Yaşamak Yaratmaktır

Mutluluk, Yaşama ve Spinoza | 1

19 Haziran 2019

Yazı: Mutluluk, Yaşama ve Spinoza

Mutluluk, Yaşama ve Spinoza yazı dizisinin tüm bölümleri:

Mutluluk, Yaşama ve Spinoza | 1
Mutluluk, Yaşama ve Spinoza | 2
Mutluluk, Yaşama ve Spinoza | 3
Mutluluk, Yaşama ve Spinoza | 4
Mutluluk, Yaşama ve Spinoza | 5
Mutluluk, Yaşama ve Spinoza | 6

Aklın yönetiminde, yetkin, erdemli, ahlâklı, özgür bir yaşama sonucunda insan için önemli bir kavram karşımıza çıkar:

Mutluluk

Spinoza’ya göre mutluluk insanın yaşamdan sevinç duymasıdır; ayrı deyişle mutluluk bir sevinç durumudur; mutluluk insanın daha büyük bir yetkinliğe geçişidir. Bu bakımdan mutluluk insanın yetkin bir yaşam sürmesi, sürekli kendini yetkinleştirmesidir.

“Bundan dolayı, yaşamda her şeyden önce zihnimizi ya da aklımızı olabildiğince yetkinleştirmek yararlıdır ve insanın yüce mutluluğu ya da üstün mutluluğu buna dayanmaktadır… Aklı yetkinleştirmek yalnızca Tanrı’yı, Tanrı’nın öz niteliklerini ve onun doğasının zorunluluğundan çıkan etkileri bilmektir.”

Burada Spinoza, Descartes’da ilk ışığını gördüğümüz bir düşünceyi, Kant felsefesinde en olgun düzeyine ulaşacak olan Aydınlanma’yı, adını anmasa da yaşama anlayışına ve onun taşıyıcısı olan özgürlük ve mutluluğa temel yapmaktadır.

Spinoza’ya göre yetkin yaşama, aklın yönetiminde, erdemli, ahlâklı ve özgür olan bir yaşamla aynı şeyi ifade eder. Aynı şekilde mutluluk da aklın yönetiminde, erdemli, ahlâklı ve özgür bir yaşam sürdürmekle mümkün olabilmektedir.

Burada bir soru akla geliyor:

Spinoza bir eudamonist* midir?

Ayrı deyişle Spinoza yaşamanın ereğini mutlulukta bulan bir düşünür müdür? Eğer böyle ise, bütün bir Etika insanın mutluluğu için bir araç olacaktır. Dolayısıyla Tanrı, doğa, kısaca her şey, insanın mutluluğun aracı durumuna gelecektir. Bu Spinoza felsefesi ile bağdaşması zor bir görüştür. Spinoza felsefesinde mutluluk bir amaç değil, birey özüne göre yaşarsa, yetkinlenen ve özgürleşen bir yaşam sürerse -ki bunlar da amaç değildir- o çizgide mutlu da olur. Önemli olan nasıl bir yaşam sürdürüleceğidir. Bu bakımdan Spinoza bir yaşama filozofudur.

Spinoza’nın yaşama anlayışı Antik Çağ yaşama anlayışlarıyla fazlaca örtüşmez, fakat mutluluk anlayışı önemli paralellikler gösterir. Mutluluk Spinoza için de önemli kavramlardan biridir, fakat taşıyıcı kavram değildir. Mutluluğu amaç yapan, temel alan ahlâk anlayışları ile mutluluğu yaşamanın amacı görmeyen fakat önemseyen bir ahlâk anlayışının ayrımını verebilmek için Antik Çağ mutlulukçu ahlaklarına kısaca değinmek gerektiğini düşünüyorum.

Antik Çağ Mutluluk Anlayışları | Sokrates

Burada ilk olarak Sokrates’e değinmek istiyorum. Sokrates insanın kendisini bilmesi ve kendisi ile uyum halinde olması gerektiğini söyler. İnsanın kendisini bilmesi ve kendisiyle uyum halinde olması, onun aklın yönetiminde olması ve kendisi için yararlı olan doğru bilgiyi elde etmesi demektir.

