Yurt Dışı Gezi

Avrupa’nın Gerçek Romantizm Şehri: Venedik

24 Temmuz 2019
venedik

İki gün geçirdiğim Vittorio Veneto, yaklaşık dört beş kez gittiğim İtalya’nın şüphesiz beni Pompei kentinden sonra en fazla heyecanlandıran bölgesi oldu. Ne yalan söyleyeyim; geçmiş ziyaretlerimizde karış karış gezdiren rehberimiz her ne kadar bizi kendince en önemli yerlere götürse de bu sefer yalnız gezmek daha özgür ve daha rahat hissettirdi.

Zamanımın kısıtlı olmasından ötürü çok hızlı bir deneyim olacak ancak yarım gün içerisinde Venedik’de ne kadar fazla yer gezip görürsem kendimce o kadar mutlu olacaktım.

Castel Brando

Kaldığımız otel Cison di Valmarino bölgesinin en güzel oteli olan Castel Brando, on altıncı yüzyıl mimarisinin en güzel kale örneklerinden biri olan beş yüz yıllık bir şaheserdi. Venedik turu için erkenden yola çıkmam gerekiyordu. Ancak bu güzel kalenin ve çevresinin sükûnetinden zor ayrılıyordum.

Venedik beni bekliyordu ve bir saat sonra orada olacaktım.

Yol arkadaşım Yerşev ile Venedik’e doğru yola çıktık. Yeşiller içerisinde ve dağlar arasındaki yolculuğumuzun ardından Venedik’e vardık. Arabamızı tam şehrin merkezindeki katlı park alanına park ettik. Daha önceki seyahatlerimde faydalandığım turistik haritalar yerine bana yolculukta eşlik eden İtalyan arkadaşım, beni her yere götürmek üzere programlanmıştı. Yani “Let’s get lost!” diyerek, kendimi labirent gibi küçücük sokaklara bırakamayacaktım.

Aslında böyle bir korku olmadan dolaşmanın da mükemmel bir duygu olduğunu söylemeliyim. Zaten Barcelona ve Paris ile yarışan Venedik tamamen turistler ve turizm üzerine programlanmış bir destinasyon. Neredeyse her sokak başında evlerin duvarlarında yazılı olan Rialto Köprüsü veya San Marco Meydanı’nı gösteren işaretleri takip ederken kaybolmak zaten gerçekten çok zor.

Dediğim gibi zaman darlığından dolayı biraz seçici olmak gerekiyordu çünkü yarım günde tüm Venedik’i dolaşmak neredeyse imkansızdı.

Rialto Köprüsü (Ponte di Rialto) ilk durağımız oldu. Büyük Kanal (Grand Canal) üzerindeki bu köprü Venedik’in hatırı sayılır sembollerinden biri. 12. yy’da Venedik darphanesine yakınlığından dolayı “para köprüsü” olarak bilinen tahta köprü, 15. yy’da pazarlara olan yakınlığı nedeniyle finansal olarak gelir elde etmiş ve köprü günümüzdeki taş görünümünü almıştır. Kum tanesi gibi insanlar her yerde, hediyelik eşya satan mağazalardan alış veriş yapanlar, dondurma almak için sıra bekleyen kişiler… Köprü üzerinde muazzam bir kalabalık var. Çevresi de aynı şekilde…

Büyük KanalAslında bunu Venedik’in geneli için de söylemek mümkün.

Venedik için kanallar şehri denilir fakat bir o kadar da köprüler şehri aslında… İrili ufaklı hemen hemen tüm köprüde uygun bir alan bulunur bulunmaz fotoğraf çektirmek için herkes adeta birbirini eziyor. Köprülerin üzerinden Büyük Kanal’daki deniz taksilerini, vaporettoları ve tabi ki endamlı ve nazlı bir kız gibi gezinen gondolları ve üzerlerinde İtalyan barkarolleri söyleyen gondolcuları görebilirsiniz.

Gondola binmek Venedik`te yapılması gereken en önemli şey aslında. Biz kısa tur için indirimli fiyattan yararlanıp 60 Avro ödedik. Binaların tarihi dokusuna gelecek olursam; Girne Antik Limandaki binaların tamamı ile kopyalanmış bir benzeri gibi.

Kanallar, gondolcunun ustalıkla yönettiği gondolun her döndüğü köşe daha bir güzel geliyor insana. Romantizm denilen şey ise en üst noktada, yani zirvede. Elbette atmosferin başlı başına romantik olmasının yanı sıra öğrendiğim kadarı ile bazı gondollarda ikram edilen şampanyanın da buna büyülü bir katkısı olsa gerek. Ben tek olacağım için boat taxi’de olmayı tercih ettim ve kalabalık bir yerden ziyade Venedik’in güzelliklerini tek başıma keşfetmeyi denedim.

