Kırmızı

Mesude

21 Ağustos 2019

* Yazıyı yazarının sesinden dinlemek için alttaki ses dosyasını tıklayabilirsiniz.

*Yazarın Notu: Bu yazıyı, Cheek to Cheek- Ella & Louis dinleyerek okumanız tavsiye olunur. YouTube linki için tıklayabilirsiniz.

Öykü: Mesude | Yazar: Nurdan Yılmaztürk

Daha önce hiç görmediği kasabaları seçerdi tatilleri için.

Dünya o kadar büyüktü ki; küçük 1 kızken bile, uzun işaret parmağını sayfalarındaki renkli ülke isimlerine dokundurduğu büyük atlasın içinde dolaşırken hep merak ederdi, “Acaba 1 insan ömrü, tüm bu ülkeleri karış karış gezmeye yeter miydi?” Büyük 1 kadın olduğunda da aklında aynı soru ve önünde yine, artık kırmızı kalın cildi 35 senedir ayda birkaç defa açılıp kapanmaktan parçalanmak üzere olan atlası vardı.

Parmağını, atlasın parlak, kaygan sayfası üzerinde gezdirdi her zaman olduğu gibi. Yumdu gözlerini usulca. Ve durdu parmağı, sayfanın sol yanında. Bu onun küçük, keyifli oyunu idi. Parmağının durduğu yer, daha önce gördüğü 1 kasaba ise, oyunu tekrar ederdi. Bu kez şanslıydı. İlk seferinde bulunmuştu yeni yolculuğun ismi. Uzuuuunn, bol kıvrımlı, dağların etrafında döne dolana gidimli 1 seyahat onları beklemekteydi. İşte bu, en sevdiğiydi.

Yaşı büyüdükçe, daha küçük 1 bavul hazırlayabilme becerisini edinmiş olmanın sevinciyle kapandı bagajın kapağı. O sırada aklına çok sevdiği 1 şarkının sözleri takıldı; “Sadeleştim, keşkeler öldü..” diyordu adam. Gülümsedi. Gülümsediler.

Yol 1 su gibi akarken; kimi zaman onları ağaç okyanuslarına benzer ormanlar, kimi zaman başını gökyüzüne dayamış dağlar karşıladı. Şelalelerde soğuk sulara değerken parmak uçları, küçük gölcüklerin içinde, balıkları taklit ederek yüzen dev sinekleri görünce, şaşkınlığı ve kahkahaları 1 daha arttı.

“Doğa, ne mucizevi 1 tasarım ve Tanrı dünyanın en eşsiz ressamı olmalı..” diye düşündü; ayakları suda, 1 ağacı sararken kolları.

Taş ocağının etrafa saçtığı beyaz çakıllar, arabanın tekerlekleri altında, badem şekerinin dişlerinin arasında ezilişi gibi tıkırdıyordu patika yolda. Yüreği ağzına geldi biraz o anda.

Yolculuğun kendisini sevdiğinden; yola hiçbir zaman, varmak için çıkan 1 yolcu olmasa da, çok varmak istedi bu defa.

Ve vardılar da.

Badem, çam ve zeytin ağaçlarının arasına saklanmış olan evin avlusunda durdu öylece. Güneş ona tepeden bakıyordu. Küçük 1 kıza dönüştü yine ve sevinçle çırptı ellerini. Burası hayal ettiğinden ve fotoğraflarından bile güzeldi.

Odanın bulunduğu alt bahçeye inerken denizi görünce tam karşısında; şaşkınlığını ve mutluluğunu, önünde uzanan sonsuz doğadaki her canlının duyabileceği 1 sesle ve elleriyle, kollarıyla, sözleriyle onları selamlayarak ifade etti uzunca 1 süre.

Sürprizler henüz bitmemişti ama.

Kafasını sola çevirdiğinde, 1 bahçe mutfağı karşıladı onu. Avazı çıktığı kadar bağırdı, “Bahçe mutfağııııııı..” 1 yandan da zıplıyor, kendi etrafında dönüyor, yol arkadaşına sarılıyor, mutfağın dolaplarının kapaklarını açıp kapatıyordu. Yol arkadaşı onu 1 süre kahkahalarla izledi ve “Buraya 3 günlüğüne tatile geldik, yemek yapmayacaksın herhalde burada da?” dedi şaşkınlıkla. “Ekmek bile pişirebilirim..” diye bağırdı kadın parmağıyla bahçenin 1 köşesinde öylece duran taş ocağı gösterirken. Kahkahaları yayıldı tüm ovaya. Kuşlar havalandı ve gelip kondu beyaz kahve fincanının narin sapına. Adam 1 daha güldü kahkahalarla, “Sadece 1 gece için izin veriyorum. Tatil bu yaaaaa, dinlenelim diye geldik buraya..” diyerek tamamladı sözlerini.

