Martan'ın Sepeti

Anlam

17 Ağustos 2019

Öykü: Anlam | Yazar: Zeynep Mete

Küçükken en sevdiğim şeylerden biri de; büyükannemin dizlerine yatıp onun ela, yeşil hareli gözlerine bakarak anlattığı masalları dinlemekti. Masalların seyri; “Sorna ne olmuş büyükanne, peki neden öyle olmuş?” diye sorarsam alışılmadık, büyülü, sıradışı bir hale dönüşürdü. Bu çok eğlenceliydi. Eğer anlatılanlar; sıkıcı ve sıradansa sorumu sorar, masalın seyrini böylece aniden değiştirir ve tadına doyulmaz bir hâl alan masalımı mutlulukla dinlerdim. Ardından da tahmin edeceğiniz gibi beni sıcacık bir battaniye gibi sarıp sarmalayan uykunun konuğu olurdum.

Keşif muhteşemdi fakat, ben asıl bu durumun nedenini çok merak ediyor, masalların arkası kesilir mi diye de soramıyordum. Sonra birgün tüm cesaretimi toplayıp büyükanneme sordum. O, çok hoş bir gülümseme eşliğinde; “Herkes biraz ilgiyi hak eder değil mi?” diye yanıtladı beni.

O gün ve takip eden diğer günler uzun bir süre söylenini düşündüm ve doğruluğunu test etmek için bir çok deneme yaptım.

Evet!!! Doğruydu…

Evimizi süsleyen çiçekler, onları daha çok sevgiyle büyüten büyükannem uzun süreli akraba ziyaretlerine gittiğinde küsüp soluyorlardı. Biraz daha büyüyünce de babamın yokluğunda annemin; bizi dinlerken sabırsız olduğunu, daha çok kızdığını ve gözlerinin içinin daha az güldüğünü farkettim. Biraz, biraz daha büyüyüp, dünya günüm de benimle birlikte büyüdüğünde ise; eğer yaşadığımız olaylara, mekanlara, ilişkide olduğumuz kişilere, eşyalara birer anlam yüklemeyi başarabiliyorsak mutlu olabildiğimizi anladım.

Bir şeyin yalnızca farkında olmak, o şeyin sizin için bir anlamı yoksa sizi mutlu etmiyordu. Yani; anlatılan masalın sıradanlığını, çiçeklerin susuzluğunu, annenizin huysuzluğunu farketmeniz değildi önemli olan, bunun sizin için anlamını kavrayabilmiş olmanızdı asıl olan.

Peki…

Farkındalığa anlam hırkası nasıl giydirilir ve böylece mutluluklar taçlandırılabilirdi? İşte bu minik öykü hem anlam yüklemenin önemi, hem de onu bana anlatan çok sevdiğim bir dostumun aziz hatırası için sizlere yeniden anlatılıyor.

Anlam

Bir zamanlar içinden tren geçen küçük bir kasabada bir adam yaşarmış. Adamın işi; kasaba istasyonuna gelen trenlerin; geliş ve istasyondan ayrılış saatlerini bir sonraki istasyona bildirmekmiş. Gelip geçen trenler az, günler ve geceler uzun olduğunda adamın canı sıkılmaya başlamış. Vakti çok, işi azmış çünkü. Rahmetli babasından öğrendiği ağaç oyma işini yeniden hayata geçirmeye karar vermiş. Başlamış geçmişte onun için anısı olan; çiçekleri, ağaçları, insanları minicik ağaç heykellere dönüştürmeye. Artık canı hem daha az sıkılıyor, hem eski güzel anıları tazeliyormuş.

Derken istasyona gelip gidenler adamın yaptığı heykelleri çok beğenmeye ve satın almaya başlamışlar. Gel zaman git zaman yaptığı ağaç heykeller çok ünlü olmaya ve çok talep görmeye başlayınca da bizimki işinden ayrılıp ağaç oymacılığına başlamış. Başta işler iyi gitmiş, ancak bir zaman sonra ağaç heykeller eskisi kadar talep görmez olmuş ve adam eski işinin başına geri dönmüş.

