Naftalin

Nikotin Seven Sardunya Segâh

18 Haziran 2019

Yazı: Nikotin Seven Sardunya Segâh | Yazan: Gökçe Çiçek Gönülaçan

Çok geç kaldım. Koşmam gerek. Biliyorum. Sabahın huzurunu topuklarımın tak tak sesleri bozuyor. Bir de Segâh Teyzenin sabah çayı keyfini.

Sabah ritüelim Segâh Teyzem…

Hayatın içindeki derdi, tasayı, neşeyi, sevinci, yoksulluğu, zenginliği mutluluğu, huysuzluğu yaşanmışlığı her sabah yüzüme vuran, geçmiş zaman aynam benim… Her sabah aynı saatte, aynı yerde gördüğüm mahalle demirbaşı. Olası yangında ilk kurtarılacaklardan. Öyle de olmuş ya zaten. İlk kurtarılmış. Fakat güzel aklı o yangında çoktan kül olmuş gitmiş…

İki katlıyken üst tarafı kullanılmaz hale gelmiş, ahşap viraneye yakın ama tatlı bir ev önünden geçtiğim. Hafta içi her sabah bir selamlaşmamız var. Bazen aleni küfür ediyor. Kızıyor topuk seslerime. Anlayabiliyorum. Bazı sabahlar da pür neşe hayırlı işler diliyor. Yüzünde kocaman bir gülümsemeyle. Bazı sabahlar da konuşası tutuyor. Kız kardeşiyle kaçan balıkçı kocasını anlatıyor.

Gün boyu böyleymiş aslında.

Domestik püf noktaları, yoldan geçen genç hanımlara görmüş geçirmiş tavsiyeler veriyor, çöp çatma inceliklerini anlatıyormuş. Evde kaldığına inandığı ama çoktan evlenip çocuk bile doğurmuş Şermin’e zihin açıklığı dileyip “Niye sınıfta kalıyorsun kızım sen? Tembelsin işte, koca bulalım sana otur evinde bari,” diyormuş.

Kafasından uydurduğunu düşünüyorum bütün bunları. Bazen de çok bilinçli. Ama bazı insanların hiç büyümediğini ve hayatlarının hiç değişmediğini düşünüyor galiba. Onu dinleyebilmem için en az üç saate ihtiyacım varken, neredeyse her sabah fazladan on dakikamı yiyor. Bazen benim de ona küfür ettiğim oluyor tabi. Ama gidiş yolunda kendimi metroya zor bela atınca anlattığı üç cümleyle akıl tokmağım oluyor.

En sevdiği şeylerden biri Arzum fırınının kuru pastaları. Hep diyorum bir gün bir şeyler alıp, köşedeki pastaneden, gidip dinleyeceğim şu kadını. Tozlu kitap sayfaları gibi merak edilesi. Gizemli. Ama yok hafta sonu mesaisi, yok arkadaş ziyaretleri, yok evde çamaşır temizlik derken, aylar geçiyor ve ben hala ona gidememiş oluyorum. Her pazartesi “Gelmedin gene,” diyor. “Bu hafta söz,” diyorum öylece kalıyor.

İşten dönerken, mesaiye falan kaldıysam göremiyorum onu. Ama o virane duvardaki onlarca yoğurt kabına dikilmiş beyaz, mor, bordo, alacalı top top sardunyalar onun yerine bekleyip duruyorlar oracıkta.

Önceden Arnavut kaldırımlı olan sokağa üst üste asfalt döküle döküle ev sokakla bir olmuş nerdeyse. Evin içi daha da gizli. Merak edilesi. Belki de bir müze gibi. Balkondan görünmüyor. Girişte hep aynı yerde ahşap sandalye ve üstünde rengârenk tığ işi minder onun yerine konuşur gibi geliyor bana.

Önemli bir ayrıntı daha var aslında…

Segâh Teyzenin ağzından, elinden, duvarın üstündeki boş alandan, sarma cigarası hiç ama hiç eksik olmuyor. Sardunyaları sularken de, çayını yudumlarken de hatta geçenlere laf yetiştirirken de hep orada o tabaka. Ne zaman geçtiysem bir cigara yakar, izmaritini sardunyanın yoğurt kabına söndürüverir. İçim acır “Yapma şunu” derim geçerken “Onun besini su ve sevgi. Sigara değil.”

Ağzının içinde kalmış son beş dişini göstere göstere bir kahkaha patlatır, sigaradan çatallaşmış sesiyle de “O sardunya farklı. O nikotin seviyor canım benim,” diye cevap verir.

