Aşk ve Farkındalık

İmkansız

18 Temmuz 2019

Öykü: İmkansız | Yazar: Ateş KaradenizYıllardır tanıdığınız birini yeni görmeye başlamışsınızdır. Bu his her zaman baktığınız buğulu bir camın temizlenmesi gibi bir histir. Her şey daha net, daha güzel ve parlaktır. Şöyle bir an iç çekip durduğunuzda da bakmakla görmek arasındaki farkı anlayıp gülümsersiniz. İşte bana da tam öyle oldu.

Denize karşı rakımı doldurmuş, yaz serinliğinin tadını çıkartıyordum. Güneş gökyüzünden çekilmeye ve hakim olduğu kızıllığı maviye katmaya başlamıştı. Önümdeki bu manzara günün en sevdiğim zamanını bana veriyordu. O yüzden hemen bir keyif sigarası yaktım. Küllüğüm çiçek motifleriyle oyulmuş küçük bir ağaç parçasıydı. Keyifli dumanlarım havada dağılırken, karşımdaki bu ironiye buruk bir gülümsemeyle baktım. İzmaritle yanan ormanların anısına, yanımda yanmaktan vazgeçen bir ağaç parçası vardı. Aynı acıya alışan insanlar gibi…

Düşüncelerimden sıyrıldığımda bakışlarımı ona çevirdim.

Gülümsüyordu. Daha önce karşılıklı ya da yan yana oturmuşluğumuz çoktu ama gülerken gözlerinin kısılması hiç bu kadar güzel gelmemişti. Gözlerimi gözlerinden, parlayan gülüşüne indirdiğimde gamzelerindeki neşesine karışarak güldüm.

Çok güzeldi ama onu gerçekten güzel yapan gözlerimi süsleyen yüzü değildi. Onu tanıdığım ilk günden beri; kıvrak zekasına, espri yeteneğine, düşlerindeki sadeliğe ve küçük şeylerden mutlu olmasına hayrandım. İyi kalpliydi, hassastı ve bunu belli etmemek için sürekli gülerdi. Bu onun kendini korumak için geliştirdiği çocuksu bir mekanizma gibiydi. Tüm bunların hep farkındaydım. Ama o an bir gülüşün, bir insanı nasıl canlandırabileceğine tekrardan tanık olmuştum.

O, çalkantılı geçen tüm hayatıma zaman zaman şahit olan ve şahit olduğunda da yanımda durmaktan hiç çekinmeyen bir kadındı. Sanki minik cüssesinde gizlemekten korkmadığı bir cesaret taşıyordu. Yüreğinde gezen o deli kanı ne zaman görsem onun gibi bir arkadaşa sahip olduğum için kendimle gurur duyuyordum. Çocukluğumdan beri bana hissettirdiği hep buydu. Tüm bu olgunluğuna rağmen, kahkahalarıyla da hayatla dalga geçiyordu. Sanki takıldığı, kırıldığı ve isteyipte ulaşamadığı geç kalmışlıklarını böyle gizliyor, böyle bastırıyordu. En azından ben onu görmeye başladığımda tüm bunlara daha çok dikkat etmeye başlamıştım.

Ben bunları düşünürken bana bakan gözleri daha da kısıldı.

Sonra gülerek; “Yine daldın,” dedi.

Karşısında düşüncelere dalmamak mümkün değildi ki!

O öylece gülümserken çocukluğumun, gençliğimin, hatalarımın ve çıkardığım derslerin bir özeti karşımda duruyordu. Aslında ona olan hislerim çok daha önce başlamıştı. O dönemler ağrılı geçen bir ayrılığın tam ortasındaydım. Karakterinin mükemmelliğini de o zaman fark etmiştim. Hatta alkolü fazlasıyla abarttığım o süreçte hatırlayamadığım bir şekilde ona, hislerimden bahsetmiştim.

