Yaşamak Yaratmaktır

Spor, Ahlâk ve Adalet | 5

12 Haziran 2019

Yazı: Spor, Ahlak ve Adalet | 5 | Yazan: Prof. Dr. Atilla Erdemli

Spor, Ahlâk ve Adalet yazı dizisinin tüm bölümleri:

Spor, Ahlâk ve Adalet | 1
Spor, Ahlâk ve Adalet | 2
Spor, Ahlâk ve Adalet | 3
Spor, Ahlâk ve Adalet | 4
Spor, Ahlâk ve Adalet | 5

2.6. Profesyonellik

Profesyonel, bir konudaki bilgi ve becerisini pazarlayan insandır. Spor bakımından “profesyonel”, bir spor dalındaki becerilerini pazarlayan sporcudur. Tanımı uyarınca, profesyonelliğin amacı, ilkin ve önemle spor değildir. Spor profesyonel için bir metadır. Profesyonel için ilk sırada malını pazarlamak gelir. Sporcu becerisini gösterir, profesyonel spor kulübü de o beceriye talip olur. Bunun bir bedeli vardır ve anlaşma yapılır. Hiçbir profesyonel sporcunun anlaşmasında her maçta şu kadar gol atacak veya gol atılmasına ortam hazırlayacak diye bir madde yoktur. Ücret görülen beceriye ödenmiştir ve becerinin sürekliliği beklenir, umut edilir.

Profesyonel sporcu sembolik alandan, gerçeklik alanına inmiştir ve inerken de o eylem alanını taşımıştır. Olayın gerçeği budur ve bu durum bilinirse bazı olayları nedenleriyle anlamış oluruz.

Bir sporcunun sportif becerisini pazarlaması ayıp değildir; sembolik bir alandan gerçeklik alanına, piyasa alanına inmiş olması da doğru yapıldıktan, sporun temel yapısına, öz niteliklerine bağlı kalındıktan sonra spora aykırı değildir. Bunu başarabilmek de öyle çok zor değildir; yeter ki doğru bir spor eğitimi alınmış olsun.

Spor doğuştan gelmez.

Doğuştan gelen yalnızca kabiliyetlerdir ve onların açılması somutlaşması gerekir. Spor öğrenilir. Bireyin istediği ölçüde sportif kabiliyeti ve hatta sportif dehası bulunsun, yolunca eğitilmediyse ondan bir sporcunun çıkması büyük bir şans olayıdır.

Günümüze baktığımızda futbol ile başlamış bir profesyonelleşme olayı var. Spor gibi çok duyarlı, hemen bozulabilen, kırılgan bir alanda profesyonelleşmeye paralel bir spor eğitiminin varlığından söz edilemez. Var olan spor eğitimi sportmen insanlar yetiştirmeye değil, başarılı sporcuların çocuk yaşta bulunmasına, sportif becerilerinin geliştirilmesine ve profesyonel alana sunulmasına yöneliktir.

Bu gelişme günümüzün yükselen değeri “para”ya uygun bir gelişmedir. Ne var ki, bu gelişme yine ağırlıklı olarak futbolda mafyalaşma gibi sporla hiç bağdaşmayacak bir olayı da ortaya çıkartmıştır. 21. yy.’ın başlarında bir spor dalının, kendisinin sanayi olduğu söyleniyorsa orada sporu bulmakta çok zorlanacağımız da açıktır. Her sanayi bir tüketici kitleyi gereksinir. Futbolda bu kitle saldırgan, şiddete düşkün, sürü psikolojisiyle davranan, ezikliğini takımının başarısıyla perdelemek isteyen, futboldan, oyun olarak futbolun inceliğinden çok takımının gol atmasını izlemek istemektedir.