Minik balkonun her yerindeki sardunyalar, canları çıkasıya açarlar da açarlar; nikotin seven sardunyacık da açar. Ama daha cılız açar. Yaprakları daha sarıdır ama açar. Segâh Teyze gibi sanki.

Yaşını bilmiyorum Segâh Teyzenin. Yaşlı işte bas baya yaşlı. Ama asla kabul etmiyor. Ve söylemiyor yaşını “İnsanın yaşı kalbindedir,” diyor. “Kalbim on beş yaşında aşık bir genç kız.”

Hikâyesini de bilmiyorum. Bildiğim; yıkayıp yıkayıp giydiği, hep aynı basma elbise. Azıcık üşüse Türkan Şoray kirpiği desenli yeşil yeleğini geçiriveriyor üstüne. Bazen pazara giderken Paris’ten gelme dediği uzun kurdeleli keten şapkasını geçiriyormuş kafasına.

Bir gün ilaçlarım bittiği için izin aldım bankadan.

Sağlık ocağından öğlene kadar halledip dönecektim ki işler sarpa sardı. Öğleden sonra oldu anca bitti işim. Bankayı arayıp tüm gün izinli sayın beni, dedim. Sıcak, ağır, yağmur yağmayan, kasvetli bir gündü. Metrodan indim ağır aksak biraz yürüdüm. Köşedeki pastaneye uğrayıp atıştırmalık bir şeyler aldım. Biraz fazla aldım. Balkondaysa laflarız azıcık keyfim yerine gelir, ona da veririm diyerek bir kutu daha kuru pasta yaptırdım.

İyi niyet sokağına doğru döndüğümde bir ambulans, bir itfaiye arabası, kalabalık insan topluluğu ve birkaç polis arabası vardı. Beş apartman sonrası bizim site zaten. Umarım bizde bir şey yoktur diye mırıldanırken Segâh Teyzenin virane üst katından dumanların çıktığını gördüm. Eyvah, dedim, sonunda tutuştu.

Biraz daha ilerleyince, uzaktan dumandan kapkara olmuş yaşlı yüzünü ve yırtılmış elbisesinin eteklerini gördüm. Alel acele ambulansa bindiriyorlardı. Koştum ama yetişemedim. Ambulans sokaktan çıktı. Sirenini öttürerek gözden kayboldu. Etraftakilere sordum. Çiçeğin içindeki sigara tül perdeyi tutuşturmuş. Yangın öyle başlamış. Kapının kilidini de açamayınca balkondan bağırmış yetişmişler. Son anda bir yangından daha güç bela kurtulmuş.

Çoğunlukla bakkal Hasan ve karısı ilgileniyorlardı onunla. Çünkü maalesef kimsesi yoktu. Benim de kimsem yoktu. Niye ilgilenmedim diye çok kızdım kendime. Oradan eve gittim. Kâbus dolu bir gece geçirdim.

Ertesi gün iş dönüşü Hasan Amcadan öğrendim. Kızılay, evin arsasını bağışlaması kaydıyla onu huzur evine yerleştirmiş. Daha fazla vakit kaybetmemeliyim diyerek huzur evinin adresini aldım ve ilk cumartesi eşimle ziyaretine gittim. Hemşire “Bahçede” dedi.

Çiçeklerin içinde bir bankta öylece oturuyordu.

Koşarak ona doğru yöneldim. Beni fark edince “Git buradan kahrolası,” diye bağırdı. “Yanındaki şerefsizi de al git.”

Ne olduğunu anlayamamıştım. Segâh Teyze küfürler edip çığlık çığlığa bağırıyordu. Görevliler gelince sakinleşti. Meğer beni seneler önce kocası Ayhan’la kaçan kız kardeşi Sevgi zannetmiş. Arkamızdan bana sigara getirin kahrolasılar, diye bağırıyordu.

O kadarcık görebildik Segâh Teyzeyi o gün. Eşim kızdı, sinirlendi. Bunun için mi geldik onca yolu, diye. Ertesi hafta bir kez daha gittim bu kez yalnız. Arzum fırının kuru pastaları ve tütüncüden aldığım on tane sigarayla. Tanımadı beni ama kız kardeşi de sanmadı bu sefer. Elimi tut dedi. Tuttum. “Yaşlı mıyım ben? Bu kadın kim?” dedi.

“Sen kalbi aşk dolu, on beş yaşındaki Segâhsın,” dedim ona, “Ben de senin mahalle arkadaşınım. Dertleşmeye geldim.”

“Dert tutma” dedi. “Keder depolama sakın. Kederden yangın çıkar…”

“Tamam,” dedim sanki yapabilecekmişim gibi.

Birkaç sefer daha gittim geldim yanına. Sonra aralar arttı. Günlük koşturmacalardan yine hep erteledim durdum.