Harika ve çok konforlu boat taxi’min içinde, hayat dolu genç bir kaptana emanet ettim kendimi. Belki de son on beş yıldır, rüzgarın sesi ile bütünleşen ve büyülü kentin tüm ihtişamı ile birleşen bir enerji patlaması yaşamamıştım.

Kendinizi sıfırlamak için mükemmel bir ortam sunuyor gök kuşağının tüm renklerini sunan Venedik.

rialtoMeydandayken çok enteresan duygulara kapılıyorsunuz. Smokinli müzisyenler, Lavena Cafe’nin bahçesinde senfonik ve tanıdık bir İtalyan bestesini çalıyorlar. Biraz da müzik ile uğraşıyor ve güzel melodileri seviyorsanız, Moliendo Cafe, Perifidia, It’s Now or Never (Oh Sole Mio), Surrender, Quando, Quando, La Vie en Rose gibi ezgilerin etrafta dolaştığını duyuyorsunuz. Yazın tam ortasında, binlerce kişilik bir kalabalığın arasında bu duyguları yaşamak biraz farklı ama kahve içmenin keyfi ise bu insanların arasında son derece güzel.

San Marco Meydanı tarihe tanıklık etmiş en fazla turistin ziyaret ettiği yer. Günümüzde meydanda çeşitli festivalleri, etkinlikleri, ayrıca güvercinleri görebilirsiniz. Meydan, bir manastır bahçesi olarak yapılmış fakat daha sonra Venedik’in dini ve politik merkezi haline gelmiş. San Marco’da bir yandan tarihi koklarken bir yandan da şık restoran, kafe ve dükkanları görebilirsiniz. Meydanın orijinal adı Piazza San Marco olmasına rağmen İngilizce olarak St. Mark’s Square olarak biliniyor. Bu muazzam meydan, aynı zamanda Napolyon tarafından “Avrupa’nın resim odası” olarak da adlandırmış.

venedikGrand Canale ve gerçek Venedik

Venedikliler’in Canalazzo olarak adlandırdığı bu büyük kanal eski bir nehir yatağını takip ederek şehri ortadan ikiye ayırıyor. Geçmişte ticaret gemilerinin ulaşımında kullanılan kanal bugün toplu taşıma araçları olan vaporettolar, gondollar ve deniz taksilerinin ulaşım yolu olmuş durumda.

Şehri Avrupa’nın ve hatta tüm dünyanın şehirlerinden farklı kılan, Venedik’i Venedik yapan, kentin romantik atmosferinin en önemli kaynağı Grand Canal. İster istemez buranın enerjisi ve etkisi altında kalarak kendinizi mutlu hissediyorsunuz. Burada en önemli köprüler; Ponte della Costituzione, Ponte degli Scalzi, Rialto Köprüsü, Accademia Köprüsü.

Yine sağlı sollu Palazzolarla süslü bir kanal burası. Sağ tarafta 15. yy’da yapılan Ca Foscarini, Ca Pesaro, Casa Favretto, Palazzo Morosini Brandolin, Pescheria‘yı, sol tarafta ise; Palazzo Barbarigo, Palazzo Gussoni-Grimani, Palazzo Fontana Rezzonico, Ca’d Oro, Palazzo Sagredo, Palazzo Foscarini, Palazzo Michiel dalle Colonne, Palazzo Michiel del Bruso, Palazzo Mangili Valmarana ve Ca’d Mosto karşınıza çıkıyor.

Grand Canal’ın en eski kısmını oluşturan Rialto ise hâlâ bölgenin ticari merkezi. Burada sağ tarafta; Palazzo Papadopoli, CA’Corner-Martinengo-Rava ve Palazzo Barzizza‘yı, sol tarafta ise; Fondaco dei Tedeschi, Palazzo Camerlenghi, Riva del Ferro Rıhtımı, Palazzo Manin-Dolfin, Palazzo Bembo, Palazzo Fersetti, Palazzo Loredan ve Palazzo Grimani’yi göreceksiniz.

Büyüleyici bir tarih tüneli içerisinde hissediyorsunuz kendinizi. Zaman adeta 16. ve 17.yy’da sabitlenmiş burada. O yıllardan kalma Venedik aristokrasisinin evleri ve palazzoları karşınızda tüm ihtişamları ile duruyor.

Yazmadığım o kadar çok şey var ki; inanılmaz. Daha birçok yer var anlatmadığım. Bu arada küçük bir dip not, Venedik’te yaşayan yerli halk büyük kruvaziyer gemilerden o kadar çok şikayetçi ki; artık gelmesini bile istemiyorlar ve yakında bunun için çok ciddi adımlar atacaklarmış.

Doğrusunu isterseniz, benim de duygularım aynı yönde. Lagün o kadar büyük tonajlı gemilere çok uygun değil ve mutlaka tedbir alınması gerekli.

İsmet Esenyel

Bu yazılar da ilginizi çekebilir

Yorum Bulunamadı

Cevap Yaz