Sokrates’in ahlâk anlayışında ilk olarak “bilgi“yi ortaya koyması Spinoza ile aralarında benzerlikler olduğunu açıkça göstermektedir. Bilmek, Spinoza felsefesinde özgürlüğe, erdeme, tutkuların köleliğinden kurtulmaya giden yoldur ve bütün felsefesi bilmeye ve bilgiye dayanmaktadır. Bu bağlamda da Spinoza felsefesinde mutluluk bilmeye dayanır. Mutluluk insanın kendisini bilmesi ve kendisinden açıldığı Tanrı’yı bilmesi ile gerçekleşmektedir.

Her iki düşünürün bu görüşlerinde paralellikler olsa da bilgiyi aradıkları yerlerin birbirinden büsbütün ayrı olduğunu belirtmek gerekir. Sokrates’e göre akıl, kavramın genel-geçer bilgisini elde etmeye çalışır. Spinoza’da ise akıl, bireyin özündeki Tanrı’ya yönelir. Sokrates’te kavramı, kavramın kapsamını bildiğim zaman erdemli davranıp mutlu olabiliyorum. Spinoza’da ise içimdeki Tanrı’yı yaşadığım zaman, o öze göre yaşadığım zaman erdemli ve mutlu olabiliyorum.

Sokrates’in erdem anlayışı Spinoza’da gördüğümüz gibi bilgi ile birliktedir ve bu bilgi akıl bilgisinden, aklın yönetimi ile elde edilen bilgiden başka bir şey değildir. Bu bilgi doğru olan bilgi; insan için yararlı olan; iyi olan bilgidir. Spinoza’da olduğu gibi yararlı olan, iyi olan olarak ele alınmış ve aklın yönetiminde insanın kendisi için yararlı olanı araması, iyi olanı araması insanı erdemli yapmaktadır.

Erdem bilgidir.

Sokrates’in düşüncesinde de erdemli olmakla mutluluğu bir tuttuğunu görmekteyiz. Sokrates’e göre erdem bilgidir ve erdemli yaşayan mutluluğa ulaşır. Spinoza’ya göre ise özün bilgisine dayanan yaşama yapıcı ve yaratıcıdır. Bu da insanı akılla-sevgiyle davranmaya yani özgür olamaya götürür. Mutluluk burada ortaya çıkar.

“Bilge olmak, doğru ve erdemli olmak, bilgisizliğin işe karışmasına engel olur, bilimin gösterdiği yolda yürümekse insanı iyi ve mutlu kılar. Böylece erdemli olmanın da bir yararı var: İnsanı mutlu yapması. Erdem ruha mutluluk, eudaimonia* sağlar. Biz ancak erdemli olmakla, doğru olmakla mutluluğa erişebiliriz, mutlu oluruz.”

Her iki düşünürde de bilen, bilgisiz gibi yanlışlara düşmez, doğru yaşar. Sokrates’e göre bu yaşama mutluluğa götürür. Spinoza’ya göre böyle yaşarken mutluluk duyulur.

Antik Çağ Mutluluk Anlayışları | Stoa

Spinoza’nın felsefesi ile paralellikler gösteren önemli felsefe anlayışlarından biri de Stoa felsefesidir. Stoa felsefesinde de erdem “bilgi” olarak tanımlanır. İnsan akla uygun, aklın yönetiminde yaşadığı zaman doğanın düzenini ve yasasını bilecek ve ona uyum sağlayacaktır.

“Bilinçli ve akıllı varlığın doğaya uygun olmasını sağlayan da, bu genel yasanın bilgisi, bu yasanın akılla görünüp bilinmesidir.”

Bu bakımdan da Spinoza da olduğu gibi Stoalılarda akla uygun yaşama, doğaya uygun yaşamadır. Akla uygun yaşama, doğaya uygun yaşama da erdemdir. Stoalılarda da insan ilk önce kendine uyum sağlayacak ve kendisinden açılarak doğayla uyum sağlayacaktır. İnsan kendi aklı ile kendi yaşamına, kendine egemen olacak ve doğanın bütünlüğüne katılacaktır. Erdem de insanın aklıyla kendine egemen olması ve doğaya uyum sağlamasıdır. Mutluluk da ahlaklı yaşayışın bir sonucu, erdemin bir sonucu olarak kendiliğinden ortaya çıkacaktır. Böylece Stoa felsefesinde de Spinoza’da olduğu gibi mutluluğun bir erek değil ahlâklı yaşamın bir sonucu olduğu görülmektedir.

