Mavi Okyanus

Bir Varmış, Bir Yokmuşuz

8 Ağustos 2019

Yazı: Bir Varmış, Bir Yokmuşuz | Yazan: Mustafa Çağa

Masallardan aklımda kalan, sanki hayatın en kısa özeti niteliğinde söylenen, kıymet bilmeyi en iyi anlatan, fakat hangi masal olursa olsun sonunda var mıymış, yok muymuş netliğine ulaşılamayan gözde cümlem.

Bir Varmış, Bir Yokmuş

Yani aslında her şey bir masaldan ibaretmiş. Anlatılan onca masalda yer alan kahramanlar bile unutulup gidermiş.

Gerçekler de öyle değil mi ki? Çocukken düştüğündeki canının acımasından, sevdiğini kaybettiğindeki hüznüne kadar, iz bırakmış olsa da her şey geçip gitti hayatlarımızdan.

Belki de hayatın en acı yüzü olsa gerek; unutmak veya unutulmak. Ya da bize sunulan armağan mıdır aslında kolay unutmak, alışmak, kabul etmek ve olanı yaşamak.

Peki, bir var, bir yok isek, unutulmamız kolay ise, zaman da böyle akıp gidiyorken, bir şeyleri değiştirme zamanımız çoktan gelmedi mi?
Yani yok olduğun zaman senin hatırlanmanı sağlayacak, atmış olduğun adımlar ile anılacağın güzel şeyler gerçekleştirme konusundan bahsediyorum. Belli rutinde seyreden hayatından ayırabileceğin küçük zamanlar içerisinde yapabileceğin bir şey sayesinde hem kendini motive ve mutlu hissedebilir, aynı zamanda geleceğe bir miras bırakabilirsin.

Sadece kendi hayatın için değil, başkalarının hayatı için de bunu gerçekleştirebilmek için yapman gereken ilk önce kendini dinlemek olacaktır. Sonrasında dış çevrende yer alan herkesin fikirlerini ve önerilerini dinleyip yapmak istediklerine katkı sağlayabilirsin. Başarının anahtarlarından biri de budur.

Yaşamış olduğum bir olayı sizlerle paylaşmak istiyorum.

Sosyal medya üzerinden bana ulaşan bir arkadaş ile idealleri ve hedefleri hakkında konuştuk. Yazışmalar çok uzun sürünce kendisine cep telefonumu verdim. O, eşinden ayrılmış bir erkek ve bir de kızı var. Kendi hayatını sürdürdüğü alan, ona dar gelmiş olsa gerek ki yeni bir şeyler yapmak istiyordu. Fakat konuşmalarımızda da hep çevresindeki etkileşimi anlatıyordu. Yani atacağı adımların sonuçlarının başkaları tarafından nasıl değerlendirileceğini çok önemsiyordu. Benim için önemli olan ise onun bir şeyler yapmak istiyor olmasıydı. Hayattaki en önemli aksiyon “istemek” kelimesini kurduğu bir cümlede kullandığında beni yakalamıştı.

Uygun bir zamanda beni aradı. Ailesinden, eşinden, kızından, işinden anlayacağınız her şeyden bir parça konuştuk. Tabi ki ben de kısa kısa kendimle ilgili birçok konuyu onunla paylaştım.

Yeni bir şeyler yapmamın ilk aşamasını Londra’ya gitmek ve orada bir iş analizi yapmak sonrasında da bir iş kurma fikri oluşturuyordu.

Sorunlar & Çözümler

Onun ilk takıldığı konuların başında, kızına olacak özlemi, iş konusunda başarılı olup olamayacağı ve tabi ki elinde olan bütçesi yer alıyordu. Londra’ya sık sık gidip gelen biri olarak söylemlerine karşı anlattıklarım, gerçek olması dolayısı ile, ara ara ses tonunun düşmesine neden oluyor, ardından söylediğim çözümler ise onu yükseltiyordu. Hatta bir arkadaşının ona; “Bulgar vizesi ile de Londra’ya girebiliyorsun, vize almana ve vize ücreti ödemene gerek yok” söylemine de “Maalesef İngiltere vizesi de alman gerekecek,” dediğimdeki umutsuzluk ses tonundan hissedilebiliyordu.

Şu anda takıldığı prosedürlerin hepsinin aşılacağını tek tek anlattım. Yapacaklarının sonuçları çevresinde etki uyandırsa da ilk önce ve en önemli ölçüde sadece onu etkileyeceğini anlattım. Sonra ona Türkiye’de yaptığı çalışmalarının aynısını, aynı şekilde Londra’da da devam ettirmesi gerektiğini söyledim. Bir ajansı var, şirketlerin tanıtım çekimlerini yapıyor.

Önerdiğim iş planı onu etkilemişti. Kendisine en az üç farklı sektör seçmesini söyledim. Sonra bu sektörlerde seçeceği en az ikişer firmaya ücretsiz bir tanıtım filmi çekimi yapmasını önerdim. Bunun amacı ilk referans müşterilerini yaratmaktı. Firma ile görüşmende tek şartının ücretsiz olarak onlara bu hizmeti verdiğini kimseye söylememeleri olduğunu iletmen ve onları bu konuda ikna etmen olmalı, dedim.

Konuştukça çıkan sorunlar vardı elbet fakat ben her seferinde onu çözüme itiyordum. Bu sefer de “Benim o seviyede yeterli İngilizcem olmayabilir,” dedi. Beni gülümseten de bu olmuştu. “Londra’nın yarısı zaten Türk,” demiştim. Ziyaret edenler bilir gerçekten de her yerde Türk bulmak mümkün.

“En kötü sen de Türk işletmelerin sahipleri ile iletişim kurarak başlarsın,” dedim.

Karar

Uzun bir telefon konuşmasının ardından artık ikna olmuş gibiydi. Ama kafasında yer eden bence detay olan bazı problemler onun için henüz sonuca ulaşmamıştı. Kendisini takipteydim. Ara sıra da yazışıyorduk. Ortalama yirmi gün sonra bana bir resim attı, Londra biletleri elindeydi.

Onun için ve kendim için çok sevindim. O gün insanlara dokunmanın önemini gerçekten çok daha iyi anladım. Sonucu ne olursa olsun çok istediği bir şey için adım atmıştı.

Konuştuğumuz her şeyi tek tek gerçekleştirmeye başladı ve çok başarılı bir şekilde ilerliyor. Ufacık da olsa katkı sağlamak beni onurlandırdı.

Bir var, bir yok olabiliriz fakat bizlerden sonra güzel duygular ile anılacak her şey için bedel ödemeye, azmetmeye ve umutlu olmaya her zaman hazır olmalıyız.

📍 “Once there was, once there wasn’t”
İşte bu da İngilizcesi 😉

Sevgiler,
Mustafa Çağa

Bu yazılar da ilginizi çekebilir

Yorum Bulunamadı

Cevap Yaz