Gırgırına

Ofiste Happy Hour

10 Haziran 2019

Gırgırına | Ofiste Happy Hour | Cem Albayrakoğlu

Gecen akşam oturuyoruz, malum ben gene anlatıyorum. Nasıl şaşkın şaşkın; “Yok artık bu da mı seni buldu? Bunu da mı yaptın?” nidaları eşliğinde beni dinliyor görmen lazım. Oysa ki ben arkadaşlardan duyduklarımı anlatıyormuşum di mi? Yok yok hepsini ben yaşadım 😂😂 Yapacak bir şey yok, ben de böyleyim işte…

Yıllar sonra, hayatımın yargılanmadan, yok “Neden öyle (bu sefer doğru yazdım; n’aber editör 😝) değil, neden böyle değil?” yok “Hep senin dediğin oluyor” yok “Onu neden aldın?” falan diye suçlanmadan, sorgulanmadan yaşayabildiğim bir dönemindeyim. Güzel bir duyguymuş tavsiye ederim 😉

Ben ona durmadan geçmişte error verdiğim, beni neredeyse yıkıma götüren olayları anlattıkça, o, bir o kadar tutarlı bir şekilde tüm üzüntülerimi bertaraf ediyor ki ben bile error verdiğim düşüncelerimin ne kadar saçma olduğuna neredeyse inanıyorum. Bazen Bilal’e anlatır gibi anlatıyor ama en önemlisi sıkılmadan bir daha, bir daha anlatıyor. Bir nevi terapi 😉

Güzel bir duygu. Daha hiç yargılamadı. Onun bu yargısız halleri karşısında içimden “Allah Allah, vay beee,” demiyor değilim doğrusu. Aaa bak şimdi dışımdan da söyledim… Hadi hayırlısı, kısmet, nasip…

Sık kullandığım kendimce kelimelerim vardır benim: daga digo, öyleyken böyle (editör bak gene doğru yazdım 😂) gibi… Seviyorum bu kelimelerimi; evet anlamsız ama alışmışım, tıkandığımda kurtarıcı sözcükler bunlar benim için, hem her yere uyuyor bence. Daha hiç “Cem ne saçmalıyorsun sen?” demedi mesela bu konuda da…

Ben ofis hikayemi yazacaktım değil mi 😉 Bir anda kendimi içimdekileri yazar halde buldum. Bu da değişik oldu. Neyse bu kadar içimi dökmek yeter, gelelim yeni hikayeye 😉

Belki bir gün ben de Bitişler ve Yepyeni Başlangıçlar diye yazarım. Ne de olsa bayağı bayağı yazar oldum.

4 sene önce hayatımda ilk defa SGK’lı, Tam Akbil’li bir işe girdim.

😂😂😂

Öyle demeyin Tam Akbil önemli. Sağ olsun çocukluk arkadaşım beni işe aldı ve tamı tamına dört yılı geride bıraktık bile. Başta tabi zorlandım ama sağ olsunlar çok yardımcı oldular.

Ofiste cumaları happy hour yapılıyor genelde. Ben de alkol hiç sevmem biliyorsunuz 😂😉 Saat 4 gibi çalışan arkadaşlardan biri “Cem bir bakar mısın?” dedi. Tabii, dedim.

Odaya bir girdim ki viski açılmış, hafiften yudumlanıyor, çıtırdan kuruyemiş de masada. Ufaktan sohbet de başladı. Derken başka bir çalışan arkadaş geldi, tabii o da muhabbete katıldı. Bu arada ofiste çalışan yönetim kadrosu plus ben hepimiz çocukluk arkadaşıyız. 4-6 arası, tam plaza beyaz yaka misali takılıyoruz.

Şimdi viski deyince birilerinin aklına hemen röpteşambır gelmesin 😂😂 Onu başka zaman anlatırım 😝

Neyse saat 6 olunca sanki mesainin bitmesini bekliyormuşuz dağıldık dermişim. Yok öyle bir şey tabii. Müziğin sesi yükseldi sadece. Neler neler çalıyor; pop, arabesk, klasik, jazz (yok jazz biraz abartı oldu sanırım. O bu ortamda değildi 😂😂😂)

Tabi viskiye başladığımız odaya, diğer çalışan ve patronların gelmesiyle sığamayınca patronun odaya geçtik. Daha konforlu, daha rahat… Sesi duyan geliyor, sesi duyan geliyor…

İlk şişe pıt diye bitti, derken ikincisi de yeni katılanlarla biti verdi anında. Arada götürülen Efes Pilsenleri saymıyorum bile. Yeni şişe gelene kadar, arada Efesler tüketiliyor öyle diyeyim ben size.

Kaç kişi olduk toplamda diye merak merak ettiğinizi düşünerek başlıyorum saymaya. İki patron, bir junior patron, etti 3. Patronun kardeşi + ben, etti 5. 2 de satıştan arkadaş, etti mi sana 7. Şaka maka kalabalıkmışız… Gece bir iki arkadaş daha geldi ama onlar fasulye, bizim kadar kafa olamadılar.

Üçüncü şişe viski de geldi.

