Yaşamak Yaratmaktır

Mutluluk, Yaşama ve Spinoza | 3

3 Temmuz 2019

Yazı: Mutluluk, Yaşama ve Spinoza | 3 | Yazan: Prof. Dr. Atilla Erdemli

Mutluluk, Yaşama ve Spinoza yazı dizisinin tüm bölümleri:

Mutluluk, Yaşama ve Spinoza | 1
Mutluluk, Yaşama ve Spinoza | 2
Mutluluk, Yaşama ve Spinoza | 3
Mutluluk, Yaşama ve Spinoza | 4
Mutluluk, Yaşama ve Spinoza | 5
Mutluluk, Yaşama ve Spinoza | 6

Tanrı’yı Akılla Sevmek (Amor dei İntellektualis)

İnsan ruhunun bilebileceği en üstün şey, mutlak olarak sonsuz olan Tanrı’dır. Çünkü sonsuz olan şeyden daha büyük başka bir şeyi kavranamaz. Bu bakımdan da ruhun en yüksek iyiliği ve erdemi Tanrı’yı bilmektir.

Erdem bilmeye; şeyleri açık ve seçik olarak bilmeye dayanır. İnsanın bilebileceği en üstün şey de sonsuz olan Tanrı’dır. İnsan bu erdeme ulaşınca sevinç duyacaktır. Çünkü sevinç ve mutluluk erdemli olmanın bir sonucudur. İnsan kendisini ve duygulanışlarını bilirse Tanrı’yı bilir ve sever. Ruh kendi kendisini ve kendi etki gücünü düşündüğü zaman sevinç duyar ve her şey Tanrı ile var olduğundan bu sevinç Tanrı düşüncesi ile beraberdir. Bundan dolayı Tanrı’yı sever.

“Kendisini ve kendi duygulanışlarını anlayan açık ve seçik olarak anlayan kişi Tanrı’yı sever ve Tanrı’yı ne kadar çok severse, kendisini ve duygulanışlarını o kadar çok anlar.”

İnsanların bilmeye dayanan Tanrı’ya karşı olan bu sevgisi karşılıklı bir sevgi değildir. Sevinç duygulanışı daha az bir yetkinlikten daha çok bir yetkinliğe geçiştir. Tanrı en yetkin varlık olduğundan O, ne daha aşağı ne de daha yukarı bir yetkinliğe geçebilir. Tanrı ne sevinç ne de keder duygulanışına kapılmaz.

“Çünkü Tanrı (önceki önerme ile) hiçbir sevinç ve keder duygulanışı ile duygulanmaz ve bunun sonucu olarak (Duygulanışların 6. ve 7. tanımları ile) O hiç kimseyi sevmez ve hiç kimseden nefret etmez.”

Bu bakımdan Tanrı’yı seven kişi, Tanrı’nın da kendisini sevmesi için çaba harcamaz. Çünkü Tanrı sevinç ve keder duygulanışı duymaz. Tanrı’nın kendisini sevmesi için çaba harcamak, Tanrı’nın doğasını anlamamak ya da yanlış anlamak olur.

“Eğer bir insan böyle bir çaba gösterebilseydi, o (önerme 17, önerme sonucu, bölüm 5) sevdiği Tanrı’nın, Tanrı olmamasını isteyecekti. Bunun sonucu olarak (önerme 19, bölüm 3 ile), keder hissetmesini isteyecekti ki, (önerme 28, bölüm 3 ile) bu da saçmadır.”

Tanrı’ya karşı duyulan sevgi karşılıksız, salt bir sevgidir.

Dolayısıyla ne kine çevrilebilir, ne haset, ne de kıskançlıkla bozulabilir. Hiç kimse Tanrı’ya karşı ne kin, ne haset ne de kıskançlık duyabilir. Çünkü Tanrı’ya olan bu sevgi bilmeye, aklın yönetiminde olmaya dayanmaktadır: Aklın yönetiminde olan insanlar arasında ne kıskançlık ne de haset olabilir. Tanrı’ya olan bu sevgi de aklın yönetiminde yaşayan insanlar için en üstün erdem ve iyiliktir. Bu bakımdan onlar arasında bu sevgi ortaktır ve herkesin de bu sevgiden yararlanmalarını isterler.

“Böylece (Duygulanışların 23. tanımı ile) o ne haset, ne de kıskançlık duygulanışı ile kirletilebilir (önerme 18, bölüm 5 ve bölüm 3’ün 35. önermesinin scholiumundaki kıskançlık tanımı ile.) Tersine (önerme 31, bölüm 3) ona ne kadar çok insanın bağlandığını hayal edersek onun o kadar çok beslenmesi gerekir.”

Tanrı & Doğa

Spinoza felsefesinde daha önce ele aldığım üzere Tanrı ve Doğa aynı anlama gelmektedir.

