Kırmızı

Kaçış Planı | 1

3 Temmuz 2019

* Yazıyı yazarının sesinden dinlemek için alttaki ses dosyasını tıklayabilirsiniz.

*Yazarın Notu: Bu yazıyı, Angus Macrae – Mirror Lake dinleyerek okumanız tavsiye olunur. YouTube linki için tıklayabilirsiniz.

Yazı: Kaçış Planı | 1 | Yazan: Nurdan YılmaztürkHarika 1 kaçış planı varsa aklında, sakın kaçırma.

Mazbut 1 ailenin mazbut 1 kızı idi. Etek boyu, asla diz kapaklarının bitiminin üzerine geç(e)mezdi. Zaten giysilerini de kendi seç(e)mezdi. 1 elin parmakları kadar sayıda kardeşleri içinde, en fark edilmeyeniydi. Öyle ki; ba(ğ)zen görünmez olduğunu zannederdi. Sofradaki yeri, masayla kalorifer arasındaki o küçük boşluğa sığan soğuk 1 taburenin üzeri; Şermin Yaşar’ın tabiriyle, bitmiş 1 salatanın kâsesinde arta kalan suyuna ekmek banacak kadar idi.

Ailede fark edildiği tek an, yapmaması gereken 1 şey yaptığı vakitlerdi. 1 keresinde, halasının Almanya’dan tatile gelirken ona hediye olarak getirdiği; birkaç katlı, kanatları açılan 1 kuğuya benzer siyah makyaj kutusu içindeki kiraz kırmızısı ruju dudaklarına, şeftali pembesi allığı yanaklarına, erik yeşili farı gözkapaklarına sürmüş, odasındaki aynada kendini izlerken onu gören annesi “Bu ne hal böyle, meyve sepetine dönmüşsün, babanlar abinler görmesin, kırar kemiklerini,” deyip büyük 1 kızgınlıkla kutuyu elinden alıp, 1 kalıp beyaz sabunu bastıra bastıra yüzündeki tüm renkleri gözlerinin ferine dek yıkayıvermişti.

O sadece; okuldan eve, evden okula giderdi.

Kısıtlı hayatında, 1 arkadaş, 1 dost edinememiş, çocukluğu boyunca, sokakta oynayan diğer çocukları, balkon demirlerinden yarı beline dek sarkarak izlemişti. Ne zaman evden dışarı okul haricinde çıkmaya yeltenip “Anne ben gezmeye gidiyorum, geç kalmam dönerim..” dese lafı bitmeden annesi dibinde biter, asla müsaade etmezdi.

Üniversite yılları da farklı değildi. Sevmediği 1 bölümü kazanmış, bitirmek için çok uğraşmıştı. Yine de o okulu ve büyük ağaçlı bahçesinde oturduğu demir bankları hep sevinçle hatırlardı. Orası onun özgürlük dolu gizli bahçesiydi. Çünkü ona 1 tek orada kimse karışamaz, ne yapacağını söyleyemez, onu kısıtlayamazdı.

2 ders arasında en kuytu yerdeki banka koşar, yüzünü güneşe çevirir, kaçış planları yapardı. Öğretmenlerinin derste anlattığı, atlaslarda gördüğü, ansiklopedilerin parlak kağıttan mamül sayfalarındaki parlak renklerine parmak uçlarıyla dokunduğu, televizyonda izlediği her karışını ezbere bildiği o ülkelere, hep o bankın üzerinde otururken, hayallerinde giderdi.

Okulun ona sunduğu bu gizli mutluluğu öyle sevmişti ki, aklına 1 ara, kaçış planı olarak okulu uzatmak bile gelmişti, ama 1 gün o ülkelerden birine gidebilme ihtimali hiç gelmemişti. Çünkü bu mümkün değildi. Kurallar ve kaidelerle örülü hayatında, her şeyin zamanı da belliydi. Okul da tam zamanında bitmeliydi.

Bitti.

Ve hiçbir şey değişmedi. 1-2 işe girmeye yeltendi. Aile meclisinin, “Çok istedin diye okumana izin verdik tamam da buna müsaade etmeyiz!” gerekçesiyle hevesi kursağında, evdeki fark edilmeyen yaşantısına kaldığı yerden devam etmesi salık verildi. Sonra yine aynı meclisin kararı ile evlenmesi. Her şey 1 oldu bittiye geldi. Artık evliydi.

Peki, bu 1 kaçış planı olabilir miydi? Olamazdı elbette ki. Zira, kendi ailesinde günleri; annesinin “1 gün yüzü görmedim şu ömrümde, Allah canımı alsa da kurtulsam..” serzenişleri içinde, evliliğin nasıl 1 yaşam biçimi olduğunu sorgulamakla geçmişti. Bölümünü sevmediği üniversitesi gibi, kocasını da sevmemişti ve ne yazık ki bu defa bu bölümü çevreleyen, demir bankları üzerinde hayal kurabileceği özgürlük dolu gizli 1 bahçeye de sahip değildi.

1 gün ansızın, annesinin dileği gerçekleşti.

Allah, annesinin dualarını kabul etmişti. O an kendini, hızla giden 1 aracın içinde, uyuya kalmış 1 haldeyken birdenbire devasa 1 duvara çarpmış gibi hissetti. Ve ilk kez o gün kendine “hayat” ve “yaşam” arasındaki farkın ne olduğunu sordu.

“1 insan, ömründe 1 gün yüzü görmeden böyle birdenbire nasıl ölebilirdi?”

Aklında bu sorular ile sessizlik dolu onlarca gün geçirdi. Yine hiç kimse fark etmedi. İlk defa, bu fark edilmeyiş halini sevdi.