Gündüzleri kristal sularda yıkandılar. Pudra kumlarda yürüdüler. Ağustos böcekleriyle muhabbet ettiler. Gece olunca, üzerlerine yıldızlı gökyüzünü örttüler. Ve son akşam eve, içinde yeşilliklerin yaprak yaprak kokanının, sarımsakların en beyazının, domateslerin en tatlısının, biberlerin en acısının, bademlerin en çıtırının ve limonların avuç içlerine sinen kokusunun dolu olduğu 1 sepetle geldiler.

Şahane 1 şölene hazırlanır gibi giyindiler.

Kadın kırmızı rujunu sürmeyi ihmale etmedi, her zaman olduğu gibi ve adam 1 küp kırmızı şarabı doldururken kadehlere, bahçe mutfağının ocağındaki tencerede yassı spagettiler dans ediyorlardı iç içe.

Selamladılar birlikte; önce gökyüzünü ve sonra toprağı, çam kokusunu çekerek ciğerlerine, 1 daha teşekkür ettiler bu hayattaki varlıkları için yaratıcının ta kendisine. Gün batmak üzereydi ve az sonra öğreneceklerdi ki aslında bu kasabadan güneş hiç gitmemekteydi. Geceye kızıl 1 renk bırakırdı sadece, gün ağarana dek gökyüzüne şarabi 1 tad versin diye.

Kesme tahtasının üzerine düşen bıçak sesleri yankılanırken, domatesler sularını, biberler kavruk kokularını bıraktılar; 1 köşede, güzel 1 geceden kaldığı belli olan eski 1 şarap şişesinde ne zamandır sızmış bekleyen zeytinyağın içine. Sarımsaklar, adamın hüneriyle un ufak oldular. Tuzla buluştuklarında, daha da tatlandılar. Kadının parmaklarındaki her boğum değdi; bu kokusu geceyi saran festivale ve parmak uçlarıyla yerleştirdi onları özenle, ocağın üzerinde duran 1 başka tencereye. Baharatları serpti, 1 perinin tozlarıyla sihrini gerçekleştirmesi gibiydi hali.

“Pişmek, en şahane hâl bu hayatta..” diye düşündü kadın. Varlığın her türü için geçerli olan bu fikrini sevdi 1 daha.

Küpten boşaldıkça kırmızı üzümün suyu, kadehler doldu baş döndürücü 1 mutlulukla.

Yeşillikler ince ince doğranıp, köy domateslerine sarıldılar sıkıca ve doydular limonun ferahlığına. Yerleştiler hep birlikte salata tabağına.

Yassı spagettilerin dumanları ocağın içinde ahenkle yükselirken, heyecanla sunulmayı bekliyorlardı. Kadın, sosu dilinin ucuyla tattı. Lezzeti tamdı.

Sofra, en sevdiğiydi kadının. Sofranın üzerindekilerin ve etrafındakilerin kutsallığına sonsuz 1 inanç duyardı. Onun ellerinde ve evlerinde sofra hep, özenle hazırlanırdı. Bu özelliği; annesinden öğrendiği ennn kıymetli bilgilerinden biriydi.

Denizi gören, denizin de onları görebildiği ahşap masanın, beyaz keten yastıklı 1 kanepece çevrelendiği sofralarına mutlulukla baktı.
Gülümsedi. Gülümsediler.

Fonda; gece kadar güzel 1 adam ve 1 kadın şarkılarıyla onları dansa davet ediyordu.

Ve tüm Mesudiye, bu şarkıya, yerden göğe kadar eşlik ediyordu.

Nurdan Yılmaztürk

Bu yazılar da ilginizi çekebilir

2 Yorum

  • Cevapla Ferit Sağlam 21 Ağustos 2019 at 23:07

    Kimi fotoğrafını çeker, kimi ise kayda alır yaşadığı anı; -di’li geçmiş zaman an(ı)larını zihinde her daim taze tutup, beklenmeyen acil bir durumda kalbe sıcak servis yapabilmek adına. Sen ise, kelimelerin ve sesinle ölümsüzleştirmişsin adeta.
     
    İyi ki…

  • Cevapla Nalan Erpolat 22 Ağustos 2019 at 08:34

    Gerçekten ortamı yaşatmışsın Nurdancım. Yüreğine, kalemine, sesine sağlık…

  • Cevap Yaz