Yaşamak Yaratmaktır

Mutluluk, Yaşama ve Spinoza | 5

17 Temmuz 2019

Yazı: Mutluluk, Yaşama ve Spinoza | 5 | Yazan: Prof. Dr. Atilla Erdemli

Mutluluk, Yaşama ve Spinoza yazı dizisinin tüm bölümleri:

Mutluluk, Yaşama ve Spinoza | 1
Mutluluk, Yaşama ve Spinoza | 2
Mutluluk, Yaşama ve Spinoza | 3
Mutluluk, Yaşama ve Spinoza | 4
Mutluluk, Yaşama ve Spinoza | 5
Mutluluk, Yaşama ve Spinoza | 6

Ruhun Öncesizliği

Spinoza felsefesinde ruhun öncesizliği anlayışı ilkin, bedenin varlığı ile ilişkisi olmaması anlamına gelmektedir. Hiçbir insan bedeni, ezeli olarak varlığını sürdüremez. Her insan bedeni yok olur ve ölür. Spinoza insan ruhunun bedeninden ayrı olarak bir çeşit ezeliliğe sahip olması ile ifade etmek istediği, ruhun ölümden sonraki yaşamı veya varlığını sürdürmesi değildir. O böyle bir ölümsüzlük anlayışını söz konusu etmez.

“Eğer insanların ortak inançlarına dikkat edersek, onların gerçekten ruhlarının ezeliliğinin bilincine sahip olduklarını, fakat onu süre ile karıştırdıklarını ve onu ölümden sonra devam ettiğine inandıkları hayal gücüne ya da hafızaya bağladıklarını görürüz.”

Spinoza ruhun bedeni süresi boyunca hayal gücüne ve hafızaya sahip olabileceğini söyleyerek ruhun ölümsüzlüğü anlayışından yana olmadığını göstermektedir.

“Ruh bedenin süresi dışında hiçbir şeyi hayal edemez ve geçmiş şeyleri hatırlayamaz.”

Ruh bedenin duygulanışlarını ve dış cisimleri bedeninin süresi içinde kavrar. Geçmiş şeyleri de ancak bedeninin süresi içinde kavrayabilir. Ruhun bedenden önce var olduğunu hatırlamak mümkün değildir, çünkü bedende varlığın hiçbir izi bulunmaz.

Bununla beraber insan bedeninin geçici varlığını ifade eden düşüncelerine sahip olmasının yanı sıra bir de bedenin özünü ifade eden düşüncelere de sahiptir. Tanrı yalnız bedenin varlığının değil, özünün de nedenidir. Bundan dolayı o zorunlu olarak Tanrı’nın özü ile tasarlanması gerekir ve bu ezeli bir zorunluluktur.

“Şu ya da bu insan bedeninin özünü ifade eden bir düşünce bir çeşit ezelilikle zorunlu olarak Tanrı’da vardır.”

Tanrı’da olan bu düşünce zorunlu olarak insan ruhunun özüne aittir.

Bu bakımdan da bedenin özünün Tanrıda ezeli bir zorunlulukla tasarlanması nedeniyle bu şey ruhun özüne aittir ve zorunlu olarak ezeli olacaktır.

“Söylemiş olduğumuz gibi, bir çeşit ezelilikle bedenin özünü ifade eden bu düşünce ruhun özüne ait olan zorunlu olarak ezeli olan bir düşünme modusudur… Bununla birlikte bedenin özünü bir çeşit ezelilikle kuşatması bakımından, ruhumuz ezelidir ve ruhun bu varlığı zamanla tanımlanamaz ve süre ile açıklanamaz.”

Ruh bedenini şimdiki varlığını ifade etmesi bakımından şeyleri zaman içinde tasarlar. Ruhun bedenin şimdiki varlığını ifade etmesinden başka bir süre ve zaman içinde tanımlanamaz.

“Bundan dolayı ruhumuzun sadece bedenin şimdiki varlığını kuşatması bakımından sürdüğünü ve varlığının zaman ile tanımlandığı söylenebilir, bu bağlamda onda şeylerin varlığını zaman ile gerektirme ve onları süre içinde tasarlama gücü vardır.”

Burada şöyle soruların sorulması bu düşünceleri daha aydınlık kılacaktır:

– Ruh neden ezeli oluyor da beden ezeli olmuyor?
– Bu durumda Tanrı’nın öznitelikleri arasında daha ezeli ve daha az ezeli olanlar mı var?
– Örneğin beden ruhtan daha az mı ezeli?

Spinoza’ya göre ruh, bedenin özünü Tanrıda olduğu gibi bir çeşit ezelilikle (belirli bir sonsuzluk boyutu altında) tasarlaması bakımından ezelidir. Ruhun bu şekilde şeyleri bilmesi de bir çeşit ezelilikle bedenin özünü tasarlaması bakımındandır.

