Naftalin

Çekirdek Ekmek

20 Ağustos 2019
çekirdek ekmek

Sıcak bir cuma.
Yağmur sıcağı…

Feribottan indim. Baktım otobüsler yoğun, bir taksiye attım kendimi, doğru baba evine. Rahatsız etmeyeyim milleti diye kendi anahtarlarımı buldum. Çevirdim, açtım. Eski ev. Küçük bir holden sonra salona direkt giriliyor. Evrak çantası ıvır zıvır bir kenara koydum.

Gelişimden kimsenin haberi yok.

Babamı tekerlekli sandalyesinde, televizyonun dibinde ağzı açık uyuklarken buldum. Ses etmedim. Kafamı kaldırdım. Nurdane gelmiş, gene cam siliyor. Korkutmayayım istedim; “Yağmur yağacak niye cam siliyorsun Nurdane Abla,” diye usulca seslendim.

Seneler geçti. Bu kadın yaşlanmıyor. Annemin eli ayağı ve artık çoğunlukla bizde.

“Oğlum gelmiş,” diye cıvıldayıverdi balkon korkuluğundan inerek. Sarıldı boynuma.

“Annem nerede?” dedim.

Pazara gitmişler. Ablam da sabah gelmiş. Biraz hava alsın, açılsın diye çıkarmış annemi. Döne döne baktım eve. Bir ay olmadı aslında ama özlüyor insan.

Sehpanın üstündeki yeşil kül tablasına dalmışken gözlerim, yemek masasının altından hışırtılar geldi. O yana döndüm. Bir baktım kızımdan biraz küçük bir bıdık kapkara gözleriyle bana bakıyor.

Nasıl tatlı, nasıl mahzun.

Bir elinde bez bebek, bir elinde bir dilim kare ekmek. Kokuşmuş şato çakması evde bu çocuk ne arıyor diye düşünürken Nurdane yetişti.

“Yavuz oğlum, Miray benim torunum. Kızım yeni işe başladı. Damat gideli beri beş boğaz kolay doymuyor, bugünlük yanımda getiriverdim gari. Zararı olmaz sabinin,” dedi boynunu bükerek.

Tam cevap verecektim ki Miray’ın ekmeği elinden düştü. Eğildim eline tutturmak için.

“Çekirdek ekmek,” dedi.
“Efendim?” dedim, “Anlayamadım?”
“Çekirdek ekmek” dedi, gülümsedi. Nurdaneye göz kırptım.

“Tamam abla,” dedim, “Bak işine, ben buralardayım.”

Annemin daima tarhana kokan mutfağına girdim.

Karnım açtı. Bu eve gelince herkes, toksa bile aç hisseder çünkü. Masanın üstündeki tahta ekmekliğin kapağı açık kalmış. Elimi uzattım çeşit çeşit ekmek var. Kahverengi ambalajda “Siyez buğdaylı, tam tahıllı ekmek” yazıyor. Dolaptan peynir çıkarıp gömdüm tabi. Aman nasıl lezzetli. Bu bizim dinozorlarda şeker, tansiyon, milyon tane hastalık çıkalı beri böyle şeyler almaya başlamışlar. Belli ki Nurdane yine dolaptan bir şey çıkarmaya utanmış, çocuğu eylesin diye eline bu ekmekten tutuşturu vermişti. Pek keyifli kemiriyordu Miray da.

Akşam oldu annemler geldi. Parasını verdi annem Nurdane’ye. Torununu aldı, gitti. Biraz sohbet, balkonda çay, karpuz derken yattık uyuduk.

Uyandığımız bayram sabahı, anneme göre boşanmış, başarısız ebeveynler olduğumuzdan, çoluk çocuk olmadan öyle soğuk ruhsuz geçti.

Üç beş çocuk zili çaldı. Annemin Nuh Nebi’den kalma şekerlerine burun kıvırarak gittiler.

Ben öğlen güya rapor yazacaktım, uyumuşum. Uyanınca aklıma çekirdek ekmek geldi. Gittim mutfağa yine yedim çerez gibi, hepsi bitti.

Bayramların olmazsa olmazı, hele de tatil yerine, ailenin yanına gittiysen, meşhur “ziyaret listesi kağıdı”dır. Üşenmez yazar, arkandan da kontrol eder, gidildi mi diye.

Ahmet Dayılar, Zübeyde Yengeler falan filan… Bir baktım en altta Nurdane Abla. Güllacın kralını yapar. Listeyi ters çevirdim.

İlk kapı Nurdane Ablalar.

Ellerim cebimde çocukluğumun şehrinde yürümeye başladım. Bahçe kapısı kırılmış; yoğurt kaplarında sardunyalar, sakız gibi kireçten küçük bir ev. Üç basamaklı girişinde bizim küçük Miray. Yanında fırlama Ömer. Miray’ın gözler sulu. Ağlamış. Elinde bir küçük somun ekmek.

“Kız, gene mi ekmek kemiriyorsun?” dedim, gülmedi bu sefer. Kapı sinekliğini açtım, içeri girdim. Yüzler asık, herkes bir yerde. Bayramlaştık, oturdum.

“Oğlum Yavuz,” dedi Nurdane Abla.

“Seversin biliyorum da ne güllaç var bu bayram, ne kahve. Kahvaltıdan kalan çaydan koyayım bir bardak sana.”

“Tamam” dedim.

Anlattılar durumu.

Sabah Miray önce Ömer’e çekirdek ekmeği anlatmış sonra da çekirdek ekmek istemiş, anlamamışlar. Çok ağlayınca Nurdane durumu çözmüş ama çaresiz. Ekmeğin arkasından koparmış, kabuğunu çıkardığı çekirdekleri koymuş içine. Vermiş ellerine, yesinler avunsunlar. Miray çok ağlamış “Bu çekirdek ekmek değil,” diye. Õmer kıskanmış çocuğun bizde yediğini, ortalık karışmış.

Kahroldum….

Vicdanımın çığlığıyla kavruldum.

Kendi evimde, içilmeyen portakal suları, yenemeyen yumurtaları fırlattım duvarlara. Paylaşamadığımız her şey geldi aklıma.

Hızlıca çıktım evden. Kimseye ziyarete gitmedim. Uçtum market raflarına. Kahve de aldım Güllaç da.

Bir kaç paket de Çekirdek Ekmek.

Kapılarına bıraktım usulca.
Yürürken de özür diledim onlardan, onları düşünmeden yediğim her lokma için.

Bu bayram “Çekirdek Ekmek” sınavından çaktım ben. Miray’ın en sevdiği. Ama o bana yıldızlı pekiyi vermiş. Kızına ekmek götürsün demiş anneme.

Ben kızıma hayat dersi götürdüm anladıysa.

22 Haziran 2018,
Gökçe Çiçek Gönülaçar

Bu yazılar da ilginizi çekebilir

2 Yorum

  • Cevapla Demet Uncu 20 Ağustos 2019 at 16:09

    Yüreğinize, kaleminize sağlık. Gözlerim dolarak okudum yazdıklarınızı …

  • Cevapla Gökçe Çiçek Gönülaçar 20 Ağustos 2019 at 18:47

    Çok teşekkürler Demet Hanım…

  • Cevap Yaz