Bu olay bir kaç kez tekrar etmiş. Bizimki işini değiştiriyor, ağaç heykel işine giriyor, iflas edince de tekrar eski işine geri dönüyormuş.

Bir süre sonra ağaç oymacımız hatalarını telafi etmiş, başarısızlıklarından ders almış ve artık ülkenin en başarılı girişimcilerinden biri haline gelmiş. Bir gazeteci günün birinde onun başarı sırrını öğrenmek ve genç girişimcilere örnek olmasını sağlamak için onunla bir röportaj yapmayı aklına koymuş, kararlaştırılan günde bizimkinin ziyarete gitmiş. Üç beş sohbetin ardından gazeteci;

“Beyefendi” demiş, “Hepimiz biliyoruz ki siz çok başarılı ve yıkılması zor bir şirketin sahibisiniz. Lütfen gençlere örnek olması için söyler misiniz, sizin başarınızın sırrı nedir?”

Adam gülümseyerek cevap vermiş;

“Elbette” demiş, “Yalnız benim iki sırrım var. Birincisi; ben heykellerimi hep bende anısı, anlamı, geçmişi olan varlıkları seçerek yaptım. Ne zaman ki sıradan heykeller yapmaya başladım, işte o günden sonra işler kötü gitti ve iflas ettim. Bu gerçeğin farkına varmam uzun zamanımı aldı, ondan daha uzun zamanımı alan şey ise geçmişte anlam yüklediğim her şeyin heykelini yapıp bitirdiğimde, bugünkü farkındalığımla anlam yükleyebileceğim yeni şeyler bulmaktı. Bu kez etrafımda gördüklerimin nedenini araştırmaya başladım. Eğer nedeni çözersem onlara bir anlam yüklemeyi başarabildiğimi ve böylece de mutlu olduğumu farkettim.”

Gazeteci hayranlık dolu gözlerle adamın sözünü kesmiş;

“Lütfen,lütfen bizim için bir örnek verir misiniz?”

“Sadece gözlemledim, ama bu kez tek başıma değildi gözlemlerim. Olayları insanları ve nesneleri; arkadaşlarım, dostlarım, çalışanlarımla gözlemledim. Gözlemlerime onların gözlemlerini, düşünce ve tutumlarını da ekledim. İnan bana artık tükenmez bir hazine sandığına sahiptim. Üstelik muhteşem bir ufuk kazanmıştım, heykellerimi yaratmak şimdi çok daha kolay ve mutluluk vericiydi.

İkinci sırrım ise benim daima ‘elde var birim’ vardı. Yani her başarısız olduğumda dönüp gelecek bir işim ve bir evim. Biliyor musun; ailemle yaşadığım o minik kasaba evini satın aldım, ne zaman dara düşsem; oraya gider, anlamını yitirmiş farkındalığımı terbiye ederim. Mutluluk ve en büyük zenginlik farkındalığa anlam yüklemeyi başarmaktır çünkü.”

“Genç adam,” diye devam etti sonra, “Farkındalığına anlam yüklemeyi başaramayanların daha mutlu olduğu gibi bir masala sakın inanma. Karnını doyurmak için bile olsa; hiç kimse acele pişmiş çiğ bir aşla sofrasını şenlendiremez öyle değil mi?”

Masal böyle işte; ben de biraz izin istiyorum sizlerden, farkındalığımın anlamını biraz daha zenginleştirmek adına. Yeniden öykülerde buluşana değin kendinize benim için iyi bakın olmaz mı?

Zeynep Mete

Bu yazılar da ilginizi çekebilir

1 Yorum

  • Cevapla Pınar Sude Genç 17 Mayıs 2020 at 16:55

    Yazı gerçekten çok güzel olmuş. Öykü de çok hoşmuş (: Umarım daha nice öykü yazarsınız, biz de okuruz ♥️

  • Cevap Yaz

    Girne Antik Liman
    Girne Antik Liman
    Öykü: Umarım Bu Gece Öldürülmem | Yazan: Didem Çelebi Özkan