Ruhun Özü Akıl

Aklın doğasında şeyleri zorunlu olarak algılamak vardır. Bu nedenle de akıl şeyleri oldukları gibi; Tanrı’nın ezeli doğasında oldukları gibi, yani şeyleri ezeli olarak kavrar. Bu da onun doğası gereğidir. Ruhun özü de akıl olduğundan bu aynı zamanda ruhun doğasına da ait olmaktadır. Dolayısıyla bedenin ezeli değil de, ruhun ezeli olması onun özünün akıl olmasındandır.

“Bununla beraber şeyleri belirli bir sonsuzluk boyutunda algılamak aklın doğasındandır (önerme 44, önerme sonucu 2, bölüm 2) ve bu aynı zamanda bedenin özünü belirli bir sonsuzluk boyutunda algılamak ruhun doğasındandır (önerme 23, bölüm 5)…”

Ruh şeyleri iki türde kavrayabilir.

Birincisi şeylerin varlıklarını belirli bir zaman ve mekan ile ilişkisi içinde tasarlamaktır. İkinci olarak da şeyleri Tanrı’nın içinde ve Tanrısal doğanın zorunluluğuna göre tasarlamaktır. Bu ikinci olan sezgi bilgisi ile elde edilen ve şeyleri Tanrı’da olduğu gibi, hiçbir zaman ve mekan ile ilişkisi olmadan belirli bir sonsuzluk boyutunda algılamaktır.

Ruhun ezeliliği, bu üçüncü bilgi ile şeyleri oldukları gibi Tanrısal doğanın içinde var oldukları gibi tasarlamaktır. Tanrı’nın özü ezelilik olduğundan şeyleri belirli bir sonsuzluk boyutunda tasarlamak, şeyleri Tanrı’nın özü ile tasarlamaktır. Şeyleri bu bakış açısı ile bakmak ya da tasarlamak, şeylere Tanrı’nın bakış açısından bakmak demektir.

“Ezelilik, zorunlu olarak varlığı içermesi bakımından Tanrı’nın özüdür (tanım 8, bölüm I). Bundan dolayı şeyleri belirli bir sonsuzluk boyutundan tasarlamak, onların Tanrı’nın özü ile gerçek varlıklar olarak tasarlanmaları bakımından şeyleri tasarlamaktır ya da onların Tanrı’nın özü dolayısıyla varlıklarını içermeleri bakımındandır.”

Tanrı Bilgisi

Ruh, belirli bir sonsuzluk boyutu altında şeyleri kavradığı zaman onları özleri ile onları Tanrısal bağlamda kavramış olur. Ruh bu şekilde hem kendi kendisini, hem bedenini hem de diğer şeyleri bilir. Bu bağlamda kendisini ve var olan bütün diğer şeylerin Tanrıda olduğunu ve Tanrı ile kendisini ve onları bildiğini bilir ve o bu bakımdan zorunlu olarak Tanrı’nın bilgisine sahiptir.

“Ruhumuz belirli bir sonsuzluk boyutu altında kendi kendisini ve bedeni bilmesi bakımından zorunlu olarak Tanrı’nın bilgisine sahiptir ve kendisinin Tanrı’da var olduğunu, Tanrı dolayısıyla kendisini tasarladığını bilir.”

Spinoza’nın ruhun ezeliliği ya da ruhun şeyleri belirli bir sonsuzluk boyutunda algılaması anlayışı ilk bakışta pek anlaşılır görünmemektedir. Bunun nedeni Spinoza’nın ruhun ezeliliği anlayışının ruha ezelilik verildiği olarak anlaşılmasından kaynaklanmaktadır. Halbuki Spinoza ruha ezelilik vermez, onun düşünce olan özünün ezeli olduğunu ifade eder. Bu da ruhun düşünmesi bakımından sonsuzluğu algılaması ve her şeyin ezeli olan Tanrı’nın özünden çıktığını, onda olduğu gibi şeyleri zamansız bir bağlamda algılamasıdır.

İnsan şeyleri sezgi bilgisi ile bildiği, onların içindeki Tanrısallığı algıladığı ve doğayı bütünlüğü içinde kavradığı zaman belirli bir sonsuzluk boyutunda kavramış olur.

❗️Her insan bu şekilde kavrama ve algı düzeyine erişemez.

Spinoza şeyleri sonsuzluk içinde algılamanın insanlar için zor olduğunu görmüş olsa gerek ki bu ruhun ezeliliği anlayışının ahlâksal anlamda gerekli olmadığını belirtir.

“Erdemin ya da doğru yaşam yolunun ilk ve birinci ilkesi (önerme 22, önerme sonucu ve önerme 24, bölüm 4) kendine yararlı olanın aranmasıdır. Fakat aklın yararlı olarak bildirdiği şeyleri gerektirmek için yalnız bu beşinci bölümde öğrendiğimiz ruhun ezeliliğini hiç hesaba katmadık.”

Devamı için ▸ Mutluluk, Yaşama ve Spinoza | 6

Prof. Dr. Atilla Erdemli

Bu yazılar da ilginizi çekebilir

Yorum Bulunamadı

Cevap Yaz

Girne Antik Liman
Girne Antik Liman
Öykü: Umarım Bu Gece Öldürülmem | Yazan: Didem Çelebi Özkan