Bir pazar kahvaltıda eşim “Bir şey söyleyeceğim ama üzülme,” dedi. Göztepe’deki bakım evinde yangın çıkmış. İlk aklıma gelen Segâh Teyzenin yangını çıkardığıydı. Hayır, elektrik panosundan çıkmış. Onun odasının katında çok duman olmuş. Dumandan zehirlenmiş ve vefat etmiş. Dedim ki “Ah Ersin gitmedik bir daha ama ben anladım. Segâh orada çok keder biriktirmiş…”

Çanakkale, 28.05.20019
Gökçe Çiçek Gönülaçar

Bu yazılar da ilginizi çekebilir

16 Yorum

  • Cevapla Didem Çelebi Özkan 18 Haziran 2019 at 16:30

    Gökçecim aramıza hoş geldin.
     
    Bu öyküyü örnek olarak yolladığında, okumayı bitirdiğim anda “bizde yazmalı” diye düşünmüştüm. Burada olduğun için inan çok mutluyum. Umarım bizler için bugüne kadar oldukça keyifli geçen SenVeBen yolculuğu senin için de mutluluk verici olur.
     
    Sevgiler canım

    • Cevapla Özge Can 18 Haziran 2019 at 17:16

      Daha bir kaç gün önce tanıştığım komşu teyzenin hikayesini okudum sanki. O kadar gerçek, o kadar kalbe dokunan. Evren bu hikayeye taşıyormuş beni demek ki 😊
       
      Hoş geldin aramıza sevgili Gökçe.
       
      Sevgiler 💙

      • Cevapla Gökçe Çiçek Gönülaçar 18 Haziran 2019 at 22:36

        Hoş buldum sevgili Özge 😍

    • Cevapla Gökçe Çiçek Gönülaçar 18 Haziran 2019 at 22:35

      Hoş buldum sevgili Didem Hanımcım… 😍

  • Cevapla Atakan Balcı 18 Haziran 2019 at 18:07

    Ne kadar güzel aktamışsınız ve ne kadar etkileyici bir kurgu. Teşekkür ederim

    • Cevapla Gökçe Çiçek Gönülaçar 18 Haziran 2019 at 22:36

      Atakan Bey teşekkürler 😊

  • Cevapla Kübra Mısırlı Keskin 18 Haziran 2019 at 18:47

    Böyle içten bir kalemle tanışmak bana çok iyi geldi. Aramıza hoş geldin Gökçe 😊😊

    • Cevapla Gökçe Çiçek Gönülaçar 18 Haziran 2019 at 22:37

      Kubra Hanımcım inanın ben de cok mutlu oldum 😍

  • Cevapla Çiğdem Mertoğlu 18 Haziran 2019 at 22:24

    Bu öyküyü okurken olayları sanki ben yaşadım. Elinize yüreğinize sağlık. Öykünün bende bıraktığı hissi tarif edemem. Mutluluk, sevgi, hüzün, merhamet tüm duyguları yaşadım. İyi ki aramıza geldiniz…

    • Cevapla Gökçe Çiçek Gönülaçar 19 Haziran 2019 at 16:03

      Gerçekten çok mutlu oldum yorumunuza
       
      Sevgiler 🙂

  • Cevapla Beril Erem 18 Haziran 2019 at 22:39

    Sevgili Gökçe, aramıza hem hoş geldin hem de bu güzel başlangıç öyküsüyle sefa getirdin.
     
    Keyifle okudum öykünü 🍀

    • Cevapla Gökçe Çiçek Gönülaçar 19 Haziran 2019 at 16:04

      Beril Hanımcığım… 😊
      Çok teşekkür ederim.

  • Cevapla Doç. Dr. İsmet Esenyel 19 Haziran 2019 at 04:24

    Segâh Teyzenin sonu çok dramatik oldu.. Hayat işte, sanki gündelik yaşsmımızın her anında karşımıza çıkacakmış gibi samimi, bilindik ve içten.
     
    Tebrik ederim bu guzel oyku için.

    • Cevapla Gökçe Çiçek Gönülaçar 19 Haziran 2019 at 16:05

      Hocam, teşekkür ederim.

  • Cevapla Bilsay Gönülaçar 19 Haziran 2019 at 22:43

    Sevgili eşim, bu güzel yazın için seninle gurur duydum. Başarılarının devamını diliyorum.

  • Cevapla Zeynep Mete 23 Haziran 2019 at 17:01

    Sevgili Gökçe;
    Muhteşem bir öykü, kalemine sağlık.
    Aramıza hoşgeldin.
     
    Sevgiyle…

  • Cevap Yaz