Bu kitle futbol takımının renkleri yöresinde gelişen bir üretim-tüketim ilişkisini de yaratmıştır. Bayraklar, boyun atkıları, anahtarlıklar, cüzdan, çıkartmalar, şapkalar, parfümler hatta terlik gibi pek çok mal taraftar denilen kitleye hazırlanır. Onlar takımının şapkasını, kaşkolunu takacak, saatlerce kuyrukta bekleyip bilet alacak, takımı için birkaç saat hoplayıp zıplayıp bağıracak, davul çalacak, takımıyla ilgili şarkıları söyleyecek, bayrak sallayacak, kızacak, küfredecek, sevinecek, üzülecek; hakeme, karşı takımın taraftarına, hatta iyi oynamayan kendi takımının sporcusuna saldıracak, maçtan sonra meyhaneye gidecek, sokaklarda tezahürat yapacak ve bütün bunlarla Türkiye’de hacmi 250 milyon dolar cıvarında tahmin edilen Futbol Sanayinin ayakta kalmasına çok önemli bir katkı sağlayacaktır.

“Bütün bunlar profesyonelleşme ile ortaya çıkmıştır,” denilirse eksik bir yargıya varılmış olunur. Bütün bunlar kötü profesyonelleşme ile ortaya çıkmıştır. Kötü profesyonelliği irdelemek için amatörlüğün ne olduğu üstüne biraz aydınlanmak gerekir kanısındayım.

2.6.1. Amatörlük

Amatör, Latincedeki amare (sevmek) kelimesinden türetilmiştir. Bir konuyla, bir etkinlikle ondan çıkar elde etmek için değil, onu sevdiği için ilgilenen anlamına gelmektedir. Bu anlayış “para”nın çok önemli, hatta merkezdeki değer durumuna geldiği ,özellikle 20.
yy’ın ikinci yarısından sonraki gelişmelerde, içinde bir çıkar elde etmek, bir yarar salamak, bir fayda üretmek bulunmadığı için küçümsenmiştir. Bu nedenle bir işin iyi ve başarılı yapılması söz konusu olduğunda “profesyonelce” sözü kullanılmıştır ve kullanılmaktadır.

“Profesyonelce” nitelemesinin geçerli bir yanı vardır. Profesyonel kavramını ele aldığım sırada, onun malını pazarlayan kişi olduğuna, pazarlanan malın da iyi mal olması gerektiğine değinmiştim. Profesyonelin bu özelliği açısından bakılınca “amatör”, işin acemisi, konunun heveslisi, daha çok şey öğrenmesi gereken, deneyimsiz, henüz gelişmemiş
gibi anlamlar yüklenerek kullanılır. Bu kullanımda bizim dil tembelliğimizin de büyük payı vardır. Birçok dilde amatör sözüne yüklediğimiz bu anlamlar “başlangıçta olan” anlamındaki sözcüklerle dile getirilir. Örneğin Almancadaki Anfaenger böyle bir sözcüktür. Öyleyse amatör sözünün anlamı nedir?

“Sevgi”den ne anlıyorsak “amatör”ü öyle yorumlarız.

Sevgiden gelip geçici duyguları, hevesleri, küçük hoşlanma atılımlarını anlıyorsak amatör de böyle davranan biri olacaktır. Sevgiden gelip geçici duyguları değil de yapıcı ve yaratıcı etkinliklerde kendisini gösteren, akılla bütünleşmiş gelişen bir süreci anlıyorsak amatör de böyle bir sürece göre biçimlenecektir.

Sporu anlatırken, insanın harekete göre yapılandığına; bu nedenle sporun insan için bio-psiko-sosyal bir temel ihtiyaç olduğuna; bu nedenle sporun insan için bir temel hak olduğuna; insanın spora geçici bir hevesle değil, bir bilinçle başlaması gerektiğine; her bireyin kendi varlık yapısına en uygun sporu yapması gerektiğine; bununla insanın hep yapıcı-yaratcı olacağına, hem de özgün bir yaşama sevinci duyacağına; sporun doğru öğrenilip, doğru yapıldığı zaman özel bir yaşama biçimi olduğuna ve bu yaşamanın da olağan, günlük yaşamanın üzerinde, ona paralel ve onu zenginleştirip, güçlendirdiğine, bütün bunlar için sporun özüne göre; yani sporun kendisi için yapılması gerektiğine, çünkü sporun amacı kendisinde bulunan bir eylem olduğuna ve bireyin sporu ondan zevk aldığı için yaptığına değinmiştim. Bu belirlemelerin hepsi bir bütündür, gelip geçici değil, ciddi bir etkinliktir ve bu bütün de özü gereği, yapısı gereği amatördür.