Sabah uyandığımda pişmandım çünkü birlikte olmamıza imkan yoktu. En azından benim açımdan imkansız bir şeydi. Bazen bir insanı o kadar çok seversiniz ki kendi hayat karmaşanız, yorgunluğunuz ona hiç değmesin istersiniz. O kendi halinde öyle rengarenk bir ışıktı ki benden bir parça siyahlık bulaşacağına, ömürlük bir karanlıkta kalmayı tercih ederdim. Zaten o da mükemmelliğini koruyarak, bu durumu bir kez bile yüzüme vurmadı. Sonra bu olay maziye gömülmüş ve beni kendi sorunlarımı çözmeye itmişti. Şimdiyse tamamen ayık duygularla yine aynı imkansızlıkla ona bakıyordum çünkü o her zaman en değer verdiğim arkadaşlarımdan biriydi.

O çocuksu hatadan, bugünlere kadar onlarca yıl geçti.

20’li yaşlarımın heyecanlı kıpırtıları yerini hayat mücadelesine ordan da tuhaf bir dinginliğe bıraktı. Şu anda 30’larımdayım ama bu zamana kadar hayatım pek de kolay geçmedi.

Kendimle alakalı isteklerimi yerine getirebilecek kadar şanslı geçen hayatımın sonunda kendimi tamamiyle yazılarıma verdim. Şiirlerim ve romanlarımla; hayatımda aslında hep olmak istediğim yerdeyim; tabi bir tek o eksik. Ben de bunca yıl o eksikliği yazılarımla doldurdum ve o bunu hiç öğrenmedi. Zamanında yaşanan itiraf onun için alkolün etkisiyle yapılmış bir hatadan ibaretti oysa benim için minnet ve hayranlıktan doğan imkansız bir aşkın gizli hikayesiydi.

Şimdiyse sohbetini herkesten ayrı tuttuğum bu kadınla yıllar sonra aynı masadaydım.

Değişmeyen duygularımın içinde onu tekrardan görmeye başlamıştım. Her şey daha net, daha güzel ve daha parlaktı.

Gözlerimi ondan ayırmadan;

“Acaba neden bu kadar güzel?” diye sordum.

“Ne o?”

Yüzünde meraklı ancak durgun bir ifade vardı. Bense manzaramdan hoşnut “gözlerin” demek yerine;

“Gökyüzü” dedim.

O an gözlerimin içine öyle güzel bakıyordu ki biri çıkıp tarif et dese, sadece gökyüzünün kahverengi olduğunu söyleyebilirdim.

“Ben de çok seviyorum,” dedi gülümseyerek.

Sonra duruldu ve önündeki rakı bardağına baktı, parmağını dudaklarının değdiği yerde gezdirdi. Daha önce sarhoş olduğu için mi böyle yavaş ve temkinliydi yoksa içinde geçmeyen bir şeyler mi vardı bilmiyorum. Öte yandan onca yılın ardından onunla yan yana oturmak tuhaf ama güzel bir duyguydu.

Gözlerini bardaktan çekip bana baktı;

“Biliyor musun?”

“Bir hafta önce sevgilim yıl dönümümüzü kutlamak için senin yazdığın bir şiirden alıntı yaptı.”

O an ne yapacağımı bilemedim hatta nasıl hissedeceğimi de. Kendime gelmek için rakıdan büyük bir yudum alsam, biliyorum ki o bir yudumla sarhoş olurdum. Kalemimi kırıp bir daha yazmamak için yemin etsem ömürlük bir gürültüde yapayalnız kalırdım. Ben de buruk olmamasına özen göstermeye çalışarak gülümsedim.

“O an hemen senin şiirlerinden biri olduğunu anladım biliyor musun? Acaba hayatından geçen hangi kadına yazmış olabileceğini düşündüm. Aklıma direk sen geldin yani.”

Oysa o ana kadar benim aklımdan çıkmayan tek kişi oydu. Zaten sırf bu yüzden o anı hiç bozmadım. Ona yazdığım bir şiirin, kendine yakıştırılmasına mutlu olduysa anca onun adına sevinebilirdim.