Bu belirlenim burada çok önemlidir. Çünkü şeyleri Tanrı’da var olarak ve Tanrısal doğanın zorunluluğuyla meydana geldiğini tasarlamak, şeylerin doğanın sonsuz nedensel zinciri ile ilişkisini tasarlamak demektir.

Bütün var olan şeyler Tanrı’nın öncesiz ve sonrasız özünden zorunlulukla meydana gelmektedirler. Bu bakımdan doğada var olan her şey sonsuzca birbirine nedensel zincirle bağlanan şeylerdir. Şeyleri sonsuz olan doğanın zorunlu ilişkileri ile kavramak onları belirli bir sonsuzluk boyutunda ve mantıksal olarak birbirine bağlanan sonsuz doğanın bir parçası olarak kavramaktır.

Kendimizi ve diğer şeyleri bu şekilde kavradıkça Tanrı’yı bilmekteyizdir. Çünkü bu şekilde kavramak şeyleri oldukları gibi zorunlu olarak kavramaktır. Şeyleri belirli bir sonsuzluk boyutu altında algılamak konusuna akıl bilgisi bölümünde ayrıntılı olarak değinmiştim.

Akıl ve Sezgi Bilgisi

Akıl bilgisi şeyleri zorunlu ilişkileri ile göz önüne alması bakımından onları belirli bir sonsuzluk boyutu altında algılar. Aklın doğasında şeyleri belirli bir sonsuzluk boyutunda algılamak vardır. Akıl bilgisi tek tek şeylere ait bilgiyi sağlayamaz, o ortak olan kavramlara ait bilgiyi sağlar. Bu bakımdan Tanrı’yı bilebilmek için tek tek şeyleri bilmemiz gerektiğinden akıl bilgisi burada yeterli olmamaktadır. Tanrı’nın bilgisine ulaşabilmek için akıl bilgisi ile birlikte aklın üstünde temellenen sezgi bilgisine ihtiyacımız vardır.

Sezgi bilgisi ile doğanın ve Tanrı’nın bilgisi kavranmaktadır. Bu bilgi tek tek şeylerin bilgisidir; daha doğrusu tek tek var olan şeylerin Tanrı ile olan özsel ilişkisinin bilgisidir. Bu bakımdan şeyleri ne kadar çok bu bilgi ile bilirsek, Tanrı’yı o kadar çok biliriz. Çünkü şeyleri bu bilgi ile kavradıkça onların özünü; özlerindeki Tanrısallığı ve dolayısıyla da Tanrı’yı kavramış oluruz.

“Ruhun en yüksek çabası ve onun en yüksek erdemi, şeyleri üçüncü bilgi türü ile bilmektir.”

Ruh şeyleri ne kadar sezgi bilgisi ile bilirse, onun erdemi de o kadar büyük olur ve erdemin bir getirisi olan sevinç ile duygulanır.

“Ruh şeyleri bu bilgi türü ile ne kadar bilirse bu erdem de o kadar büyük olur (önerme 24, bölüm 5 ile) ve böylece şeyleri bu bilgi türü ile bilen kişi en yüksek insan yetkinliğine geçer ve bunun sonucu olarak (Duygulanışların 2. tanımı ile) en yüksek sevinç ile duygulanır. Bu (önerme 43, bölüm 2 ile) kendisi ve kendi erdeminin düşüncesi ile birliktedir ve bundan dolayı (Duygulanışların 25. tanımı ile) bu bilgi türünden ruhta var olabilecek en yüksek memnunluk doğar.”

Sezgi bilgisi ile insan doğadaki şeyleri Tanrı’nın öncesiz ve sonrasız şeyler olarak, oldukları gibi, zorunlu ve upuygun olarak kavrar; şeyleri bu şekilde bilmek onları Tanrı’da oldukları gibi, Tanrı’nın özünden çıktıkları gibi kavramaktır. Bu şekilde bilmek doğayı bütünüyle kavramak, Tanrı’yla şeyler arasındaki ilişkileri ve Tanrı’yı bilmektir. Bu nedenle bu bilgi düzeyine ulaşan kimseler daha yetkin, erdemli olurlar ve o kadar mutluluğa ulaşırlar.

Bilmek, doğayı bütünüyle kavramak insanın ulaşabileceği en üstün yetkinlik durumudur ve bundan en yüksek mutluluğa ulaşır.

“Bundan dolayı, herkes bu bilgi türüne ne kadar ulaşırsa, kendisinin ve Tanrının bilinci onda o kadar çok olur; yani o kadar yetkin, o kadar mutlu olur.”

Bu bilgi türü ile Tanrı düşüncesinin nedeni olması bakımından insan bildiği şeylerden haz duyar.

Devamı için ▸ Mutluluk, Yaşama ve Spinoza | 4

Prof. Dr. Atilla Erdemli

Bu yazılar da ilginizi çekebilir

Yorum Bulunamadı

Cevap Yaz

Girne Antik Liman
Girne Antik Liman
Öykü: Umarım Bu Gece Öldürülmem | Yazan: Didem Çelebi Özkan