Önemli olan profesyonelleşmeye karşın sporun temel özelliklerini yitirmemesidir.

Bu olabilir mi?

Biraz önce bir futbol karşılaşması örneği verdim. Orada futbolcular istedikleri kadar profesyonel olsunlar, spordan ödün verilmez, tersine profesyonel olarak da spor yapıcı-yaratıcı gücünü sürdürür ve profesyonel sporu kaliteli kılar. Günlük yaşamada da sık sık “sportmence” deyimi kullanılır. Deyim,profesyonel sporda, sporun temel niteliklerine özgü olan amatörce bilinç ve duyarlığı çağrıştırmak amacını güder. Profesyonelce yapılan spor, sportmence olduğu sürece tehlike yoktur. Profesyonel sporun sportmence olabilmesi, toplumda tek tek bireylerin doğru spor eğitimi alabilmeleriyle olasıdır. Spor yalnızca sportif güç ve beceri değildir. Spor bir kültür olayıdır, spor bir yaşama duyarlığıdır, spor yaşamanın yüceltilmesidir. Bir toplum, sporu, bu bakımlardan öğrenir ve yaparsa o toplumun her kesiminde sportmence yani Fair Play davranışları görmek zor olmaz.

Fair Play anlayışının sporda profesyonelleşmenin yarattığı sorunlar nedeniyle önem kazanması bu düşüncelerin geçerliğini göstermektedir. Doğru Spor Bilinci’nin bulunmadığı ve sporcu olanların rastgele yetişip geldikleri ortamlarda amaca ulaşmak için her yol geçerli olur. Amaç kazanmaktır. Oradaki spor karşılaşmalarında bu kişiler birer sporcudan çok birer homo quadratos olarak kendilerini gösterirler; hem de spor ve sporcu adına. Bu kişiler kavramın en olumsuz anlamında profesyoneldirler. Profesyonelliğin böylesine katı ve kaba olduğu ortamlarda sporla birlikte onun en evrensel özelliği de yitirilir. Bu özellik Hümanizma’dır.

2.7. Bir Hümanizma olarak Spor

Hümanizma Latin dilindeki homo (insan) sözcüğünün sıfatı olan humanus’tan türetilmiştir. Hümanizma Latin kültüründe ilk kes Cicero tarafından humanitas olarak kullanıldı.

Humanitas iki anlam içermekteydi:

İlkin, insanın yaşamasını temellendirdiği, nasıl yaşaması gerektiğine ilişkin görüşü, ikinci olarak da insanın doğasını dile getirmekteydi.

Hümanizma kavramı değişik biçimlerde yorumlanıp günümüze değin gelişerek geldi.

Hümanizma insanın en temel sorusunu ortaya koyar:

▻ Nasıl Yaşamalıyım?

Bu soru da bir başka soruya geri gider:

▻ Ben nasıl bir varlığım?

Her iki soru da birbirinde temellenir. İnsan ne ve nasıl olduğunu bilmeden ne yapacağını ve nasıl yaşayacağını gerektiği biçimde bilemez. Ayrıca her iki soru da insanın kendisi tarafından yanıtlanması gereken ve kendi yaşama sorumluluğu bakımından önemli sorulardır. Bu iki soru hiçbir zaman bir kere yanıtlanıp bırakılamaz. İnsanın sürekli olarak kendisiyle hesaplaşmasını ve sürekli olarak yaşamasını daha yetkin olana göre yapılandırmasını istemektedir.

Burada hümanizmanın önemli bir yanıyla karşılaşırız:

Hümanizma bir kerelik değildir, süreklidir.

