{=•_

Ya işte böyle sevgili okurlar.

Çocuk deyip geçmemek hatta tek bir noktasını atlamamak gerek diye düşünüyorum. Bu yazı dizimin son bölümünü bir şiirle kapatmak istiyorum. Benim küçük adamlarım Ozan ve Ömer Efe başta olmak üzere dünyadaki bütün çocuklara gelsin. Sanırım onların dünyasını bir gün tamamen anladığımızda, yeryüzündeki kötülükler son bulmaya başlayacak. Ve onları gerçekten anladığımızda insan insana daha da değer verecek ve sevgi kat kat artacak.


Diyelim ıslık çalacaksın ıslık
Sen ıslık çalınca
Ne ıslık çalıyor diye şaşacak herkes
Kimse çalmamalı senin gibi güzel

Örnegin kıyıya çarpan dalgaları sayacaksın
Senden önce kimse saymamış olmalı
Senin saydığın gibi doğru ve güzel
Hem dalgaları hem saymasını severek

De ki sinek avlıyorsun sinek
En usta sinek avcısı olmalısın
Dünya sinek avcıları örgütünde yerin başta
Örgüt yoksa seninle başlamalı

Diyelim zindana düştün bir ip al
Görmediğin yıldızları diz ipe bir bir
Sonra yıldızlardan kolyeyi
Düşlemindeki sevgilinin boynuna geçir

Say ki hiçbir işin yok da düşünüyorsun
Düşün düşünebildiğince üç boyutlu
Amma da düşünüyor diye şaşsın dünya
Sanki senden önce düşünen hiç olmamış

Dalga mı geçiyor düşler mi kuruyorsun
Öyle sonsuz sınırsız düşler kur ki çocuğum
Düşlerini som somut görüp şaşsınlar
Böyle dalgacı daha dünyaya gelmedi desinler

Dünyada yapılmamış işler çoktur çocuğum
Derlerse ki bu işler bişeye yaramaz
De ki bütün işe yarayanlar
İşe yaramaz sanılanlardan çıkar.

Aziz Nesin | Çocuklarıma
(Ruhun şad olsun üstad Nesin!)

Ve iyi ki diyorum.
İyi ki varsınız çocuklar…!

❗️Not: Müsadenizle Çocuklar yazı dizisi 3 bölümden oluşuyor. Diğerlerini de okumak isterseniz bağlantıları tıklayabilirisiniz.

Müsadenizle Çocuklar – 1
Müsadenizle Çocuklar – 2
Müsadenizle Çocuklar – 3

Merve Çevik

Bu yazılar da ilginizi çekebilir

Yorum Bulunamadı

Cevap Yaz