Yaşamak Yaratmaktır

Mutluluk, Yaşama ve Spinoza | 4

10 Temmuz 2019

Yazı: Mutluluk, Yaşama ve Spinoza | 4 | Yazan: Prof. Dr. Atilla Erdemli

Mutluluk, Yaşama ve Spinoza yazı dizisinin tüm bölümleri:

Mutluluk, Yaşama ve Spinoza | 1
Mutluluk, Yaşama ve Spinoza | 2
Mutluluk, Yaşama ve Spinoza | 3
Mutluluk, Yaşama ve Spinoza | 4

Sezgi Bilgisi

“Üçüncü bilgi türü ile bildiğimiz şeylerden haz duyarız. Bunun nedeni; Tanrı düşüncesi ile birlikte bulunmasıdır.”

Ruh bu bilgi türü ile kendisini ve Tanrı’yı bilir ve Tanrıda olduğunu ve Tanrı ile kendisini bildiğini bilir. Sezgi bilgisi ile bilmek doğayı bütünüyle kavramak, onları Tanrı’da olduğu gibi kavramak ve dolayısıyla Tanrı ile kendisini ve şeyleri bilmektir.

“Üçüncü bilgi türünden zorunlu olarak Tanrı’ya karşı zihinsel sevgi doğar. Çünkü bu bilgi türünden (önceki önerme) neden olarak Tanrı düşüncesi ile birlikte olan sevinç doğar; yani (Duygulanışların 6. tanımı ile), Tanrı’nın sevgisi: onu burada olarak tasarlamamız bakımından değil (önerme 29, bölüm 5), fakat Tanrı’yı öncesiz ve sonrasız olarak kavramamız bakımındandır ve bu Tanrı’ya duyulan zihinsel sevgidir.”

Zihinsel Sevgi

Tanrı’ya duyulan sevgi akla ve bilgiye dayandığından O’na karşı olan sevgi zihinsel sevgi olmaktadır. Tanrı’yı sevmek, Tanrı’yı bilmektir. Tanrı’yı sevmek, Doğa’nın düzenini anlamak, her şeyin birbirinin nedeni ve sonucu olarak Tanrı’nın özünden çıktığını ve son olarak da insanın bu nedensel zincirde Doğa’nın bir parçası olduğunu bilmesidir.

Her şey Doğa’da ya da Tanrı’dadır ve her şeyi böyle kavramak bu bütünlüğe uymaktır. Her şeyin Tanrı’da olması dolayısıyla insanların Tanrı’ya karşı olan zihinsel sevgisi, Tanrı’nın kendi kendisini sevdiği sonsuz sevginin bir kısmıdır.

“…yani ruhun Tanrı’ya olan sevgisi Tanrı’nın kendisini sevdiği sonsuz zihinsel sevginin bir parçasıdır.”

Tanrı’nın kendisini sevmesi, her şeyin O’nun özünden çıkması bakımından sonlu birer modusları olan insanları da sevmesi demektir.

“Buradan şu sonuç çıkar ki; Tanrı kendisini sevmesi bakımından insanları sever ve bunun sonucu olarak Tanrı’nın insanlara karşı olan sevgisi ve ruhun Tanrı’ya karşı olan zihinsel sevgisi bir ve aynı şeydir.”

Var olan her şey Tanrı’nın özünden zorunlulukla çıktığı için, var olan her şey özünde Tanrısallığı barındırmaktadır.

İnsan aklı da Tanrı’nın sonsuz aklının bir parçası olduğundan insanın Tanrı’ya karşı olan zihinsel sevgisi, Tanrının kendisinde olan sevginin bir parçasıdır ve özlerinde Tanrısallığın olması nedeniyle Tanrı’nın kendisini sevdiği sevginin insanların özlerini anlamaları sonucunda ortaya çıkan sevgidir.

❗️Burada Spinoza’nın önceki önermelerinden hareketle bir sorun var gibi görünmektedir: Spinoza daha önce Tanrı’nın sevinç ya da keder duygulanışı duymadığını ve hiç kimseye karşı kini ve sevgisi olmadığını ifade etmişti. Buradan hareketle, öyleyse Tanrıda sevgi aktı olmadığı düşünülebilmektedir. Öte yandan sevinç daha az bir yetkinlikten daha çok bir yetkinliğe geçiştir; sevgi de sevincin bir biçimi olduğundan böyle bir geçiş en yetkin varlık olan Tanrı için imkansızdır.

Ayrıca sevgi aktı için bir süje’ye ihtiyaç var. Halbuki Spinoza’nın anlayışında bir süje olan Tanrı yok, her şey olan, sonsuz olan bir Tanrı var. Dolayısıyla Tanrı’nın kendisini ve insanları sevdiğini söylemek çok zor gözükmektedir. Fakat Spinoza Tanrı’nın sevgisinden, sevdiğinden söz ediyor. Bu çelişik durumu Spinoza şöyle giderir:

Tanrı sevgisi özel bir sevgidir.

O sevgi sevinç duygulanışının bir biçimi değil üstün mutluluğun bir biçimidir ve diğer sevgi, sevinç durumlarından ayrılır.