İnsan tekdüze yaşaması bulunmayan bir varlıktır: İnsan birbiriyle ilişkili değişik yaşama bağlamlarının devinen bir bütünlüğüdür. Bir günlük yaşaması içinde birey bunların birinden diğerine geçer ve o bütünlüğü sürdürür. İnsanın yaşama bütünlüğünü oluşturan temel yanlardan biri de spordur. Doğru yapılıp, sürdürüldüğü zaman spor insanı değişik bakımlardan senginleştirir.

Örneğin:

* Yormasına, değişik sıkıntılarına, bazen üzmesine, hüzün vermesine karşın spor insan için bir eğlencedir: Hoşca geçirilen etkin bir zamandır.

* Spor mekanik, tekdüze yapıldığında sıkıcıdır. Sporu çekici yapan her seferinde yeni olması ve bireyi daha yetkin davranmaya yönlendirmesidir.

* Spor yaratıcı olmayı ister. Sportif yaratıcılık, spor eyleminin canlandırıcı güçlerinden biridir.

* Spor insanın kendisini özgür duyduğu bir eylem alanıdır.

* Spor insandan kendisine özgü bir yaşama sorumluluğu ister.
İnsan kendi sportif varlığını ya da sahibolduğu sporcuyu tanımadan spor yapamaz; yaparsa da sürdüremez. Sorumlluk ilkin burada, kendini bilmededir. Sonra kendini geliştirmede sürecektir.

* Sporda rakibim dostumdur. Bu bakımdan insanı insana bağlar.

* Spor insandan kendisine egemen olmasını ister.

* Spor bir hoşgörü olayıdır.

* Spor olağan yaşamanın üzerinde, daha yüksek davranışları gerektirir.

* Spor dayanışmayı ve katılımcılığı gerektirir.

* Spor bireyin özgün sportif yaşamına dayanır. Bu nedenle özgün davranabilmeyi, eyleyebilmeyi gerektirir.

* Spor kurallara saygılı olmayı ve uymayı gerektirir.

Spor doğru yapıldığı zaman onun doğası gereği olağan olan bu özellikler insanın yaşamasına girer ve bütününe yayılır, yerleşir.

Böylece yaşamasında spora göre biçimlenmeler de bulunan bir insan ortaya çıkar. Bu varlığımıza katılan spor yapan insandır. Spordaki hümanizma, her birimizde kendimize özgü ve içkin olarak bulunan, kendi spor yapan insanımızın bizde somutlaşmasıyla gerçekleşir.

İnsanın varlık yapısı bakımından spor bio-psiko-sosyal bir ihtiyaçtır. Bu bakımdan spor, yukarda da değindiğim gibi, insan için vazgeçilemez, devredilemez bir ihtiyaçtır. Bu hak hümanizma ile daha da güçlenir. Böylece spor insanın bir temel hakkı olarak somutlaşır.

Sporun bir temel hak olması bakımından dünyaya baktığımızda büyük bir adaletsizlikle karşılaşırız. Ne pahasına ve nasıl olursa olsun kazanmaktan başka bir şey düşünmeyen profesyonel sporculardan aynı kaygılarla köşesini dolduran spor yazarına, başarı krizleri içindeki kulüp yöneticisi ve başkanından sporculara baskı yapan teknik yöneticiye, başarı için doping maddesi alan sporcudan doping maddesi için silici maddeyi sağlayan yetkililere, spora başlama ve yapma olanağı bulamamış milyonlarca yetişkinden spor yapma hakkı ellerinden alınmış milyonlarca çocuğa ve gence dek dünyamızda sporda büyük bir adaletsizlik yaşanmaktadır. Bu adaletsizliğin giderilmesi bir ütopya değildir. Hakların ve özellikle insanın temel gereksinmeleriyle ilgili hakların lüks olmamak gibi bir özelliği bulunmaktadır. Eğer aydınlanan bir dünya, demokratikleşen bir toplumsal yaşam isteniyorsa insanların temel haklarının ön sıraya çıkartılması gerekir. Bunun için sporun ilkin bir temel hak olarak tüm toplumlarca kabul edilmesi gerekir. Çünkü spor böyledir.

Pro. Dr. Atilla Erdemli

Bu yazılar da ilginizi çekebilir

Yorum Bulunamadı

Cevap Yaz