Stoalılar insanın kendine egemen olmasını, Spinoza’da olduğu gibi kişinin kendinde aklın egemen olması olarak ifade ederler. Onlara göre tutkular doğaya ve akla aykırıdır. Bu bakımdan insanın tutkularına egemen olması gerekmektedir. Bu da insanın aklıyla mümkün olabilmektedir. Eğer insan aklıyla tutkularına egemen olabilirse, Spinoza da olduğu gibi bu tutkular tutku olmaktan çıkmaktadırlar.

“Erdem, böylece olumsuz bir yolla, duygulanımlardan bağımsızlık, duygulanımlardan kurtuluş, duygulanımlar karşısında özgürlük olarak, apatheia* olarak belirlenir… Erdem yalnızca aklın işidir, hatta erdem doğru işleyen akıldan başka bir şey değildir.”

İnsan tutkularına egemen olabildiği, kendine egemen olabildiği, yalnız kendi kendine bağlı kaldığı, dışarıdan etkilenmediği zaman erdemli ve mutlu olmaktadır. Bu bakımdan da Spinoza’da olduğu gibi bilgi çok önemli olmakta ve yalnızca bilen ve bilgiyi elde eden insan erdemli, mutlu ve özgür olabilmektedir.

“Akla uygun eylem ya da erdem biricik iyidir. Buna erişmeye çalışmak da insan için ödevdir. Eylemlerini dünya bütünün yasaları ile uyumlu kılması insanın ödevi olarak kabul edilince de, bu dünyayı ve bu dünyanın yasarlını tanımaya çalışması da insandan beklenmelidir. Böylece ahlâksal ödevlerin yerine getirilmesi için bilgi de gerekli olur. Dünya bütününü tanıyarak insan bu bütün içinde kendi yerini bilecek ve bu bütüne uyması gerektiğini öğrenecektir.”

Spinoza felsefesinde insan ilk önce duygulanışlarını, onlar üzerindeki kuvvetlerini, kendisini bilir ve aklını sürekli olarak yetkinleştirerek kendisinden açıldığı Tanrı bilgisine doğru ilerler. Bu şekilde insan “Doğa”yı, bütünü ve doğanın yasalarını bilecek ve ona uyum sağlayacaktır. Aklı yetkinleştirmek Tanrı’yı ve onun doğasının zorunluluğundan çıkanları bilmek demektir. Böylelikle insan doğanın düzeni içinde kendisini ve diğer şeyleri doğada olduğu gibi bilecektir. Mutluluk da bu bilgi ile gerçekleşmektedir.

★ Açıklamalar:

– Eudaimonia: Genellikle “mutluluk” olarak çevrilir, ancak bu biraz eksik kalacaktır. İki Yunanca kelimeden türetilmiştir:

Eu-: iyi
Daimon: ruh ya da öz

Yunan felsefesinde, Eudaimonia, bir insan için mümkün olan en iyi koşulların her anlamda, sadece mutluluk değil, aynı zamanda erdem, ahlâk ve anlamlı bir yaşam elde etmek anlamına gelir. Felsefenin nihai hedefi budur. Böylece, mutluluk yerine, Eudaimonia şu şekilde tercüme edilebilir: İyi (ahlâki) bir yaşam sürdürme, insanın gelişmesi ve ahlâki veya manevi başarı.

– Apatheia: Stoa felsefesinde duygu ve tutkulardan arınmış bir akıl halidir. Apatheia “apathy” (yani kayıtsızlık) kelimenin köküdür gene de kavram kayıtsızlıktan ziyade “sakinlik” anlamı kazanmıştır zaman içinde. Bilge ve erdemli kişinin tüm duygulara kayıtsız kaldığı gibi yanlış bir çıkarım yapılmamalıdır. Bilge kişi “haz” değil, “neşe” hisseder (bilge bir yaşam sürdürürken); “korku” duymaz “dikkatli”dir; istenilen şeyler “tutku” değil “dilek”tir.

Devamı için ▸ Mutluluk, Yaşama ve Spinoza | 2

Prof. Dr. Atilla Erdemli

Bu yazılar da ilginizi çekebilir

Yorum Bulunamadı

Cevap Yaz