“Bu sevgi ya da üstün mutluluğa, kutsal kitaplarda doğru olarak şan ve şeref denmiştir. Çünkü bu sevgi ister Tanrı ile ister ruh ile ilişkili olsun, şan ve şereften ayrılmayan (Duygulanışların 25 ve 30. tanımları ile) doğru olarak iç memnunluğu denebilir. Ruh ile ilişkisi olması bakımından olduğu gibi (önerme 27, bölüm 5), Tanrı ile ilişkisi olması bakımından o (önerme 35, bölüm 5) kendisinin düşüncesi ile birlikte olan (hâlâ bu terimi kullanmak gerekli ise) sevinçtir.”

Spinoza’nın bu açıklamasına rağmen yine de bir sorun var gibi görünmektedir:

Tanrı sevinç duygulanışına ait olan sevgi duygulanışını duymuyorsa, insan nasıl sever?

Spinoza Tanrı’nın yetkin olmayan, bir süje ya da kişiliği olmayan şey olduğuyla çelişmemek için Tanrı’nın sevdiğini ancak bunun sevinç duygulanışının bir biçimi değil de üstün mutluluğun bir biçimi olduğunu söylemişti. Ancak insanların sevgisinin nerden geldiği ya da nasıl sevdiği açık bir soru olarak kalmıştır. Bu soruya Spinoza’da tam bir yanıt bulamasak da felsefesi içinden çıkarabileceğimizi düşünüyorum.

İnsan Özü

Spinoza’nın düşüncesinde insan özü, ruh ve bedenden oluşan sonlu bir modustur. İnsanın sevgisi de onun özü ile ilgilidir, sevgi özden gelir.

Bu sevgi ya dışa ya da içe yönelir. İçe, öze yöneldiği zaman yetkinleşir ve gelişir. Ruh ve bedenden oluşan insanın bu iki yönü Tanrı’nın iki özniteliğinden düşünce ve yer kaplama özniteliğinden geldiğine göre insana gelen bu şey Tanrı’dan gelmektedir, Tanrı’dan gelen bir güç, bir kuvvettir. Bu bizi conatus anlayışına götürür.

Conatus

Conatus, güç, akıl, sevgi, yaratmadır. İşte özgürlük de burada ortaya çıkmaktadır.

Tanrı’nın müthiş yaratıcılığı insana conatus olarak geliyor. Öyleyse insana bu sevgi Tanrı’dan geliyor. Bu bakımdan da Tanrı’nın özünde sevgi olduğu düşüncesi ortaya çıkıyor, aksi takdirde Tanrı’nın özünde sevgi olmasaydı, insanlar da sevemezdi. Tanrı’nın gücü bir sevgi gücü ve bu insana ruh ile geliyor.

Spinoza’nın Tanrı ya da Doğa (Deus sive Natura) anlayışından da bu düşünceyi açıkça çıkarabiliriz. Tanrı ile Doğa aynı şey olduğuna göre ve Tanrı kendini tek tek moduslarda ortaya çıkarıyorsa, insan dediğimiz sonlu modusun özü de Tanrı ise ve o özde sevgi varsa, o halde Tanrı sevgidir. İnsanların özündeki bu sevgi Tanrı’dan gelmektedir. Yalnız burada şunu da belirtmek gerekir ki bu sevgi rasyonel bir sevgidir.

Üstün Mutluluk

Tanrı’ya karşı olan bu sevgi veya Tanrı’nın insanlara karşı olan sevgisi özgürlüğü ve üstün mutluluğu oluşturur. Bu sevgiyi insan sezgi ve aklı bilgisi ile birlikte elde eder. Bu bakımdan tutkulardan kurtulmaya, özgürlüğe ve üstün mutluluğa bu sevgi bizi ulaştırır. Bu sevgi artık bir yetkinlik derecesine yükselme değildir, onun kendisi bir yetkinliktir.

İnsan bilerek, aklın yönetiminde eylediğinde ve şeyleri bir bütün olarak kavradığında, sezgi bilgisi ile şeyleri bildiğinde erdemli, kendisine egemen, özgür ve mutlu olur.

“Buradan şunu anlıyoruz ki kurtuluşumuz ya da üstün mutluluğumuz ya da özgürlüğümüz Tanrı’ya karşı değişmez ve ezeli olan sevgiden ya da Tanrı’nın insanlara karşı sevgisinden ibarettir.”

Sezgi bilgisi ile şeyler Tanrısal bağlamda kavranılmaktadır. İnsan sezgi bilgisi ile şeylerin özlerini, kendi özünü; yani kendindeki Tanrıyı kavramaktadır. O zaman insan Tanrı’dan çıkan şeyleri oldukları gibi görüp, kavrar. Böylece her şey belirli bir sonsuzluk boyutu içinde, zamana göndermede bulunmadan öncesiz ve sonrasız olan Tanrı’nın özünden çıkan şeyler olarak, Tanrı’da oldukları gibi kavranmış olur.

Şeyler üçüncü bilgi türü ile kavrandığı zaman onlar belirli bir sonsuzluk boyutu içinde kavranmış olur. Sezgi bilgisi aklın üstünde temellendiği için şeyleri belirli bir sonsuzluk boyutunda kavramak ikinci ve üçüncü bilgi ile mümkün olmaktadır.

Aklın doğasında şeyleri belirli bir sonsuzluk boyutunda algılamak vardır. Peki akıl şeyleri nasıl belirli bir sonsuzluk boyutunda algılayabilir? Bunun için Spinoza’nın ruhun öncesizliği (ezeli oluşu) anlayışına bakmak gerekmektedir.

Devam Edecek…

Prof. Dr. Atilla Erdemli

Bu yazılar da ilginizi çekebilir

Yorum Bulunamadı

Cevap Yaz