Sentez

Dumanlı Hava Sahası

18 Ağustos 2019

Öykü: Dumanlı | Yazar: Özge Can

Yüzü iki avucunun arasında, dirseklerini dizine dayamış, gözünden akan yaş toprağa değmeden buhar oluyordu. Baktığı, dumanla kaplanmış dağın önünde, çömelmiş vaziyette gözünden akan yaşın farkında bile değildi. Yanında duran devrilmiş gri kova, gökyüzünün dumandan grileşmiş maviliğine ağzını yarım açmış balığın suyla buluşma arzusu gibi hararetle deviniyordu.

Avuç içleri gün yangısıyla esmerleşmiş, susuz kalmış topraklar gibi derin çatlaklar oluşmuştu. Gözünden akan yaşı avuç içleriyle silerken bu yarıklardan yol alıp, buharlaşıyordu. İnsan bedeninin ruhuyla birlikte çöktüğünü resmetmek istese, aynını çizerdi bir ressam.
Rüstem Amca, 83 yıllık yaşamında sadece askerlik için çıkmıştı köyünden.

Dağından taşına, civarda adım atmadığı bir toprak parçası kalmamış, köyün tarihinin canlı tanığıydı. Hangi yol ne zaman yapılmış, kim hangi tarihte köyden gitmiş, mezarlıkta kim ne tarafta yatıyor, ailelerin uzak geçmişinden, yakın gelecek planlarına kadar her şeyi bilirdi.

Bölgede hangi tür bitkiler yetişir, hangi mevsimde yaban hayvanları görünür, endemik türler hangi ağacın dibinde boy gösterir aklında tuttuğu defter ile yeni nesile aktarırdı.

Şimdi dağın yamacında yanıp kül olmuş ormana bakarken, sadece yok olan ağaçlar için değil, orada yaşayan tüm bitkiler, hayvanlar, yakın gelecekte yaşanacaklar için gözyaşını akıtıyordu. Adım adım bildiği ormandaki her metrekarede yok olan gelecek için ağlıyordu. Sırtına dokunan bir el olmasa daha çok bakar ağlardı yok olan doğaya.

“Rüstem Amca, elinde bir kova suyla gidip gele harap ettin kendini, senin bir damla suyun mu söndürecekti koccaa yangını? Bırak allasen, gel hele bir soluk dinlen, ciğerin kurum doldu, şu ayrandan iç biraz.”

Elinin tersiyle itti Rüstem Amca ayran bardağını, seksen üç yaştan beklenmeyecek çeviklikte tek hamlede ayağa kalkıp, ağzının içinden söylene söylene yan yatmış kovayı alıp, yokuş aşağı koşturmaya başladı.

Ardında kalan küçük bir grup “Dur Rüstem Amca gitme,” dese de kulak asmadı seslere.

Yangının yer yer devam edip, kor gibi yaktığı ormanın içine doğru yol aldı.

Kendi kendine söylenmeye de devam ediyordu;

“Bir karınca kadar da mı olamaycaz, en azından tarafımız belli olsun. Densizler, yıllarca boşa anlatmışım bu ansızlara buraları. Yarın ağzınızı açıp, ekine bir damla su diye siz yalvarcasınız, sıcaktan pişik olurken her yerleriniz bir nefes serinlik diye siz vızıldaycasınız. O zaman görrüm ben sizi. Toplaşırsıız imamınız önde siz arkada, gökten bir damla su diye burlarda duaya siz durursuuz da, bu doğa verdiğini almadan size gün yüzü göstermez. Görürsüüz hepiniz o zaman.”

Ormanın içine yaklaştıkça söylenmesi kesildi. Adımları yavaşlayıp kulak kesildi seslere. Belki bir canlı bulur kurtarırım umuduyla yeri incitmeden yürümeye çalıştı. Ormanın içinden gelen çığlık benzeri sesleri duydu önce.

