Ay Işığı Yolcusu

Azim

6 Ağustos 2019

Yazı: Azim | Yazan: Atakan Balcı

Vazgeçmek ne kolay ve inatlaşmak da ne pahasına olursa olsun. Azimli olmak ise farklı, azim bilinç gerektirir.

Vazgeçişler

Ne vazgeçişler görmüştür hemen herkes ama çoğu algılayamamıştır bile gözünün önünde, yanı başından, benliğinde yaşanan vazgeçişleri. O denli kanıksanmış bir durum ki vazgeçmek, kendinden, benliğinden, varoluşsal ve kaynağını özden alan seçimlerinden.

Ne vazgeçişler gördüm yanı başımda, karşımda, uzaklardaki yakınımda. Evrildikçe evrilmiş ne tinler/ruhlar gördüm her vazgeçişte.

Aydınlanmadan geriye doğru süren her evrim aşaması ayrı bir vazgeçişin ürünüdür başlarda. Zamanla ölçüsüzce aşamalar geriye doğru atlanır (ah o güzel eski zamanlar, masallar.. hayır, onlar değil) her bir vazgeçişle.

Kanatlarını yitiren ejderhalar birer çakıl taşına dönüşür, çoğu için paradır onların yok oluşu. Evet her vazgeçiş var oluşmanın tersine giden yolda sürüklenmedir. Kendilerine ait olmayana, ezberletilene, “ben” sanılana öylesine sıkı sıkı sarılırlar ki, okurlar, görürler, fakat hiç üzerlerine alınmazlar. Çünkü onlar hiç vazgeçmemişlerdir ki(?!). Azimle ilerlerler yüklenen yaban özleriyle yok oluşlarına. Varoluşsal hiçlikten ve duyuşsal büyük doğumdan olabildiğince uzakta.

Kıvranan Saltanat

Kanatlarını yitiren ejderhalar birer çakıl taşına dönüşür, semiz, küçücük, pırıltılı, derin. Üç gözü de kapalı olanlara nasıl anlatabilirsin ki göremedikleri, çoğunun asla göremeyeceği derinliği. Onlar o iki gözün biçimselliğince, algılarının elverdiğince kıvranan bir saltanat oluştururlar kendilerine. Acıyla kıvranan, Marqui de Sade’ın mecazlarından fırlamış milyonlar. Görebilenler acı çekti, yetmediği yerde yığınlara, göremeyen yığınlar çektirdi nice acıyı, Marqui de Sade’a çektirdikleri gibi. Tapındıkları kıvranan saltanatları, Muhyiddin-i Arabi’nin ayaklarının altındadır hâlâ.

Lemurya’dan Çıkış

Lemurya’dan çıkışın acıları dinmedi hala hiçbirimizde. Hâlâ tufan masalları anlatır Pasifik’teki, içerdeki ve yüzeydeki tufanın gerçekliğinden habersiz olan kıvranan saltanatlarının her biri birbirine bağımlı tahtlarında oturan yığın. Hep daha fazla, daha fazla ve daha fazlası…

Bu aç gözlülükle övünenler, köle ahlaklı yığının hücreleri. Ya da umutsuz, soluksuz vazgeçişlerini her solukta atmosfere yayanlar. Vazgeçişlerin de erdemi vardır kimi zaman, Lemurya öğretisini içindeki bilge yılanın fısıltısında duyanlar anlayacaktır. Ama yığının vazgeçişleri Dünya Ana’yı soluksuz bırakma uğraşına emanet bir kötülüktür çoğu zaman.

Azim, işte azim bu karmaşadan öte bir yol, bambaşka bir varoluşma uğraşı. Gerçekliğin yolda olduğu bilgisini sözden ibaret olarak dillendirmeyip sözcükler ötesinde kavrayanların her bir adımının çıkardığı kutlu toz…

Beyaz örtülü kirden, kirin vazgeçişler ve hırsla örülü tuzaklarından uzak; erdemli vazgeçişler ve kutlu azim ile adımlanan yolun tertemizliğiyle tozlanalım.

Sevi ve ışık ile!…

Atakan Balcı

Bu yazılar da ilginizi çekebilir

Yorum Bulunamadı

Cevap Yaz