“Beğendin yani?”

Cevabını duymak hiç istemiyordum.

“Beğenmez miyim hiç! Sayende tekrar aşık oldum diyebilirim. Çok güzel sevmişsin yalnız. Çok şanslı bir kadınmış.”

“O benim gözümde hep, bu şansa ihtiyacı olmayacak kadar mükemmel bir kadın oldu.”

“Tanışmak isterdim.”

“Güzel olurdu.”

Söyleyecek başka hiçbir şeyim kalmamıştı.

Yine gülümsedim. Dudaklarımda beliren tebessümle kendi kendimi öldürmüştüm. Yaşadığım çaresizliğin hak ettiği en iyi intihar biçimi buydu. Yine de içimde kalan birkaç sağ duyguyla mutlu oluşuna sevindim.

“Bu arada hangi şiirimden alıntı yapmış? Merak ettim.”

“Şöyleydi sanırım yanlışsa sen düzeltirsin.

Tuttuğum dilekli yıldızlarda adın
Işığın gitmez hiç karanlığımdan
Varlığın yön gösterir dikkatle baktığımda
Sanki seninle aydınlandı zaman…

“Anladım. Aslında o şiirin devamı da var.”

“Nasıldı okur musun aklındaysa?”

“Tabi ki..”

Ona yazdığım şiiri okuyabilmek için gözlerimi ondan kaçırmak zorunda kaldım. Bakışlarım denizin mavisinde kaybolurken ona ait olan bu şiiri sanki misafiriymiş gibi okumaya başladım.

Hatırlar mısın?
Bir gün birlikte söndürmüştük ışıkları
Sahil boyu yıldızlar çırılçıplaktı
Farklı düşlerde kaybolmuştu aklımız
Beni karanlığımdan gülüşün kurtarmıştı


Neden sonra durmuştu kulaklarımızdaki şarkılar
Gözlerim gülüşündeki yıldızlara asılıydı
O günden sonra sarhoşluğumun adı hiç konmadı
Sustum ahenkli varlığına
Sessizliğim hiç bu kadar anlaşılır olmamıştı.

İşte bazen sadece imkansıza aşık olursunuz.

Bu imkansızlık, hayat şartlarından ya da karşımızdakinden değil tamamiyle kendi içinizdeki çatışmalardandır. Karşınızdaki insanı düşündüğünüz için ve onu kendi halinde sevdiğiniz için…

Bazen “Birlikte olsaydık acaba ne olurdu?” diye düşünmeden edemezsiniz ama verdiğiniz değer hayallerinizin de ötesine geçer. O yüzden düşünmeyi de bırakırsınız. Sonra bir gün karşınıza çıktığında yıllardır baktığınız o manzarayı tekrardan görmeye başlarsınız.

Güzelliğini, imkansızlığını ve gülüşünde bıraktığınız aşkınızı…

İşte bana da tam böyle oldu.

Aşkla kalın…

Ateş Karadeniz

Bu yazılar da ilginizi çekebilir

2 Yorum

  • Cevapla Hümay 19 Temmuz 2019 at 12:25

    Oysa imkansız diye bir şey yoktu . Her zaman güzel baktığın gözlerini hissettiğine çevirmek vardı. Gerisi zaten gelirdi , çünkü aşk zaten kalbindeydi.

  • Cevapla Demet Uncu 25 Temmuz 2019 at 17:18

    Ateş, yine harika bir yazı olmuş. Belki konuşarak duygularını bu şekilde anlatamıyorsundur ama yazdıklarının içtenliği, samimiyeti ve içinde barındırdığı duyguları bence çok güzel ifade ediyorsun. Merak ettiğim şey, şiirin kalanını okuduğunda; hanımefendi kendisi için bu şiirin yazılmış olabileceğini tahmin etti mi? Ben bir kadın olarak tahmin ettiğini ve hislerini anladığını düşünüyorum 😉
     
    Sevgiler

  • Cevap Yaz