Dini kurallara göre, ölenin eşyalarının dağıtılmasının vaktinin geldiğini söyleyen babasının sözleri ile sessizliği sona erdi. Annesinin eşyalarının durduğu dolabı açtı. Çekmeceleri de. İçlerinden çıkan giysileri, gelişigüzel torbalara yerleştirirken, kafasının içinde de annesinin sesini 1 uğultu halinde duyar gibiydi;

“1 gün yüzü görmedim şu ömrümde..”

Birden çekmecelerin birinin en dibinde eli sert 1 cisime dokundu. O kadar derindeydi ki cisim, adeta çekmecenin içine yarı beline kadar girmesi gerekti. Cisimi çekip çıkardığında gözlerine inanamadı. Bu, halasının yıllar evvel ona hediye ettiği makyaj kutusunun ta kendisiydi. Annesi onu saklamıştı demek ki.

Gülümsedi.

Ondan kutuyu aldığı gün, annesine duyduğu içten içe öfkeden utanarak gülümsedi.

Kutunun kapağını açtı. Ne gariptir, annesini hiç makyajlı görmediği halde kutunun içindeki ba(ğ)zı malzemeler kullanılmış, hatta ba(ğ)zıları bitmişti.

1 daha gülümsedi.

Bu kutu yıllarca annesinin gizli bahçesi olmuştu demek ki. Kara 1 kuğuyu andıran kutunun kanatlarının hepsini heyecanla ardına dek açtı. En alttaki kapağın altında kalın 1 paket lastiğinin içinde sıkıştırılmış 1 para rulosu görünce şaşkınlığı 1 kat daha arttı. 10luklar 20likler birbirine sarılmış halde durmaktaydı. Hemen, dizlerini örten eteğinin cebine yerleştirdi paraları. Eşyaları toparlayıp götürüp kapının dışına bıraktı.

Kimse yoktu etrafta.

Korkudan daha da hızla çarpan kalbinin sesi kulaklarının iç duvarlarını dövüyor, buna rağmen annesinin sesini daha net duyabiliyordu artık.

Aklında şahane 1 kaçış planı vardı.

Annesinin dikiş makinesinin üzerinde duran sufle makasını alıp, eteğini dizlerinin hemen üzerinde 1 hizada kesiverdi. Makyaj kutusunu açtı. Kiraz rengi ruju dudaklarına, şeftali pembesi allığı yanaklarına, erik yeşili farı göz kapaklarına çarçabuk sürdü.

Kutuyu çantasına, içinde daha önce hiç duymadığı coşkulu 1 sevinçle yerleştirdi. Ayakkabılarını giydi.

“Anne, ben yaşamaya gidiyorum, geç bile kaldım. Dönmeyeceğim..” dedi.

Kapıyı, ardında bıraktıklarının fark edebileceği 1 gürültüyle kapadı. Sokağa adımını attığında gün, tüm renkleriyle yüzünü yıkadı. Hayalindeki özgürlük dolu yeni 1 bahçeye doğru yola çıktı.

Kaçış Planı 2’yi okumak için tıklayabilirsiniz.

Nurdan Yılmaztürk

Bu yazılar da ilginizi çekebilir

5 Yorum

  • Cevapla Demet Uncu 5 Temmuz 2019 at 11:54

    Nurdan büyük bir keyifle okudum, ne güzel bir yazı olmuş. Sonu ise bir harika; yoksa başlangıç mı demeliydim ? 😃 Herkesin hayatıyla ilgili kendi kararlarını kendisinin alması ve cesaretle yapmak istediklerini gerçekleştirebilmesi dileklerimle …
     
    Sevgiler

    • Cevapla Nurdan Yılmaztürk 10 Temmuz 2019 at 12:56

      Teşekkür ederim Demetcim.
      Başlangıç diyelim 🙂
      Dileklerine yürekten katılıyorum.
      Hepimizin kendi özgür kanatları ve rüzgarıyla kendi gökyüzlerinde uçabilmeleri ümidimle..

  • Cevapla Didem Çelebi Özkan 5 Temmuz 2019 at 15:25

    Ne çok seviyorum cümlelerini. Acıyı, mutluluğu, hüznü, sevinci aynı mesafeden, drama bulanmadan anlatışını, ümidi yok saymadan hayalkırıklığını bertaraf eden kelimelerini büyük bir keyifle okuyorum. Her çarşamba “acaba bu hafta neyi, nasıl anlattı” diye beklemek yeni ritüelim oldu. Sen hep yaz bebek ✌🏻

  • Cevapla Nurdan Yılmaztürk 10 Temmuz 2019 at 12:59

    ahahhahahha 🙂 🙂 çok teşekkür ederim didoşum. ben de senin beni okumanı çok seviyorum.
     
    ve ben de bayılıyorum çarşamba günlerine artık, eskisinden daha çok ve de 🙂 🙂
     
    mutluluk, hayatımdaki en büyük hedef her sabah uyandığımda. salt, tek başına değil ama, diğer tüm duygulara bulana, bulana ve bata çıka 🙂 🙂
     
    bakalım ne yazmışım bu hafta 🙂 🙂

  • Cevapla Site Yöneticisi 13 Temmuz 2019 at 11:09

    SenVeBen’nin Facebook sayfasına “Kaçış Planı” için gelen yorumlardan bazıları:
     
    Kaçış Planı | 1 | Facebook Yorumları | 01
     
    Kaçış Planı | 1 | Facebook Yorumları | 02
     
    Kaçış Planı | 1 | Facebook Yorumları | 03

  • Cevap Yaz