7 kişi sünger misali onun da hakkından geldik itina ile. Videolar hâlâ duruyor ama göstermeye gerek yok 😂😂

Evden arıyorlar; nerde kaldın falan ama sesten ne kendi konuştuğumu ne de karşı tarafın dediğini duyamıyorum.

Dedim; “Happy hour.”
Dedi; “Gelince gösteririm sana happy hour’u.”
Dedim; “Peki.”

Bir ara kendimizi o kafayla halay çekerken mi, yoksa toplu halaydan yerlerde sürünürken mi görmedik varın orasını size bırakıyorum ama ne gülüyoruz hem de ne gülme…

Saat olmuş gece 1, biz hala viski derdinde. Toplamda 4 şişe viski bitmiştir rahat. Zurnaya bağlayınca nasıl döneceğiz telaşı sardı bir süre sonra. Ya Allah Bismillah dedik keselim happy hour’u ama kimse ayakta duramıyor.

Metro durağı hemen ofisin önünde olduğu için metro kısmı sorunsuz bitti benim açımdan. Bu arada midem kazınıyor hiç yemek yememişim, açlık tavan. Kafamdan Marmaris Büfe geçiyor, orda yerim hesabı.

Metrodan indim metrobüse doğru yürüyorum ama hangi çıkıştan metrobüse bağlanacağımı bulamıyorum kafam o kadar iyi. 10-15 dakika çıkacağım yeri aramakla geçti, sonra buldum Allah inandırsın ve metrobüse bindim. En önde sağda tekli koltuk var ya oraya oturdum. O sırada eve haber vermek sonunda aklıma geldi. Kim bilir telefonda ne anlattım, orası yok bende.

Hangi durakta olduğumu görmek için arada gözümü açıp bakıyorum.

En son baktığımda köprü üstündeyim. Daha var Söğütlüçeşme’ye, gözlerimi dinlendireyim 😜😜 azcık diye kapadım. Ama kapatınca köprü, metrobüs her şey ama her şey dönüyor. İçimden “Bok var içtin,” diyorum. Dönme geçince suratta anlamsız bir sırıtışla “Mis mis oldun,” diyorum. Duygular nasıl karışık belli değil. (Tam konuşmalık olmuşum 😉)

Bir ara bir daha baktım hangi duraktayım diye, şimdi aklıma gelmiyor ama şeyin olduğu durak, AVM var ya KidZania’nın olduğu, evet o durak. İçimden daha iki durak var deyip gene kapadım gözümü ve bilin bakalım ne oldu 🤔

Aaa bir de gözümü açtım ki metrobüs Söğütlüçeşme’den ikinci tura karşıya doğru yol almış. Köprüye iki durak kala attım kendimi dışarı.

Anam Kadıköy yönüne metrobüs gelmek bilmiyor. Bu sefer de durakta uyuya kalırım diye gözlerimi dinlendiremiyorum malum saat 1’i çoktan geçti. Durakta iki tıfıl ellerinde bira takılıyorlar, aynı banka oturuyoruz. Ulan battı balık yan gider, şeytan dedi, takıl şunlara şaka şaka dinler miyim şeytanı. Ben olmuşum şeytan zaten. Allah’tan geldi metrobüs bindim ama gözlerim kapandı kapanacak. Kapanmasın diye nasıl mücadele ediyorum bilemezsiniz.

Sonunda tekrar kaçırmadan indim metrobüsten ve bindim bu sefer minibüse. Aklımda tabi ki yemek yemek var. Ve elbette yedim Goralı ve Amerikanlı Dilliyi. Hem de ikişer ikişer. Karınım doyunca geldim kendime çok şükür.

Evdekiler de merak etmemiş değil tabi. Kendime gelince hiçbir şey yokmuş gibi eve girdim. Elbette evdekiler öyle karşılamadı ama kısmet…

Demem o ki 😂😂 ahh alkol ahhh…

Kalın sağlıcakla.

Gırgırına,
Cem Albayrakoğlu

Bu yazılar da ilginizi çekebilir

3 Yorum

  • Cevapla İrem Savaş 10 Haziran 2019 at 10:31

    Ahaha Cem Abi, eğlenceli yazılarını heyecanla bekler moddayız. Aklıma ilk iş görüşmesi deneyimim geldi, heyecandan Mecidiyeköy’de bindiğim metrobüsten Florya yerine Beylikdüzü’nde inmiştim. Bazen n’apıyoruz, Biz de bilmiyoruz sanırım 😀
     
    Kalemine Sağlık!

  • Cevapla Sinem Çelebi 10 Haziran 2019 at 16:17

    Cemoooo, özlemişim senin maceralı hikayelerini okumayı. Soluksuz okudum, sanki ilk defa dinliyormuşum gibi (Evet dinlemedim “okudum” editör ama Cem’den dinlemeye alışık olunca.)
     
    Gırgırına sağlık canım ☘️

  • Cevapla Demet Uncu 10 Haziran 2019 at 18:03

    Yazınızın başında yer verdiğiniz içten ve samimi düşünceleriniz nedense beni mutlu etti 😄 Karşındakini yargılamadan dinleme ve fikrini söyleme konusunda siz de hiç fena sayılmazsınız. Happy Hourlarınız bell, ölçülerde mutlu etmeye devam etsin sizi 😍
     
    Sevgiler

  • Cevap Yaz