Bir insanın içerde kalmış olabileceğini sandı adımlarını hızlandırdı, sonra insan sesi olamayacağını anladı, yaralı bir hayvanın inlemesi midir acaba dedi, ona da benzetemedi. Dumandan sis perdesi oluşmuş ormanın içlerine doğru ilerlemek istese de ateşin yalımından ilerleyemeyecek noktaya gelene kadar devam etti duyduğu sesin peşinde.

Gözyaşıyla karışan göz yanmasından akan yaşlar birbirine karıştıkça önünü de göremez oldu. Çığlıklar kulaklarında çınlamaya başladı, nefesi daraldı olduğu yere yıkıldı. Rüstem Amcanın yıkılmasıyla eş zamanda birçok ağaçta külden kuleler oluşturuyordu birkaç metre ilerde.

Yıkıldığı yerde çığlıkları hâlâ duyuyordu Rüstem Amca.

Anlamlandırmaya çalışırken cümleleri ayırt etmeye başladı;

“Bin yıllardır buralardayım ben. Görüp de sırtımı sıvazlayanı, bakıp da görmeyeni, varlığıma şükredeni, yuva belleyeni gelip geçti yanımdan. Atalarım da buradaydı, siz yokken, sizin atalarınız yokken, ırkınızın gözü buralara daha değmemişken ben vardım.
Benim varlığımın farkındalığı ne zaman değiyor umurunuza? Bir el bana dokununca mı? Oysa ben sizin türünüz bana değmezse varlığımın sorgusuna kimsenin aklı değmeden yaşayıp giderdim doğada.

Bu Evren, bu Dünya, bu doğa sizin için var edilmedi. Varlığımızın yegâne sebebi siz değilsiniz. Canlı olduğumuzu anlamak için sizin dilinizden konuşuyor olmamız şart değil.

İlk nerede başladı varlığımızın katli biliyor musunuz? Efsanelerden gelmiyor, aklî selim herkesin kuracağı mantıktan öteye geçmez bilgim. Sizin ırkınız dünyada yer edinmeye başladığında ilk ben battım gözüne. Mağaradan çıktığı anda elinde baltasıyla bana saldırdı. Beni eksilttikçe kendi çoğalacak sandı. Birlikte yaşayabilmenin kurallarını ilk anda oluşturmayı akıl edemedi. Barınak için aldı baltayı eline, yakacak için aldı, güneş yeterince gelmiyor dedi aldı, ulaşım için dedi aldı. Aklına her yeni fikir geldiğinde, yok edilecek ilk beni gördü.
Benden olanı eksilttikçe dengeyi bozduğunun farkına varamadı.

Doğa kendinin olanı mutlaka geri alır!

Nitekim aldı da.

Nefesinizin kaynağı olan beni yok ettikçe, kendinizin yok olacağını nasıl düşünemediniz?

Her şeyin sunisini yaratan aklınız, benim sunimi yaratamadığının farkında değil mi?

Var olan tüm canlılar size hizmet için yok burada. Evrenin işleyişine aykırı olan sizsiniz. Elinize aldığınız baltayla, ateşle beni katlettikçe siz de katlolacaksınız. Er ya da geç, doğa bunun intikamını alacak sizden…”

Rüstem Amca, Rüstem Amca nefes al, nefes al, solumaya çalış Rüstem Amca…

Rüstem Amca ağzına takılan maskeden nefes almaya çalıştıkça daha çok boğulduğunu hissetti. Duyduğu çığlık arasında sesin dedikleri beyninin içinde çınlıyordu. Oksijenin sunisini yaratmış olan insan evladı, doğal yoldan alacağı oksijeni yok ederek kendine en büyük kötülüğü yaptığının farkında değildi.

Hırıltı nefesiyle maskeyi çıkarttı Rüstem Amca, doğa intikamını almaya kendinden başlamıştı. Bir canı vardı, varsın o da feda olsundu, tarafı belliydi hiç olmazsa, doğanın içinde sunilikten ırak doğaya verecekti canını. Hakkıydı da doğanın, orada yanıp giden kendinden daha çok yaşamış nice ağaç yok olmuştu da kendi canının ne önemi vardı ki bu dünyada?

Ciğerine dolan dumanlı havayı son bir gayretle dışarıya verip, yiten her ağaç gibi, doğada kaybolup giden her canlı gibi nefesinin zehrini yine doğaya bırakıp, göçüp gitti…

Özge Can

Bu yazılar da ilginizi çekebilir

6 Yorum

  • Cevapla Pınar Sude Genç 18 Ağustos 2019 at 11:17

    Çok güzel bir mesaj vermişsiniz, çok beğendim. Kaleminize sağlık 🙂

    • Cevapla Özge Can 18 Ağustos 2019 at 11:51

      Teşekkür ederim Sudeciğim, korumak zorunda kalmayacağımız tüm canlıların huzurla yaşayabilecekleri günler dileğiyle 🙏
       
      Öperim çok 😘

  • Cevapla Nimet Canbayraktar 18 Ağustos 2019 at 12:07

    Merhaba,
    Ne güzel anlatmışsınız.
     
    Ah bir bilseler, bir anlasalar, bir görseler. Ağacın, bu Dünyanın, en büyük, en eşsiz, en değerli, en kıymet bilir ve en güzel doğayı yaratacak tek mimar olduğunu. Belki kıyamazlar o zaman. Belki o topluluğun içinde yaşayan canlılara önem vermeseler, o acımasızlığı yapsalar bile, ne değerli ve yaşamsal olduğunu ve hatta kendileri için elzem olduğunu bir anlasalar. Belki o zaman, başka canlar için olmasa bile, kendi menfaatleri için uzak dururlar Dünya cennetinden.
     
    Kendimi yine kaptırdım ama çok uzun yıllar Marmaris’te yaşadım ve çok orman yangını gördüm ve her iki canlının feryatlarını duydum. Onun için bu isyanım.
     
    Kaleminize sağlık.

    • Cevapla Özge Can 18 Ağustos 2019 at 13:52

      Merhaba Nimet Hanım, öyküyü çok güzel özetlemişsiniz aslında, kıymetini bir anlasalar bir tanesinin bile canına kıymayı akıllarına getirmezler.
       
      Adı rant, cahillik, vicdansızlık, aymazlık, her ne olursa olsun güzellikleri yok etmek için ant içmiş bu kalabalığa; doğruyu, iyiliği, Dünyanın yaşanılabilir hallerini anlatmaktan bizler vazgeçmeyeceğiz.
       
      Teşekkür ederim değerli katkınıza 🙏
       
      Sevgimle 💙

  • Cevapla Beril Erem 19 Ağustos 2019 at 13:15

    Özge’cim zamanlaması harika, müthiş adrese teslim bir öyküydü. Kalemine sağlık.
    Özellikle ormanın dile geldiği bölümde, insanoğlunun sebep olduğu doğa katliamını gözler önüne sererken sadece öfkeli değil de; sitemkar, kırgın ve yaralı da bir dil kullanman doğanın anaç, kucaklayıcı, öğretici, koruyup kollayan ve cezalandırıcı tarafını da hissettirdi bana.

    • Cevapla Özge Can 19 Ağustos 2019 at 13:29

      Canım benim teşekkür ederim 🙏
       
      Doğa Ana kavramının hakkını vermeye çalıştım. Her şeye rağmen bizi kucaklayan yanından vazgeçmeyen doğaya, bırak borcumuzu ödemeyi en azından varlığını koruyabilsek 🙏
       
      Sevgimle 💙

    Cevap Yaz

    Girne Antik Liman
    Girne Antik Liman
    Öykü: Umarım Bu Gece Öldürülmem | Yazan: Didem Çelebi Özkan